BÖLÜM 9 - ARKADA KALAN İZ
Yusuf gittikten sonra kar yağmaya devam etti.
Katya bunun iyi olduğunu düşündü.
Sabaha kadar yağarsa ayak izlerini örterdi. Ahırın önündeki izleri, evin arkasındaki ezilmiş karı, üç kişinin birkaç saat önce aynı yerde durduğunu gösterebilecek her şeyi.
Fakat karın insanlardan daha hızlı olduğunu düşünmek hataydı.
Öğlene doğru köpekler havlamaya başladı.
Katya o sırada mutfakta ekmek kesiyordu. Bıçağı tahtanın üzerinde durdu.
Bir köpek.
Ardından ikincisi.
Sonra köyün aşağı tarafından yükselen erkek sesleri.
Mert arka odadan çıktı.
Bir eli kapının kenarındaydı.
Katya ona baktı.
"Yatak."
Mert başını iki yana salladı.
"İyi."
Katya gözlerini kıstı.
"Bu kelimeyi sana yasaklayacağım."
Mert hiçbir şey anlamadı.
Dışarıdaki sesleri duyunca pencereye yöneldi.
Katya ondan önce davranıp perdeyi yalnızca bir parmak kadar araladı.
Yolun aşağısında dört asker vardı.
Yanlarında bir köpek.
Katya'nın eli perdenin üzerinde kaldı.
Askerlerden biri eğilip karı inceliyordu.
Diğeri yol kenarındaki çitin arkasına geçti.
Köpek burnunu yere yaklaştırmış, tasmasını çeken askeri peşinden sürüklüyordu.
Mert Katya'nın omzunun üzerinden bakmaya çalıştı.
Katya onu eliyle geriye itti.
"Hayır."
Mert pencereyi gösterdi.
"Asker."
"Evet."
Bu kelimeyi artık ikisi de biliyordu.
Katya perdeyi bıraktı.
Mert'in yüzü ciddileşti.
Kendisini gösterdi.
Sonra Yusuf'un gece yattığı yeri.
Katya başını salladı.
"Evet. Yusuf."
Mert kapıyı işaret etti.
Ormanı.
Sonra askerleri.
Katya'nın midesinde soğuk bir ağırlık oluştu.
"İz."
Rusça söyledi.
"Sled."
Mert dikkatle baktı.
Katya iki parmağını masanın üzerinde yürüttü.
"Sled."
Mert anladı.
"İz."
Katya tekrar etti.
"İz."
Dışarıdan bir düdük sesi geldi.
İkisi de sustu.
Katya yeniden perdeye yaklaştı.
Askerler artık daha yakındaydı.
Köpek yolun kenarındaki ahırlardan birine yöneldi.
Ev sahibi ihtiyar Mihail dışarı çıkmış, ellerini önlüğüne silerek askerlere bir şeyler anlatıyordu.
Bir süre sonra askerlerden biri ahıra girdi.
Katya'nın bakışları kendi ahırına kaydı.
Yusuf orada saatler geçirmişti.
Kanlı bez.
Saman.
Botları.
Katya bir anda döndü.
Mert'e baktı.
"Burada."
Parmağıyla zemini gösterdi.
Sonra kendisini ve arka kapıyı işaret etti.
Mert hemen başını iki yana salladı.
"Hayır."
Katya paltosunu aldı.
"Sen burada."
Mert onun kolunu tuttu.
Katya eline baktı.
Mert askerleri gösterdi.
Sonra Katya'yı.
"Korkma."
Katya istemeden burnundan nefes verdi.
"Sen şu an bana mı söylüyorsun bunu?"
Elini kurtardı.
Arka kapıdan çıktı.
Soğuk yüzüne çarptı.
Katya doğrudan ahıra yürümedi.
Önce kümese gitti. İki yumurta aldı. Ardından saman sepetini kaldırıp keçinin yanına geçti.
Normal.
Her şey normal olmalıydı.
Yoldaki askerler iki ev uzaktaydı.
Katya keçinin önüne saman bırakırken gözünün ucuyla onları izliyordu.
Köpek yeniden havladı.
Bu kez daha yakından.
Bir dakika sonra Anna Petrovna'nın sesi duyuldu.
"Ne olmuş yine?"
Katya ahır kapısında göründü.
Anna yolun kenarında askerlerden biriyle konuşuyordu.
Asker sordu:
"Dün gece köpekleriniz havladı mı?"
Anna güldü.
"Benim köpek her gece havlıyor. Kendi kuyruğunu görse ona da havlar."
Asker gülmedi.
"Yabancı birini gördünüz mü?"
"Bu köyde yabancı kalmadı ki. Her gün başka asker geliyor."
Katya yumurtaları avucunda tutarak kapının yanında durdu.
Başka bir asker ona döndü.
"Yekaterina Andreyevna."
Katya yürüdü.
"Evet?"
"Dün gece dışarı çıktınız mı?"
Katya yumurtaları gösterdi.
"Gece tavuklarımı gezdirmiyorum."
Genç asker hafifçe gülümsedi.
Arkasındaki çavuş gülümsemedi.
"Ormanda yeni izler bulundu."
Katya omuz silkti.
"Kışın karda iz bulunması şaşırtıcı."
"İnsan izi."
"Bunu da insanlar bırakıyor."
Anna bu kez açıkça güldü.
Çavuş Katya'nın yüzüne baktı.
Sonra ahırına.
"Köpeği içeri sokacağız."
Katya'nın parmakları yumurtaların çevresinde sıkıldı.
Birini kıracak kadar değil.
Ama yaklaştı.
"Keçim yabancı köpeklerden hoşlanmaz."
"Biz de yabancı adamlardan hoşlanmıyoruz."
Katya cevap vermedi.
Asker köpeği getirdi.
Hayvan kapıya yaklaştığı anda huzursuzlandı.
Burnunu samanlara doğru uzattı.
Mert'in değil.
Yusuf'un kokusu.
Katya bunu düşünürken köpek birden tasmasını gerdi.
Havladı.
Bir kez.
Sonra ikinci kez.
Çavuşun yüzü değişti.
"Kapıyı açın."
Katya açtı.
Asker köpekle içeri girdi.
Katya arkasından yürüdü.
Kalbi artık ağır değil, hızlı vuruyordu.
Köpek saman balyalarının arasında dolaştı.
Yusuf'un oturduğu köşeye yaklaştı.
Burnunu yere bastırdı.
Katya oradaki koyu lekeyi gördü.
Kan.
Çok küçük.
Ama vardı.
Köpek de gördü mü bilmiyordu.
Koklamıştı.
Hayvan ansızın samanların arasına atıldı.
Katya'nın zihni boşaldı.
Asker tasmasını çekti.
"Ne buldu?"
Katya bir anda keçinin ipini çözdü.
Hayvan ürküp yana sıçradı.
Köpek hırladı.
Keçi başını öne eğdi ve köpeğe doğru atıldı.
Ahır bir anda karıştı.
Asker küfrederek geri çekildi.
Köpek havlayıp samanların üzerine çıktı.
Katya keçinin ipini yakalamaya çalışıyormuş gibi araya girdi.
"Dedim size!"
Çavuş kapıdan bağırdı.
"Çıkarın köpeği!"
Genç asker tasmasını çekerek hayvanı dışarı sürükledi.
Katya keçiyi sakinleştirdi.
Eli boynundaydı.
Hayvanın kalbi hızlı atıyordu.
Kendi kalbi de öyle.
Çavuş içeri baktı.
"Burada biri kaldı mı?"
Katya doğruldu.
"Keçi var sadece."
Adamın yüzü sert kaldı.
Katya devam etti.
"İsterseniz sorgulayın."
Bu kez genç asker güldü.
Çavuş gözlerini ondan ayırmadan birkaç saniye bekledi.
Sonunda dışarı çıktı.
Katya kapıyı hemen kapatmadı.
Acele etmek istemiyordu.
Askerler yürümeye devam etti.
Köpek birkaç kez arkasına baktı.
Sonra diğer ahırlara yöneldi.
Katya yumurtaları almak için eğildiğinde birinin avucunda çatlamış olduğunu gördü.
Sarısı parmaklarının arasından akıyordu.
Eve girdiğinde Mert mutfağın ortasında bekliyordu.
"Sen burada demedim mi?"
Mert onun elindeki kırık yumurtaya baktı.
Sonra yüzüne.
"Asker?"
Katya başını salladı.
"Asker."
Mert ahırı gösterdi.
Katya keçi boynuzlarını taklit etti.
Ardından köpek gibi havladı.
Mert birkaç saniye ona baktı.
Sonra inanamayarak gülümsedi.
Katya parmağını kaldırdı.
"Gülme."
Mert'in gülümsemesi büyüdü.
Katya da istemeden gülecek gibi oldu.
Tam o sırada dışarıdan başka bir ses geldi.
Bir at.
Ardından askerlerin selamı.
Katya'nın yüzündeki ifade söndü.
Pencereye yaklaştı.
Yolda Teğmen Sokolov vardı.
Atından iniyordu.
Köpekle gelen çavuş yanına gidip bir şeyler anlatmaya başladı.
Sokolov dinledi.
Sonra başını kaldırdı.
Önce Katya'nın ahırına baktı.
Ardından eve.
Katya perdeyi bırakmadı.
Sokolov da bakışını çekmedi.
Birkaç saniye sonra teğmen eve doğru gelmek yerine yolun karşısına döndü.
Anna Petrovna'nın kapısını çaldı.
Katya'nın içi daha da sıkıştı.
Mert yanına geldi.
"Ne?"
Katya gözlerini Sokolov'dan ayırmadan cevap verdi.
"Bu daha kötü."
Mert anlamadı.
Ama Sokolov'un bir eve girip birkaç dakika sonra başka bir kapıya yöneldiğini görünce onun da yüzündeki gülümseme kayboldu.
Katya o anda anladı.
Sokolov bu kez Mert'i aramıyordu.
Bir hikâye arıyordu.
Ve köyde yeterince çok insana aynı soruyu sorarsa, birileri farkında olmadan ona doğru cevabı verebilirdi.
Sokolov, Anna Petrovna'nın evinde uzun kalmadı.
Katya bunu iyiye yormadı.
Teğmen kapıdan çıktığında Anna da arkasından çıktı. Kadın ellerini önlüğüne silerek bir şeyler anlatıyor, Sokolov ise başını hafifçe eğmiş onu dinliyordu.
Bir ara Anna güldü.
Sokolov gülmedi.
Sonra ikisi birden Katya'nın evinin bulunduğu tarafa baktı.
Katya perdeyi bıraktı.
Mert yüzüne baktı.
"Katya?"
"Hiç."
Mert bu kelimeyi bilmiyordu.
Katya masaya döndü. Çatlamış yumurtayı bir kaba kırdı. Diğerini yanına koydu.
Ellerinin bir işle meşgul olması gerekiyordu.
Mert hâlâ pencerenin yanında duruyordu.
"Buraya gel."
Sandalyeyi gösterdi.
Mert itiraz etmedi.
Bu, Katya'nın kaygısını daha da artırdı.
Mert sandalyesine oturduktan sonra kapıya baktı. Ardından kendisini işaret etti.
"Ben... gitmek?"
Katya'nın eli durdu.
"Hayır."
Mert dışarıdaki askerleri gösterdi.
Sonra Katya'yı.
"Ben gitmek."
"Sen hiçbir yere gitmiyorsun."
Mert anlamadı ama sesindeki kararlılığı anladı.
Katya yarasını gösterdi.
"Yusuf."
Sonra ormanı.
Ardından Mert'i.
Başını iki yana salladı.
Mert'in yüzü kapandı.
Katya nedenini biliyordu.
Birkaç saat önce o kapıdan kendi isteğiyle çıkmış, önünde hiçbir asker olmadığı hâlde birkaç düzine adım sonra dizlerinin üzerine çökmüştü.
Bunu ona yeniden hatırlatmak zalimceydi.
Ama gerçekti.
Mert gözlerini masaya indirdi.
Katya biraz daha yumuşak bir sesle konuştu.
"Şimdi gidersen seni ormanda değil, yolun başında bulurlar."
Kelimenin hiçbirini anlamadı.
Yine de cevap vermedi.
Sokolov öğleden sonraya kadar köyden ayrılmadı.
Bir evden diğerine geçti.
Mihail'in ahırına baktı.
Marina Fyodorovna'yla konuştu.
Köyün kuzey ucunda yaşayan yaşlı kardeşlerden birini yolun ortasında durdurup uzun süre soru sordu.
Katya her seferinde kendisini pencereden uzaklaştırdı.
Her seferinde birkaç dakika sonra yeniden baktı.
Sonunda dayanamadı.
Şalını aldı.
Mert hemen başını kaldırdı.
"Hayır."
Katya ona baktı.
Bu kez kelimeyi kendisine söyleyen oydu.
"Evde oturup pencereden onları seyretmem daha şüpheli."
Mert anlamadı.
Katya sepeti aldı.
İçine iki parça ekmek ve boş bir kavanoz koydu. Sonra kapıyı gösterip kendisini işaret etti.
"Katya. Dışarı."
Mert kaşlarını çattı.
"Asker."
"Biliyorum."
Mert elini kaldırdı.
"Korkma."
Katya bir an ona baktı.
Sonra başını iki yana salladı.
"Bu kelimeyi de sana öğretmek hataydı."
Dışarı çıktı.
Köy yolu öğleden sonra daha kalabalıktı.
İnsanlar askerlerin ne aradığını anlamıştı artık.
Fısıltılar başlamıştı.
Katya fırının önünden geçerken iki kadın konuşuyordu.
"Gece ormanda biri görülmüş."
"Kim görmüş?"
"Bilmem. Askerler öyle diyormuş."
"Bir kişi mi?"
"Belki iki."
Katya yürümeye devam etti.
İki.
Bu kelime arkasından gelmiş gibi hissettirdi.
Yusuf'un izleri bir kişiden fazlasını mı düşündürmüştü?
Mert'in o sabah evin önünde bıraktığı ayak izleri karla örtülmüştü.
Ama tamamen mi?
Katya farkında olmadan adımlarını hızlandırdı.
Meydanın yakınında Sokolov'u gördü.
Teğmen tek başına değildi. Yanında çavuş ve elinde küçük bir defter taşıyan genç bir asker vardı.
Sokolov Katya'yı gördü.
Katya yönünü değiştirmedi.
Bunu yapmak daha kötü olurdu.
Yanlarından geçerken Sokolov seslendi.
"Yekaterina Andreyevna."
Katya durdu.
"Yoldaş Teğmen."
"Bugün herkes çok meşgul."
Katya sepetini kaldırdı.
"Ben ekmek almaya çalışıyorum. Sizin kadar heyecanlı değil."
Sokolov'un bakışları sepetin içine indi.
"Bulabildiniz mi?"
"İki parça."
"Şanslısınız."
"Ordunuz almadan önce yetiştim."
Çavuş başka tarafa baktı.
Sokolov'un dudaklarının kenarında küçük bir hareket oluştu.
Sonra yüzü yeniden ciddileşti.
"Dün gece bir şey duydunuz mu?"
Katya beklemiyormuş gibi yapmadı.
"Topları duydum."
"Toplar dışında."
"Rüzgâr."
"İnsan sesi?"
"Hayır."
"At?"
"Hayır."
Sokolov birkaç saniye sustu.
Katya bu sessizlikleri artık tanıyordu.
Adam sorular arasında boşluk bırakıyor, insanların o boşluğu kendi sözleriyle doldurmasını bekliyordu.
Katya doldurmadı.
Sokolov yürümeye başladı.
Katya da mecburen yanında birkaç adım ilerledi.
"Ormanda bulunan izler ilginç," dedi Sokolov.
Katya omuz silkti.
"İzlerin ilginç olabileceğini bilmiyordum."
"Yaralı bir adam var."
Katya'nın yüzü değişmedi.
"Öyle mi?"
"Sağ ayağını diğerinden daha derin basıyor. Bir yerde kan bulunmuş."
Yusuf.
Katya sepetin sapını tuttu.
Sokolov devam etti.
"Fakat garip olan şu. İzler köyün yakınında kayboluyor."
Katya ona baktı.
"Kar yağıyor."
"Evet."
"İzler karda kaybolur."
"Bazen."
Sokolov durdu.
"Fakat bazen insanlar onları kaybettirmeye çalışır."
Katya'nın boğazı kurudu.
"Ben iz sürücü değilim."
"Ben de değilim."
"Bugün öyle görünüyorsunuz."
Sokolov hafifçe gülümsedi.
"İşimin kötü yanı. Çok fazla şey öğrenmek gerekiyor."
Katya onun bakışını üzerinde hissetti.
"Başka bir şey var mı?"
"Şimdilik yok."
Katya başını sallayıp yürüdü.
Arkasından ses gelmedi.
Ama sırtını dönmek rahatlatmamıştı.
Çünkü Sokolov ilk kez ona şüpheli olduğunu düşündürecek hiçbir açık soru sormamıştı.
Bu daha kötüydü.
Akşam olmadan askerlerin çoğu köyün kuzey tarafına çekildi.
Katya eve döndüğünde Mert kapının açılmasıyla ayağa kalktı.
Gerçekten ayağa kalktı.
Sandalyesinden destek alarak ama hızlı.
Katya hemen kaşlarını çattı.
"Sen..."
Mert sözünü kesecekmiş gibi elini kaldırdı.
"Yavaş."
Katya durdu.
Sonra istemeden güldü.
"Tamam. En azından suçunu biliyorsun."
Mert onun yüzünü inceledi.
"Asker?"
Katya başını salladı.
"Asker."
Sonra parmaklarını masanın üzerinde yürüttü.
"İz."
Mert'in yüzü ciddileşti.
"Yusuf?"
"Evet."
Katya bir an düşündü.
Mert'e ne kadarını anlatabileceğini bilmiyordu.
Bir parmağını kaldırdı.
Yürüttü.
Sonra durdurdu.
Ardından eliyle kar yağışını gösterdi.
Mert dikkatle izledi.
Katya omuz silkti.
"Yok."
Mert anladı.
İzin kaybolduğunu.
Bir süre sonra uzun bir nefes verdi.
Katya hemen ekledi:
"Ama Sokolov..."
İsmi duyduğu anda Mert'in bakışları değişti.
Teğmenin adını biliyordu.
Katya kendi gözlerini işaret etti.
Sonra etrafı gösterdi.
Sokolov bakıyor.
Arıyor.
Mert'in çenesi sıkıldı.
Kendini gösterdi.
Ardından kapıyı.
Katya bu tartışmayı üçüncü kez yaşamaya niyetli değildi.
"Hayır."
Mert sertçe nefes verdi.
Katya masaya vurdu.
"Hayır."
Bu kez Mert de sustu.
Hava karardıktan kısa süre sonra kapı çalındı.
Ne sertti.
Ne aceleci.
Üç sakin vuruş.
Katya ile Mert aynı anda kapıya baktılar.
Katya'nın kalbi yavaşça hızlandı.
Mert ayağa kalkmaya çalıştı.
Katya eliyle durdurdu.
"Sessiz."
Mert arka odaya geçti.
Mahzene göndermedi.
Henüz değil.
Katya kapıya yürüdü.
Sürgüyü açtı.
Sokolov tek başınaydı.
"Yoldaş Teğmen."
"Rahatsız ediyor muyum?"
"Evet."
Sokolov'un bakışı kısa süreliğine yumuşadı.
"En azından dürüstsünüz."
Katya kapının önünden çekilmedi.
"Bir şey mi oldu?"
"Hayır."
Sokolov dışarıdaki karanlığa baktı.
"Bugünkü araştırmayla ilgili birkaç küçük ayrıntıyı tamamlıyorum."
Katya bekledi.
Teğmen içeri girmek istemedi.
Bu da Katya'nın beklemediği bir şeydi.
"Anna Petrovna, dün gece köpeğinin birkaç kez havladığını söyledi."
Katya omuz silkti.
"Anna'nın köpeği kendi gölgesine de havlar."
"Bunu kendisi de söyledi."
Sokolov'un sesinde belli belirsiz bir eğlence vardı.
Sonra kayboldu.
"Mihail'in köpeği de havlamış."
Katya cevap vermedi.
Sokolov devam etti.
"Köyün doğu tarafındaki hayvanlar gece yarısına doğru huzursuzlanmış."
Katya kapının kenarını tuttu.
Sokolov'un bakışı bir an onun eline indi.
Sonra yeniden yüzüne çıktı.
"Garip olan, hareketin ormandan köye doğru gelmiş gibi görünmesi."
Katya'nın kulaklarında kendi kalp atışı vardı.
Arka odada Mert sessizdi.
Çok sessiz.
Sokolov birkaç saniye bekledi.
Ardından sıradan bir şey soruyormuş gibi konuştu.
"Son haftalarda geceleri sizin hayvanlarınızda da böyle bir şey oldu mu?"
Katya hiçbir şey söylemedi.
Sokolov ekledi:
"Köpeğiniz yok ama keçiniz var. Tavuklarınız da."
Katya onun yüzüne baktı.
Soru basitti.
Fakat artık biliyordu.
Bu adam kapıların arkasında adam aramıyordu.
İnsanların hatırlamadıkları ayrıntıları topluyordu.
Bir gecenin seslerini.
Bir köpeğin havlamasını.
Bir keçinin huzursuzluğunu.
Karın üzerindeki bir ayak izini.
Ve yeterince küçük parçayı bir araya getirirse sonunda bir evin kapısına ulaşacaktı.
Katya nefes aldı.
Sokolov hâlâ cevabını bekliyordu.
Arka odada, duvarın diğer tarafında Mert'in nefesi vardı.
Katya onu duymuyordu.
Ama orada olduğunu biliyordu.
READER NOTES
Comments