BÖLÜM 27 - SOKOLOV GERÇEĞİ GÖRÜYOR
Katya, Aleksey'in Mert'e kayan bakışını gördü.
"Henüz ikinizi değil."
Cümlenin son kelimesi kapının önündeki havayı ağırlaştırdı.
Mert birkaç adım ötede duruyordu. Gömleğini aceleyle iliklemişti. Bir düğme yanlış deliğe geçmişti ama Katya bunu düzeltmesini söylemedi. Birkaç dakika önce aynı odada birbirlerine söyledikleri, söyleyemedikleri ve sonunda kelimelere ihtiyaç duymadan kabul ettikleri her şey bir anda başka bir zamana aitmiş gibi görünüyordu.
Katya paltosunu aldı.
Mert hemen hareket etti.
"Ben de gelirim."
Aleksey başını iki yana salladı.
"Hayır."
Mert'in yüzü sertleşti.
Aleksey devam etti.
"Teğmen yalnız onu çağırdı."
Mert cümlenin tamamını anlamıştı.
Katya paltosunu giyerken ona döndü.
"Burada kal."
Bu kez Mert itiraz etmedi.
Katya bundan rahatsız oldu.
"Ve saklan demiyorum."
Mert gözlerini kaldırdı.
Katya birkaç saniye yüzüne baktı.
"Kaçma."
Mert'in çenesi hafifçe gerildi.
"Kaçmam."
Aleksey ikisinin arasında gidip gelen bakışını saklamaya çalışmadı.
Katya kapıdan çıkmadan önce bir an durdu.
"Birisi gelirse?"
Mert kapıya baktı.
Sonra Aleksey'e.
"Bilmiyorum."
Katya yüzünü buruşturdu.
"Harika."
Mert'in ağzının kenarı çok az kıpırdadı.
"Gerçek bilmiyorum."
Katya neredeyse cevap verecekti.
Sonra Aleksey'in beklediğini gördü.
Kapıdan çıktı.
Köy, birkaç saat önce bıraktığı köy değildi.
İnsanlar henüz nedenini tam olarak bilmiyordu ama askerî hareketlilik başlamıştı.
Karargâhın önünde iki at eyerleniyor, dört asker cephane sandıklarını kapalı sundurmanın altına taşıyordu. Kuzey yoluna bakan çukurun yanına kum torbaları yığılmıştı. Bir asker, Mihail'in büyük oğluyla konuşuyor; adam eliyle köyün kuzeyindeki evleri gösteriyordu.
Marina'nın evinin önünde Saşa durmuş askerleri izliyordu.
Marina çocuğu kolundan yakalayıp içeri çekti.
Demek Aleksey gerçekten söylemişti.
En azından saldırıyı.
Katya yanında yürüyen genç adama baktı.
"Ne kadarını anlattın?"
Aleksey gözünü yoldan ayırmadı.
"Topçunun kuzey yolunu vurabileceğini. Güneydoğudan asker gelebileceğini."
"Kaynağını söyledin mi?"
Aleksey'in cevabı gecikti.
"Bir haber aldığımı söyledim."
Katya kuru bir sesle sordu.
"Teğmen buna inandı mı?"
"Hazırlık emri verdi."
"Bu benim sorum değildi."
Aleksey ona baktı.
"Hayır."
Katya şaşırmadı.
Karargâha yaklaştıklarında yağmur yeniden incelmeye başladı. Bahar yağmuru, askerlerin botlarının çevresindeki çamuru koyulaştırıyordu. Köyün üstünde henüz top sesi yoktu.
Katya bunun ne kadar süreceğini bilmiyordu.
Mert de bilmiyordu.
Kimse bilmiyordu.
Kapının önünde Aleksey durdu.
Katya içeri girmek üzereyken kolundan tutmadı, yolunu kesmedi. Yalnızca alçak sesle konuştu.
"Bir şey söyleyeceğim."
Katya döndü.
Aleksey'in yüzündeki ifade, yangından sonra kendisini patikada durdurduğu gündekine benziyordu.
Ama o gün ne yapacağını bilmiyordu.
Şimdi biliyordu.
"Sokolov size saldırıyı soracak."
"Bunun için geldim zaten."
"Hayır."
Aleksey başını iki yana salladı.
"Yalnız saldırıyı sormayacak."
Katya birkaç saniye bekledi.
"Bunu tahmin ettim."
"Bu kez tahmin etmeyin."
Katya'nın kaşları çatıldı.
Aleksey kapıyı açtı.
"Hazır olun."
Sokolov odada yalnız değildi.
Masasının yanında yaşlı bir çavuş durmuş, önündeki kaba haritaya eğilmişti. Masanın üzerinde iki mum, birkaç kâğıt ve Katya'nın daha önce görmediği küçük bir pusula vardı.
Sokolov başını kaldırdı.
Katya'nın ardından Aleksey'i gördü.
"Dışarıda bekle."
Aleksey selam verdi.
Kapı kapandı.
Çavuş haritanın üzerinde bir yeri gösterdi.
"İki adamı doğu sırtına gönderdim."
"Bir tane daha gönderin."
"Yoldaş Teğmen, güney nöbetini zayıflatırız."
"Güneyden bir saldırı geliyorsa zaten zayıfız."
Çavuş Katya'ya kısa bir bakış attı.
Sokolov bunu gördü.
"Gidin."
Adam selam verip çıktı.
Katya ile Sokolov yalnız kaldı.
Teğmen oturmadı.
"Ne biliyorsunuz?"
Katya masasının karşısına geçti.
"Size anlatıldığı kadarını."
"Buna ben karar veririm."
Katya'nın yüzünde kısa bir sertlik belirdi.
Sokolov haritaya parmağını koydu.
"Kuzey yolu."
Katya başını salladı.
"Topçu önce orayı vuracak."
"Kaç top?"
"Bilmiyorum."
"Kaç birlik?"
"Bilmiyorum."
"Bölük mü? Tabur mu? Keşif grubu mu?"
"Bilmiyorum."
Sokolov gözlerini kaldırdı.
"Oldukça fazla şey bilmiyorsunuz."
"Size yalan sayı vermemi mi tercih edersiniz?"
"Hayır."
Parmağını haritada güneye kaydırdı.
"Buradan mı?"
Katya birkaç saniye baktı.
Mert'in mutfak masasının üzerinde parmağıyla çizdiği yolu hatırladı.
"Daha doğuda."
Sokolov parmağını ilerletti.
"Bu sırt?"
"Evet."
"Emin misiniz?"
Katya durdu.
"Bana böyle söylendi."
Sokolov'un yüzündeki hiçbir kas değişmedi.
Ama Katya, yanlış kelimeyi seçtiğini hemen anladı.
"Size."
"Evet."
Sokolov haritadan çekildi.
"Kim söyledi?"
Katya cevap vermedi.
Teğmen masanın arkasına geçip sandalyesini çekti.
Oturmadı.
Yalnızca ellerini arkalığa koydu.
"Yekaterina Andreyevna, köyün üzerine birkaç saat içinde topçu ateşi düşebilir. Bana bu bilginin nereden geldiğini söylemeniz gerekiyor."
"Bilgi doğru."
"Bunu henüz bilmiyoruz."
"Yanlışsa sadece birkaç asker bir gece az uyur."
"Doğruysa insanlar ölür."
"Bu yüzden buradayım."
"Ben de bu yüzden soruyorum."
Katya bakışını kaçırmadı.
Sokolov sessizce bekledi.
Aylar boyunca bunun nasıl çalıştığını öğrenmişti.
Sokolov bağırmazdı.
Masaya vurmazdı.
İnsanları korkutarak değil, sessizliğin içine gereğinden fazla yer bırakarak konuştururdu.
Katya bu kez o yeri doldurmadı.
Sonunda Sokolov kendi doldurdu.
"Aleksey bu sabah ormanda bir adamla karşılaştı."
Katya'nın yüzündeki değişiklik o kadar küçüktü ki başka biri görmeyebilirdi.
Sokolov gördü.
"Bunu söylemedi," dedi Katya.
"Size mi?"
Katya sustu.
Sokolov'un bakışı sertleşti.
"Demek söyledi."
Katya içinden kendisine küfretti.
Sokolov sandalyesini bıraktı.
"İlginç."
"Nedir ilginç olan?"
"Aleksey bana bir haber kaynağından söz etti. Kaynağın kim olduğunu söylemedi. Siz ise onun bir adamla karşılaştığını biliyorsunuz."
Katya'nın ağzı kurudu.
"Belki bana kendisi anlattı."
"Evet."
Sokolov başını hafifçe eğdi.
"Bundan eminim."
Katya artık bu konuşmanın saldırıyla ilgili olmadığını biliyordu.
En azından yalnızca saldırıyla ilgili değil.
"Teğmen."
Sokolov sözünü kesti.
"İlk geldiğim geceyi hatırlıyor musunuz?"
Katya'nın parmakları paltosunun cebinin üzerinde durdu.
"Elbette."
"Ben de."
Sokolov pencereye yürüdü.
Dışarıda iki asker koşarak geçti.
"Bir düşman askeri arıyorduk."
Katya cevap vermedi.
"Evinize girdim. Arka odadaki divan dağınıktı. Yalnız yaşadığınızı söylediniz."
"Yorgundum."
"Evet. Onu da söylediniz."
Sokolov pencerenin önünden ayrıldı.
"Sobada kanlı bez yakıyordunuz."
"Vera'nın yarası vardı."
"Vera'nın bacağındaki yara o kadar kanamıyordu."
Katya'nın yüzü sertleşti.
"Şimdi onun ne kadar kanadığını da mı tartışacağız?"
"Hayır."
Sokolov sesini yükseltmedi.
"Çünkü o gece bunun hiçbir şeyi kanıtlamadığını biliyordum."
Katya sustu.
"Sonra zeminden bir ses geldi."
Bu kez Katya'nın nefesi değişti.
Çok az.
Sokolov devam etti.
"Masaya yaklaştım. Beni başka bir iz buldukları için çağırdılar. Gittim."
Katya'nın zihninde aylar önceki mutfak belirdi.
Sokolov'un botu.
Mahzen kapağının kenarı.
Altındaki Mert.
"Ertesi günlerde," dedi Sokolov, "köyde ateş ve enfeksiyon için ilaç aramaya başladınız."
"Ben hemşireyim."
"Biliyorum."
"İnsanlar hastalanıyor."
"Bunu da biliyorum."
"Öyleyse sorun ne?"
Sokolov birkaç saniye sustu.
"Hiçbiri tek başına bir şey değildi."
Katya'nın eli cebinin üzerinde kapandı.
Teğmen masanın kenarına yaslandı.
"Sonra ormanda izler bulduk. Bir adam köy çevresinde kalmıştı. Hayvanların geceleri huzursuz olup olmadığını sordum. Cevabınız hazırdı."
"Çünkü aptalca bir soruydu."
Sokolov'un ağzının kenarı çok hafif hareket etti.
"Aylar sonra bile aynı cevabı veriyorsunuz."
Katya gülümsemedi.
Sokolov devam etti.
"Sonra evinize çay içmeye geldim."
Katya'nın yüzü kapandı.
"Bunun için hâlâ pişmansanız artık biraz geç."
Bu kez Sokolov'un yüzünde kısa bir şey belirdi.
Yorgunluk.
Belki başka bir şey.
Hemen kayboldu.
"Sandalyeniz tamir edilmişti."
Katya kıpırdamadı.
"Çok düzgün bir tamirdi."
"Bir sandalye yüzünden mi beni sorguluyorsunuz?"
"Hayır."
Sokolov masanın üzerindeki kalemi aldı. Parmaklarının arasında çevirdi.
"Çünkü yıllardır o sandalyeyi tamir etmediğinizi Pavel'den öğrendim."
Katya istemeden gözlerini kapadı.
Pavel.
Elbette Pavel.
Sokolov devam etti.
"Sonra pencerenizin altında düzgün yontulmuş bir tahta gördüm."
Katya hiçbir şey söylemedi.
"Onu sizin yaptığınızı söylediniz."
"Belki yaptım."
"Belki."
Sokolov kalemi bıraktı.
"O zaman kim olduğunu bilmiyordum."
Katya başını kaldırdı.
Sokolov ilk kez bütün konuşma boyunca doğrudan gözlerinin içine baktı.
"Yalnızca evinizde bir şeyin değiştiğini biliyordum."
Katya'nın boğazı sıkıştı.
Dışarıdan bir atın kişnemesi geldi.
Ardından askerlerden birinin bağırışı.
Sokolov bunlara bakmadı bile.
"Sonra yangın oldu."
Katya'nın parmakları açıldı.
"Bir yabancı ortaya çıktı. Marina'nın torununu yanan evden çıkardı."
Sessizlik.
"Aleksey onu gördü."
Katya cevap vermedi.
"Bana görmediğini söyledi."
Sokolov'un sesi bu kez biraz sertleşti.
"Dün gece yalan söylediğini kabul etti."
Katya gözlerini ondan ayırmadı.
Sokolov ağır ağır nefes aldı.
"Bir yabancı vardı."
Bir parmağını kaldırdı.
"Katya onu tanıyordu."
İkincisini.
"Aleksey onu korudu."
Üçüncüsünü kaldırmadı.
Gerek yoktu.
Katya artık cümlenin nereye gittiğini biliyordu.
Sokolov başını hafifçe yana eğdi.
"Aylar boyunca ne sakladığınızı bilmiyordum."
Katya'nın kalbi sertçe vurdu.
"Yalnızca bir şey sakladığınızı biliyordum."
Katya sonunda konuştu.
"Şimdi biliyor musunuz?"
Sokolov'un gözlerinde öfke yoktu.
Bu daha kötüydü.
"Henüz hayır."
Masadaki haritaya baktı.
Sonra yeniden Katya'ya.
"Ama bu sabah birdenbire Osmanlı birliklerinin nereden saldıracağını biliyorsunuz."
Katya sessiz kaldı.
Sokolov bir adım yaklaştı.
"Ve Aleksey, kaynağını söylemek yerine bana yeniden yarım gerçekler anlatıyor."
Katya'nın yüzünde hiçbir şey bırakmamaya çalıştı.
Sokolov bunu da gördü.
Son soru çok sakin geldi.
"Yangındaki adam mı söyledi bunu?"
Katya cevap vermedi.
Bir saniye geçti.
Sonra bir tane daha.
Sokolov'un bakışında aylardır eksik duran son parçanın yerine oturuşunu Katya açıkça gördü.
Teğmen başını çok hafif salladı.
"Pekâlâ."
Paltosunu sandalyenin arkasından aldı.
Katya'nın boğazı kurudu.
"Nereye gidiyorsunuz?"
Sokolov paltosunu giydi.
"Evinize."
Katya hareket etmedi.
Sokolov kapıya yürüdü.
Elini kapı koluna koyduktan sonra arkasına baktı.
"Bu kez," dedi, "masanın altına bakmadan dönmeyeceğim."
Katya, Sokolov'un kapıyı açmasını beklemedi.
"Teğmen."
Sokolov durdu.
"Ne?"
Katya birkaç saniye doğru cümleyi aradı.
Onu vazgeçirecek bir cümle yoktu.
Bunu biliyordu.
Yine de,
"Köy saldırıya hazırlanıyor," dedi. "Şimdi bunun zamanı mı?"
Sokolov'un yüzünde yorgun bir sabırsızlık belirdi.
"Eğer evinizde aylardır bir Osmanlı askeri saklıyorsanız, tam olarak bunun zamanı."
Katya sustu.
Sokolov kapıyı açtı.
Aleksey hâlâ dışarıdaydı.
Teğmen ona baktı.
"Sen de gel."
Aleksey'in yüzü gerildi.
"Yoldaş Teğmen..."
"Bu bir rica değildi."
Aleksey selam verdi.
Katya onun gözlerine baktı.
Genç adam bakışını kaçırmadı.
Artık ikisi de aynı şeyi biliyordu.
Birazdan yalanların hiçbiri işe yaramayacaktı.
Sokolov kapıyı açtı.
Aleksey koridorda bekliyordu. Teğmeni görünce doğruldu.
"Benimle gel."
Aleksey'in bakışı önce Sokolov'a, sonra Katya'ya geçti.
"Yoldaş Teğmen, doğu tarafındaki nöbetler..."
"Çavuş Antonov ilgileniyor."
Sokolov merdivene yöneldi.
"Sen benimle gel."
Bu kez Aleksey itiraz etmedi.
Katya üçünün birlikte nereye gittiğini sormadı.
Gerek yoktu.
Köy yolu her zamankinden daha kalabalıktı.
Sokolov'un verdiği emirler karargâhtan çoktan yayılmış olmalıydı. İki asker kuzey girişine doğru cephane sandıkları taşıyor, başka bir grup yol kenarındaki eski hendeği temizliyordu. Mihail'in büyük oğlu elinde kürekle askerlere yardım ediyor, köylüler kapılarının önünde durup olan biteni anlamaya çalışıyordu.
Henüz kimse saldırı kelimesini yüksek sesle söylemiyordu.
Ama insanlar kötü bir haberin adını bilmeden de onu tanıyabiliyordu.
Katya yürürken Aleksey'e baktı.
Genç adamın tüfeği omzundaydı. Yüzü sabitti.
Mert'i birkaç saat önce ormanda bırakıp karargâha gelen adam oydu.
Sokolov'a ne kadarını söylediğini Katya hâlâ bilmiyordu.
Şimdi sormanın zamanı değildi.
Sokolov önlerinde yürüyordu.
Katya birkaç adım sonra ona yetişti.
"Teğmen."
Sokolov hızını kesmedi.
"Ne?"
"Gerçekten şimdi mi?"
"Ne şimdi mi?"
"Evime gitmek."
Sokolov bu kez ona baktı.
"Saldırı ihtimali için emirler verildi. Nöbetler güçlendiriliyor. İnsanlar hazırlanıyor."
"Ve siz?"
"Ben de hazırlanıyorum."
Katya yüzünü sertleştirdi.
"Benim evimde mi?"
Sokolov birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra sesini yalnızca Katya'nın duyabileceği kadar alçalttı.
"Eğer düşündüğüm kişi oradaysa, evet."
Katya yürümeyi sürdürdü.
Sokolov artık düşünmüyordu.
Biliyordu.
Yalnızca kendi gözleriyle görmek istiyordu.
Evin bacasından ince bir duman çıkıyordu.
Katya bunu görünce içinde anlamsız bir rahatlama oldu.
Mert gitmemişti.
Zaten gitmeyeceğini söylemişti.
Yine de bacadan yükselen o sıradan duman, birkaç saniyeliğine başka her şeyi susturdu.
Kapıya geldiklerinde Sokolov durdu.
Katya sürgüye uzandı.
"Elinizi silahınıza götürmeyin," dedi.
Sokolov'un kaşları çatıldı.
"Bunu bana mı söylüyorsunuz?"
"İçerideki adam silahlı değil."
Aleksey'in bakışı Katya'ya kaydı.
Sokolov bunu gördü.
Sonra yeniden Katya'ya baktı.
"Bundan oldukça eminsiniz."
"Eminim."
"Kapıyı açın."
Katya sürgüyü kaldırdı.
Kapıyı itti.
"Mert."
Arka odadan ayak sesi geldi.
Mert kapıda göründü.
Üzerinde koyu gömlekle eski pantolonu vardı. Saçları hâlâ nemliydi. Sabahki yorgunluğu yüzünden tamamen silinmemişti ama artık aylar önceki yaralı adama benzemiyordu.
Sokolov'u gördüğünde durdu.
Ardından Aleksey'i.
Kaçmaya çalışmadı.
Arkasına bakmadı.
Yalnızca olduğu yerde kaldı.
Sokolov birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
Katya, teğmenin yüzünde şaşkınlık aradı.
Bulamadı.
Yalnızca baktı.
Önce Mert'in yüzüne.
Sonra omuzlarına.
Ellerine.
Masadaki bıçağa.
Mert de bakışını takip etti.
Bıçağa uzanmadı.
Sokolov içeri girdi.
"Ellerini göreyim."
Mert cümleyi anladı.
İki elini de bedeninden uzaklaştırdı.
"Silah?"
"Yok."
Sokolov masadaki küçük bıçağı gösterdi.
"Bu?"
Mert başını salladı.
"Bıçak."
"Oraya bırak."
Mert bıçağa yaklaşıp sapından tuttu. Katya'nın omuzları istemsizce gerildi.
Mert bıçağı masanın uzak kenarına bıraktı.
Sonra iki adım geri çekildi.
Sokolov'un eli tabancasının kabzasından ayrılmadı fakat silahını çekmedi.
"Adın?"
"Mert."
"Tam adın?"
Mert bir an düşündü.
"Mert Yılmaz."
"Osmanlı askeri misin?"
Bu soru için düşünmesine gerek kalmadı.
"Evet."
Tek kelime evin içinde fazla açık duyuldu.
Katya aylardır bu gerçeği saklamak için onlarca yalan söylemişti.
Mert onu bir saniyede söylemişti.
Sokolov başıyla belli belirsiz onayladı.
"Rütben?"
Mert kelimeyi ilk anda anlamadı.
Sokolov yeniden sordu.
"Orduda. Rütbe."
"Er."
Sokolov'un bakışı Katya'ya döndü.
"Demek yanılmamışım."
Katya cevap vermedi.
Sokolov yeniden Mert'e baktı.
"Katya'ya saldırıyı sen mi haber verdin?"
Mert başını salladı.
"Evet."
"Nereden öğrendin?"
Mert birkaç saniye doğru cümleyi kurmaya çalıştı.
"Ben... bizim askerlere gittim."
Sokolov'un yüzündeki ifade ilk kez değişti.
"Kendi birliğine mi?"
"Başka birlik. Osmanlı."
"Onlara ulaştın."
"Evet."
"Ne zaman?"
"Dün gece. Gece... çok yürüdüm."
Sokolov kısa bir an Katya'ya baktı.
Katya susuyordu.
"Sonra?" dedi Sokolov.
Mert devam etti.
"Orada saldırıyı öğrendim."
"Ve buraya döndün."
"Evet."
Sokolov bir süre ona baktı.
"Niçin?"
Mert'in cevabı hemen gelmedi.
Rusçası artık gündelik konuşmalar için yeterliydi. Fakat bu sorunun cevabı gündelik değildi.
Eliyle pencerenin dışını gösterdi.
"Köy."
Sokolov bekledi.
"Burada insanlar var. Saşa. Vera. Pavel..."
Katya'nın yüzü hafifçe değişti.
Mert bir an ona baktı.
Sonra yeniden Sokolov'a döndü.
"Katya var."
Sokolov'un gözleri Katya'ya kaydı.
Mert devam etti.
"Top önce kuzey yol. Sonra asker doğudan gelecek. Ben bunu bildim." Bir an durdu. "Gitmedim."
"Gitmedin mi?"
"Kendi askerlerimle."
Sokolov onu dikkatle dinliyordu.
"Orada kalabilirdin."
Mert başını salladı.
"Evet."
"Yine de geri geldin."
"Evet."
Bu kez Sokolov neden diye sormadı.
Cevabı almıştı.
Katya da.
Sokolov ağır ağır Katya'ya döndü.
"Ne kadar zamandır?"
Katya soruyu anlamamış gibi davranmadı.
"Kışın başından beri."
"İlk arama yaptığımız gece de buradaydı."
"Evet."
"Mahzende."
Katya'nın yüzünde küçük bir gerilim oldu.
"Evet."
Sokolov bir an gözlerini kapattı.
Sanki aylar önce yarım bıraktığı bir cümlenin son kelimesini nihayet bulmuştu.
"Zeminden duyduğum ses."
Katya sustu.
"Mert'ti."
"Evet."
"Birkaç gün sonra istediğiniz ateş ve enfeksiyon ilaçları?"
Katya bu kez beklemedi.
"Onun içindi."
Sokolov'un çenesi gerildi.
"Size o ilaçları ben buldum."
"Biliyorum."
"Ne için kullandığınızı bilmeden."
Katya bakışını kaçırmadı.
"Evet."
Mert ikisini izliyordu. Bütün kelimeleri anlamıyordu ama konuşmanın nereye gittiğini anlamak için buna ihtiyacı yoktu.
Sokolov'un sesi yükselmedi.
Bu, Katya'nın işini kolaylaştırmıyordu.
"Size kaç kez soru sordum?"
Katya cevap vermedi.
"Kaç kez yüzüme bakıp bana hiçbir şey olmadığını söylediniz?"
"Gerektiği kadar."
Sokolov'un yüzü sertleşti.
Katya devam etti.
"Bunu güzel gösterecek bir cevabım yok."
Bu cümle Sokolov'u susturdu.
Katya nefes aldı.
"O sabah onu ormanda buldum. Kan kaybediyordu. Yarası kirliydi. Geceyi orada geçirse ölecekti."
"Bunu anlıyorum."
"Hayır."
Katya başını iki yana salladı.
"Ne yaptığımı anlayabilirsiniz. Neden yaptığımı kabul etmek zorunda değilsiniz."
Sokolov'un bakışları yüzünde kaldı.
"Benim görevim kabul etmek değil."
"Biliyorum."
Bu kez kelimeyi özellikle söyledi.
Sokolov'un ağzı kısa süreliğine gerildi.
Katya devam etti.
"Onu teslim etseydim ne yapardınız?"
Sokolov cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.
"Tutuklardım."
"Sonra?"
"Birliğe teslim edilirdi."
"Sonra?"
Sokolov'un yüzü kapandı.
"Bunu ben belirlemezdim."
Katya başını salladı.
"İşte."
"Bu sizi haklı yapmıyor."
"Biliyorum."
"Bana aylarca yalan söylediniz."
"Evet."
"Bunu da bu kadar kolay mı kabul ediyorsunuz?"
"Kolay değil."
Katya ilk kez sesini biraz alçalttı.
"Ama yalan söyledim."
Sokolov sanki başka bir cevap beklemiş gibi ona baktı.
Katya devam etti.
"Size. Askerlere. Komşularıma. Bazen çocuklara bile."
Mutfaktaki tamir edilmiş sandalyeye baktı.
"Bir sandalye yüzünden bile yalan söyledim."
Sokolov'un bakışları da sandalyeye gitti.
Katya'nın ağzında yorgun, acısız bir gülümseme belirdi.
"Onu da Mert tamir etti."
Sokolov gülmedi.
Katya'nın gülümsemesi kayboldu.
"Pişman mıyım diye soracaksanız, hayır. Onu ölmek üzereyken içeri aldığıma pişman değilim."
Sokolov'un cevabı soğuktu.
"Bana yalan söylediğinize?"
Katya bu kez hemen cevap vermedi.
"Keşke gerekmeseydi?"
"Bu bir cevap değil."
"Hayır. Değil."
Katya gözlerini onun gözlerinde tuttu.
"Ama aynı şeyi yeniden yaşasam, siz o kapıda yine asker olarak dursanız ve Mert yine o mahzende ateş içinde yatsa..."
Sustu.
Devamını söylemesine gerek kalmadı.
Sokolov yüzünü başka tarafa çevirdi.
Katya ilk kez öfkesinin altında başka bir şey gördü.
Kırılmış bir güven.
Bunu kullanmıştı.
İkisi de biliyordu.
Sokolov bir süre sonra "Size güvendim," dedi.
Bu cümle suçlamadan daha ağır çıktı.
Katya'nın cevabı sessizdi.
"Biliyorum."
"İlaç konusunda."
Katya sustu.
"Köyün hareketleri konusunda."
Sustukça Sokolov devam etti.
"Sizi güvenli bir yere göndermek için seçenek aradığımda."
Katya'nın çenesi gerildi.
"Bunu Mert'e askerî bilgi vermek için kullanmadım."
Sokolov hemen ona döndü.
"Buna şimdi inanmamı mı bekliyorsunuz?"
Katya'nın yüzünde acı bir ifade belirdi.
"Hayır."
Sokolov bu cevabı beklememişti.
Katya devam etti.
"Beklemiyorum."
Bir süre yalnızca sobanın çıtırtısı duyuldu.
"Ben ne yaptığımı biliyorum, Teğmen. Sizin gözünüzde bunun ne olduğunu da biliyorum."
Sokolov ona baktı.
"Öyleyse en azından bir konuda aynı fikirdeyiz."
Mert bir adım öne çıktı.
"Katya asker değil."
Sokolov başını ona çevirdi.
Mert doğru kelimeleri bulmak için yavaşladı.
"Katya bana... asker şeyi söylemedi."
"Bilgi."
Mert kelimeyi tekrarladı.
"Bilgi. Evet. Katya bana asker bilgi vermedi."
Sokolov birkaç saniye onu süzdü.
"Onu korumaya çalışma."
Mert kaşlarını çattı.
"Doğru."
"Doğru olması onu korumaya çalışmadığın anlamına gelmiyor."
Mert bu cümlenin tamamını anlayamadı.
Katya anladı.
"Sokolov."
Teğmen ona bakmadı.
Mert devam etti.
"Ben burada kaldım. Önce yaralı. Sonra..."
Elini sol kaburgalarının altına götürdü.
"Sonra iyiydim."
Katya'nın gözleri yüzüne çıktı.
Mert konuşurken ona bakmadı.
"Gidebilirdim."
Sokolov'un bakışları daraldı.
"Evet."
"Gitmedim."
"Bunu da görüyorum."
"Bu Katya suç değil."
Katya hemen "Mert." dedi.
Mert yüzünü ona çevirdi.
Katya başını iki yana salladı.
"Bunu yapma."
Mert kaşlarını çattı.
"Ne?"
"Beni aptal yerine koyma."
"Ben..."
"Sen burada kaldın. Ben seni sakladım."
Katya'nın sesi sakindi.
"İkisi de doğru."
Mert sustu.
Katya gözlerini Sokolov'a çevirdi.
"Suçu birbirimizin üzerine atmayacağız. İşinizi kolaylaştıracaksa, gerçek bu."
Sokolov uzun süre ona baktı.
"İşimi kolaylaştırdığınızı söyleyemem."
Aleksey kapının yakınında hâlâ sessiz duruyordu.
Sokolov sonunda ona baktı.
Bu kez bakışı farklıydı.
Aleksey'in tüfeği hâlâ omzundaydı.
Mert eve çıktığında silahına davranmamıştı.
Kimliğini öğrendiğinde şaşırmamıştı.
Sokolov'un gözleri genç adamın yüzünde biraz fazla uzun kaldı.
Aleksey bunu fark etti.
Omuzları hafifçe gerildi.
Sokolov hiçbir soru sormadı.
Yalnızca "Seninle sonra konuşacağız," dedi.
Aleksey'in çenesi sıkıldı.
"Emredersiniz."
Katya nefesini tuttuğunu ancak bıraktığında fark etti.
Sokolov henüz ne kadarını bildiğini bilmiyordu.
Ama artık Aleksey'in de bu hikâyenin dışında olmadığını anlamıştı.
Sokolov yeniden Mert'e döndü.
"Bıçağı orada bırak."
Mert masaya baktı.
Sonra başını salladı.
"Tamam."
"Başka silahın var mı?"
"Hayır."
Sokolov birkaç saniye düşündü.
Ardından sözcüklerini Mert'in anlayabileceği kadar açık seçerek konuştu.
"Sen Osmanlı askerisin."
"Evet."
"Bizimle savaştın."
Mert'in yüzü sertleşti.
"Evet."
"Şimdi Rus köyündesin."
"Evet."
Sokolov derin bir nefes aldı.
"Bu yüzden seni serbest bırakamam."
Mert sessizce baktı.
Sokolov devam etti.
"Şu andan itibaren askerî gözetim altındasın."
Mert'in kaşları çatıldı.
Kelimeyi anlamamıştı.
"Gözetim?"
Sokolov daha basit söyledi.
"Esir."
Katya'nın yüzü değişti.
Mert ise birkaç saniye kıpırdamadı.
Sonra çok yavaş başını salladı.
"Anladım."
Katya hemen Sokolov'a döndü.
"Onu karargâha mı götüreceksiniz?"
"Evet."
"Şimdi?"
"Evet."
"Size saldırının hangi yönden geleceğini anlatabilecek tek kişi o."
Sokolov'un cevabı gecikmedi.
"Bu, onu yanımda tutmam için bir sebep."
Katya sustu.
İtirazının kendi aleyhine döndüğünü biliyordu.
Sokolov devam etti.
"Kaç kişi gördüğünü, mevzilerin nerede olduğunu, hangi yolu kullandığını soracağım."
Mert söylenenlerin çoğunu anlamıştı.
"Ben söylerim."
Katya ona baktı.
Mert'in yüzünde tereddüt vardı fakat geri adım yoktu.
Sokolov bunu da fark etti.
"Bunu yapman durumunu değiştirmez."
Mert kısa bir nefes verdi.
"Biliyorum."
Katya'nın sabrı tükendi.
"Bir dakika."
Sokolov başını ona çevirdi.
"Onu anlıyorum. Peki ya ben?"
Mutfak sessizleşti.
Katya soruyu bu kez açık söyledi.
"Düşman askerini sakladım. Aylarca. Bana ne yapacaksınız?"
Mert'in yüzü gerildi.
Aleksey başını kaldırdı.
Sokolov Katya'ya uzun süre baktı.
"Şu anda mı?"
"Evet. Şu anda."
Sokolov pencereye döndü.
Dışarıda iki asker koşarak kuzey yoluna gidiyordu.
Sonra yeniden Katya'ya baktı.
"Şu anda köyün tek hemşiresini kilit altına almayacağım."
Katya'nın yüzünde rahatlama olmadı.
Sokolov devam etti.
"Bunu sizi affettiğim için yaptığımı düşünmeyin."
"Düşünmüyorum."
"Saldırı olmazsa da, olursa ve sağ kalırsak da bu konuşma bitmedi."
Katya'nın bakışları sert kaldı.
"Yani sonra."
"Evet."
Katya başını hafifçe yana eğdi.
"Son zamanlarda herkes bana bunu söylüyor."
Sokolov gülmedi.
"Bu kez ciddi olun."
"Ciddiyim."
Sokolov'un sesi biraz daha sertleşti.
"Ben de."
Katya sustu.
Sokolov Mert'i işaret etti.
"Onu götürüyorum."
Katya bir adım attı.
"Teğmen."
Sokolov'un sabrı ilk kez yüzüne çıktı.
"Yekaterina Andreyevna."
"Saşa'yı o kurtardı."
"Biliyorum."
"Kendi tarafına ulaştıktan sonra geri döndü."
"Biliyorum."
"Size saldırıyı o haber verdi."
"Bunu da biliyorum."
"Öyleyse bütün bunların hiçbir anlamı yok mu?"
Sokolov'un yüzünde bu kez öfke değil, yorgunluk vardı.
"Var."
Katya sustu.
Sokolov devam etti.
"Tam da bu yüzden ona kelepçe takıp ilk arabayla geriye göndermiyorum."
Katya'nın bakışları değişti.
"Fakat bunların hiçbiri onun hâlâ düşman ordusunun askeri olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor."
Katya ağzını açtı.
Sokolov bu kez sözünü kesmedi.
Katya söyleyecek bir şey bulamadı.
Çünkü bu kısmında haklıydı.
Mert'in Saşa'yı kurtarması onu Rus yapmıyordu.
Köye dönmesi Osmanlı askeri olduğu gerçeğini silmiyordu.
Katya'nın onu sevmesi de savaşı yok etmiyordu.
Sokolov sesini düşürdü.
"Bir kadının evinde dört ay yaşadı diye savaşın kurallarını değiştiremem."
Katya gözlerini kaldırdı.
"Ben sizden savaşın kurallarını değiştirmenizi istemiyorum."
Sokolov kaşlarını çattı.
Katya devam etti.
"Yalnızca önünüzde duran adama da bakmanızı istiyorum."
Sokolov'un bakışları Mert'e döndü.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda "Bakıyorum," dedi.
Katya'nın yüzü değişmedi.
Sokolov yeniden ona baktı.
"Ve şu anda teğmen olarak ne yapmam gerektiğini biliyorum."
Cümle sakin çıktı.
Bu nedenle daha kesin duyuldu.
Katya cevap vermedi.
Mert duvarın yanında duran paltosuna uzandı.
Sokolov engellemedi.
Mert paltosunu giydi.
Sonra yerdeki küçük bohçaya baktı.
Matarası.
Biraz yiyecek.
Katya'nın verdiği eldivenler.
Sokolov da baktı.
"Bıçak burada kalacak."
Mert başını salladı.
Matarayı aldı.
Bohçadaki diğer şeylere uzanmadı.
Katya birkaç adım yaklaşınca Mert yüzünü ona çevirdi.
Sokolov onları ayırmadı.
Katya paltosunun yakasını düzeltti.
Bunu yaparken ellerinin titremediğini fark etti.
Şaşırmadı.
En kötü anlarında genellikle titremezdi.
Mert alçak sesle,
"Katya."
dedi.
"Ne?"
Mert bir süre ne söyleyeceğini düşündü.
"Ben geri gelirken... bunu düşündüm."
Katya kaşlarını çattı.
"Neyi?"
Mert Sokolov'a kısa bir bakış attı.
Sonra yeniden ona döndü.
"Yakalanmak."
Katya'nın eli paltosunun yakasında kaldı.
"Bunu biliyordun."
"Evet."
"Yine de geldin."
Mert başını salladı.
"Evet."
Katya birkaç saniye ona baktı.
"Bu beni hiç rahatlatmıyor."
Mert'in ağzının kenarı çok hafif kıvrıldı.
"Biliyorum."
Katya elini indirdi.
"Bu kelimeyi doğru yerde kullanmaya başlaman sinir bozucu."
Mert cümlenin tamamını anlamadı.
Ama Katya'nın sesini anladı.
Yüzünde o çok küçük, yorgun gülümseme kaldı.
Sonra Sokolov kapıya yöneldi.
"Aleksey."
"Yoldaş Teğmen."
"Önden."
Aleksey kapıyı açtı.
Mert bir adım attı.
Tam eşiğe ulaştığında ilk patlama geldi.
Ses önce havayı yardı.
Ardından yer sarsıldı.
Pencerenin camları öyle sert titredi ki Katya kırılacaklarını sandı. Rafın üzerindeki metal kupa devrilip yere düştü. Ahırdan keçinin ürkmüş sesi geldi.
Aleksey refleksle kapının yanına çöktü.
Sokolov bir anda dışarı döndü.
Köyün kuzeyinde, ağaçların gerisinden koyu bir toprak sütunu yükseliyordu.
Bir saniye boyunca hiç kimse konuşmadı.
Sokolov dumanın yükseldiği yere baktı.
Mert'in yüzündeki küçük gülümseme tamamen kaybolmuştu.
Gözleri kuzeydeydi.
Sesi çok sakin çıktı.
"Başladı."
READER NOTES
Comments