Contents
BIRTH OF THE BUTTERFLYBÖLÜM 20 - TEKLİF

This chapter is not available in English yet, so it is shown in the original Turkish.

BÖLÜM 20 - TEKLİF

Yağmurun dinmesinden iki gün sonra köy yolundan geçen ilk top arabası çamura saplandı.

Altı asker tekerleği kurtarmaya çalışırken iki at köpük içinde kalmış, yolun iki yanında biriken erimiş kar kahverengi suya dönüşmüştü. Mihail kürek getirmiş, ardından iki köylü daha yardıma koşmuştu. Bir saatin sonunda araba yeniden hareket etti.

Öğleye varmadan ardından üç tane daha geçti.

Mert pencerenin yanında durup sonuncusunu gözden kaybolana kadar izledi.

"Daha çok asker."

Katya masada temiz bezleri katlıyordu.

"Görüyorum."

Mert kuzeyi gösterdi.

"Oradan geliyor."

"Evet."

Sonra arabaların gittiği yönü işaret etti.

"Güneye."

Katya'nın elleri bir an durdu.

Bunu o da fark etmişti.

Son haftalarda asker hareketliliği değişmişti. Önceden kuzeye giden mühimmat ve asker görürlerdi. Şimdi bazı birlikler ters yönden geliyordu. Yorgun adamlar, çamura bulanmış atlar, yarısı boş cephane arabaları.

Geri çekilme demek için erken olabilirdi.

Ama iyi bir şey olmadığı açıktı.

Uzakta bir top sesi duyuldu.

Ardından ikincisi.

Mert başını hafifçe yana çevirdi.

"Dün daha uzaktı."

Katya cevap vermedi.

Bu da doğruydu.

Mert pencerenin kenarından çekildi.

Katya ona baktığında gözlerinin yola değil, evin içine çevrildiğini gördü.

Son aylarda Mert'in evdeki bazı şeylere nasıl baktığını öğrenmişti. Bir masa tamir edilmesi gereken tahtaydı. Bir kapı, gevşemiş menteşeydi. Bir odun yığını, akşama kadar yapılacak işti.

Şimdi ilk kez duvarlara başka türlü bakıyordu.

Sanki ne kadar sağlam olduklarını değil, ne kadar süre daha burada kalabileceklerini düşünüyordu.

Katya bezleri daha sert katladı.

"Bir şey bilmiyoruz."

Mert ona döndü.

"Ben bir şey demedim."

"Yüzün söyledi."

Mert birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Sen bunu çok söylüyorsun."

"Çünkü senin yüzün çok konuşuyor."

Mert gülümsemesini korudu ama gözleri yeniden pencereye gitti.

Katya bezleri dolaba kaldırdı.

Tam o sırada dışarıdan bir çocuk sesi duyuldu.

"Yekaterina Andreyevna!"

Katya kapıya yöneldi.

Mert alışkanlıkla arka odaya geçmek üzere hareket etti.

Katya perdeyi araladı.

"Pavel."

Mert durdu.

Katya kapıyı açtı.

Pavel çitin önünde bekliyordu. Çizmelerinin yarısı çamura bulanmış, elinde iki tane tahta kaşık vardı.

"Büyükannem gönderdi."

"Kaşıkları mı?"

"Hayır. Haber gönderdi. Kaşıklar Marina teyzenin."

Katya kaşıklara baktı.

"Bunu anlamamı beklememeliydim zaten. Ne olmuş?"

Pavel nefes aldı.

"Karargâhtan adamlar evleri sayıyor."

Katya'nın yüzündeki ifade değişmedi.

"Evleri neden sayıyorlar?"

"Bilmiyorum."

"İnsanları mı sayıyorlar, evleri mi?"

Pavel bunu düşünmemişti.

"İnsanları."

İşte.

Katya'nın midesinin altında küçük bir kasılma oldu.

"Kim geldi?"

"İki asker. Bizde kaç kişi var, hayvan var mı, araba var mı diye sordular."

"Başka?"

"Büyükannem onlara niye diye sordu."

Katya neredeyse gülümsedi.

Vera'nın sormaması daha şaşırtıcı olurdu.

"Ne dediler?"

"Bilmediklerini."

"Tabii."

Pavel kaşıkları kaldırdı.

"Bunları Marina teyzeye götürüyorum."

"Öyleyse götür. Çamurda düşürme."

Pavel iki adım attı, sonra döndü.

"Büyükannem sana akşam gel dedi."

"Neden?"

"Bilmiyorum."

"Bugün çok faydalısın."

Pavel sırıttı ve koşarak uzaklaştı.

Katya kapıyı kapattığında Mert mutfağın ortasında bekliyordu.

"Ne?"

Katya bir an düşündü.

Artık ona yalnızca "hiç" deyip geçebileceği günler geride kalmıştı.

"Askerler evleri soruyor."

Mert kaşlarını çattı.

"Niye?"

"Bilmiyorum."

Mert pencereye baktı.

"Yemek?"

"Belki."

"At?"

"Belki."

Mert ona döndü.

Katya daha söylemeden ikisinin de aynı şeyi düşündüğünü gördü.

İnsanların sayılması bazen erzak içindi.

Bazen çalışma için.

Bazen de bir yerden gönderilecek insanlar için.

Katya hemen başını iki yana salladı.

"Bilmiyoruz."

Mert bu kez itiraz etmedi.

Sokolov öğleden sonra geldi.

Kapıyı iki kez çaldı.

Ne askerî aramalardaki kadar sert ne de komşular kadar sabırsız.

Katya daha açmadan kimin olduğunu anladı.

Mert de.

Bakışları bir an karşılaştı.

Bu kez Katya arka odayı işaret etmek zorunda kalmadı.

Mert sessizce geri çekildi.

Kapıyı tamamen kapatmadı.

Katya bunu fark etti fakat bir şey söylemedi.

Sokolov dışarıda tek başınaydı.

Paltosunun alt kısmına kadar çamur sıçramıştı. Başlığını çıkarmış, elinde katlanmış bir kâğıt tutuyordu.

"Yekaterina Andreyevna."

"Teğmen."

Sokolov arkasındaki yola baktı.

"İçeri girebilir miyim?"

Katya bu kez çay teklif etmeye gelip gelmediğini sormadı.

Yüzünde şaka taşıyan bir ifade yoktu.

Kenara çekildi.

Sokolov içeri girince Katya kapıyı kapattı.

Teğmen masaya yaklaşmadı.

Önce pencereye baktı.

Uzakta geçen son asker arabasının sesi hâlâ duyuluyordu.

"Bugünkü hareketliliği gördünüz."

"Görmemek zor."

Sokolov başını salladı.

Elindeki kâğıdı masaya koydu.

Katya kâğıda baktı.

Üzerinde isimler vardı.

Bazılarını tanıyordu.

Vera Mihaylovna.

Marina Fyodorovna.

Yaşlı Mihail'in adı.

Birkaç çocuklu aile.

"Bu ne?"

"Yardıma ihtiyaç duyabilecek insanların listesi."

Katya başını kaldırdı.

"Ne yardımı?"

Sokolov hemen cevap vermedi.

Katya'nın içindeki huzursuzluk büyüdü.

"Teğmen."

"Cephe yeniden hareket ediyor."

"Bunu duydum."

"Duymakla bilmek aynı şey değil."

"Öyleyse bilmem gerekeni söyleyin."

Sokolov masanın kenarına iki parmağıyla dokundu.

"Kuzeydeki hat tutulamayabilir."

Katya'nın yüzündeki sertlik azalmadı.

"Ne kadar kuzey?"

"Yeterince."

"Bu cevap değil."

"Verebileceğim cevap bu."

Arka odada Mert kapının yakınında duruyordu.

Konuşulanların her kelimesini anlayamıyordu.

Ama eskisi gibi yalnızca isimleri seçmiyordu artık.

Cephe.

Kuzey.

Asker.

Köy.

Sokolov'un cümleleri yavaş ve açıktı. Mert zihninde eksik kalan yerleri doldurabiliyordu.

Katya masanın yanında ayakta kaldı.

"İnsanları neden sayıyorsunuz?"

Sokolov'un bakışları ona döndü.

Demek Pavel'in getirdiği haber doğruydu.

"Hazırlık."

"Ne hazırlığı?"

Sokolov bu kez sustu.

Katya gözlerini ondan ayırmadı.

Sonunda teğmen,

"Tahliye ihtimali var," dedi.

Kelime odanın içinde ağır biçimde kaldı.

Katya ilk anda hiçbir şey söylemedi.

Arka odada Mert kaşlarını çattı.

"Tahliye" kelimesini bilmiyordu.

Ama Katya'nın sessizliğini biliyordu.

Sokolov devam etti.

"Henüz kesin emir değil."

"Ne zaman?"

"Bilmiyoruz."

"Gün mü? Hafta mı?"

"Birkaç hafta içinde olabilir."

Katya'nın parmakları masanın kenarında sıkıldı.

Birkaç hafta.

Evi bırakmak.

Hayvanları.

Sandığı.

Bahçeyi.

Ve Mert'i.

Sonuncusu diğerlerinin arasından o kadar hızlı yükseldi ki Katya bundan nefret etti.

Sokolov yüzünü izliyordu.

"Bu kadar kötü beklemiyordunuz."

Katya ona baktı.

"İnsan evini bırakmayı iyi haber olarak karşılamıyor."

"Biliyorum."

"Biliyor musunuz?"

Sokolov karşılık vermedi.

Katya kâğıttaki isimlere yeniden baktı.

"İnsanları nereye götüreceksiniz?"

"Güneybatıya. Önce kasabalara. Sonrası duruma göre."

"Herkesi mi?"

"Emir gelirse evet."

"Kalmak isteyen?"

Sokolov'un cevabı bu kez hızlı oldu.

"Kalmayacak."

Katya başını kaldırdı.

"İsteyen insanlar olacaktır."

"Olabilir."

"Yaşlılar?"

"Taşınacaklar."

"Hastalar?"

"Bu yüzden liste yapıyoruz."

"Hayvanlar?"

Sokolov kısa bir nefes verdi.

"Yekaterina Andreyevna."

"İnsanlar hayvanları olmadan nasıl yaşayacak?"

"Ben size bunun iyi bir düzen olduğunu söylemedim."

Katya sustu.

Sokolov'un sesi biraz yumuşadı.

"Cephe köyün üzerine gelirse burada kalmak daha kötü olur."

Katya bunu biliyordu.

Yine de Mert'i düşündü.

Tahliye günü sokaklar asker dolu olacaktı.

Evler kontrol edilecekti.

Kim kaldı, kim çıktı sayılacaktı.

Mert'i bir kızağın altına saklayamazdı.

Bir ailenin arasına karıştıramazdı.

Rusçası ilerlemiş olsa da aksanı ilk iki cümlede onu ele verirdi.

Üstelik artık sağlıklı görünüyordu.

Asker yaşında yabancı bir adam.

Hiçbir açıklama onu kurtarmazdı.

Sokolov'un bakışı Katya'nın yüzünde kaldı.

"Ne düşünüyorsunuz?"

Katya kendisini topladı.

"Yaşlıları."

Yalan değildi.

"Vera bu yolculuğa dayanmaz."

"Onun için araba ayrılır."

"Marina evini daha yeni toparladı."

"Biliyorum."

"İnsanlara ne zaman söyleyeceksiniz?"

"Emir kesinleşince."

Katya kaşlarını çattı.

"Yani birkaç hafta sonra bir sabah kalkıp bütün hayatlarını bir arabaya koymalarını söyleyeceksiniz."

"Bazen savaş insanlara sabahı bile vermiyor."

Sokolov'un sesinde yorgunluk vardı.

Katya ilk kez onun da bu konuşmadan hoşlanmadığını fark etti.

Teğmen kâğıdı katladı.

Sonra beklenmedik biçimde,

"Sizin için başka bir seçenek olabilir," dedi.

Katya'nın bakışı ona döndü.

Arka odada Mert de başını kaldırdı.

"Ne seçeneği?"

Sokolov kâğıdı cebine koydu.

"Kasabada geçici bir revir kuruluyor. Köylerden gelecek siviller ve yaralı askerler için."

Katya bekledi.

"Orada size ihtiyaç olabilir."

"Beni mi gönderiyorsunuz?"

"Hayır."

Sokolov'un gözleri onunkilerde kaldı.

"Teklif ediyorum."

Katya'nın yüzünde küçük bir değişiklik oldu.

Sokolov bunu gördü.

"Genel tahliye emrini beklemenize gerek kalmaz. Birkaç gün önceden çıkabilirsiniz. Daha iyi bir araba ayarlanır. Yol daha sakin olur."

"Hayvanlarım?"

"Bir kısmı götürülebilir."

"Evim?"

Sokolov kısa bir sessizlikten sonra,

"Ev burada kalır," dedi.

Bunun ne kadar anlamsız bir cevap olduğunu ikisi de biliyordu.

Ev burada kalabilirdi.

Katya kalmayacaktı.

Arka odada Mert konuşmanın artık büyük kısmını anlayabiliyordu.

Kasaba.

Katya.

Gitmek.

Güvenli.

Sokolov'un sesi.

Ve sürekli tekrarlanan "siz".

Mert kapının aralığından mutfağa baktı.

Sokolov Katya'nın karşısında duruyordu.

Aralarında masa bile yoktu artık.

Katya kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bu teklifi Vera'ya da yaptınız mı?"

Sokolov'un ağzının kenarında belli belirsiz bir hareket oldu.

"Vera Mihaylovna'nın revirde çalışacağını sanmıyorum."

"Marina?"

"Hayır."

"Mihail?"

"Yekaterina Andreyevna."

Katya sessizce baktı.

Sokolov da bakışını kaçırmadı.

"Ne demek istediğimi anladınız."

Evet.

Anlamıştı.

Bu yalnızca köyün hemşiresini daha güvenli bir yere gönderme teklifi değildi.

Katya bundan hoşlanmadı.

Fakat tam o sırada dışarıdan bir top sesi geldi.

Bu kez önceki seslerden daha yakındı.

Pencerenin camı belli belirsiz titreşti.

Katya başını sese çevirdi.

Sonra yeniden Sokolov'a baktı.

"Kasaba hangisi?"

Arka odada Mert'in yüzü değişti.

Sokolov cevap vermeden önce Katya'yı birkaç saniye inceledi.

"Novaya."

"Yol?"

"Güneybatı yolu."

"Ordu da o yolu mu kullanacak?"

Sokolov'un gözlerinde küçük bir dikkat belirdi.

Katya bunu gördü.

Fakat geri çekilmedi.

"Yaralı taşıyacaksam yolun ne kadar güvenli olduğunu bilmem gerekir."

Mantıklıydı.

Yeterince.

Sokolov başını salladı.

"Birliklerin bir kısmı aynı hatta hareket edecek."

"Ne zaman?"

"Henüz belli değil."

"Yaklaşık."

Sokolov hafifçe gülümsedi.

"Beni yine konuşturuyorsunuz."

"Bu kez çay bile vermedim."

"Belki de hata burada."

Katya'nın ağzının kenarı istemsizce hareket etti.

Çok az.

Ama oldu.

Arka odada Mert bunu gördü.

Sokolov da.

Teğmenin sesi daha sakin çıktı.

"İsterseniz sizin için yer ayırabilirim."

Katya'nın gülümsemesi kayboldu.

Sokolov devam etti.

"Emir gelmeden önce. Kalabalık başlamadan."

Katya cevap vermedi.

"Benim birlik de aynı yönde hareket ederse yol boyunca yalnız kalmazsınız."

Bu kez sessizlik daha uzun sürdü.

Mert'in parmakları kapının kenarında sıkıldı.

Cümlenin her kelimesini anlamamıştı.

Ama yeterince anlamıştı.

Sokolov.

Katya.

Aynı yol.

Birlikte.

Katya ise teklifi reddetmedi.

Henüz.

Yalnızca Sokolov'un gözlerine bakarak sordu:

"Karar vermek için ne kadar vaktim var?"

Sokolov'un cevabı hemen gelmedi.

"Birkaç gün."

Katya'nın kaşları çatıldı.

"Az önce tahliyenin birkaç hafta içinde olabileceğini söylediniz."

"O tahliye için."

Sokolov eldivenlerinden birini düzeltti.

"Revir için hazırlanan araba daha erken çıkacak."

"Ne kadar erken?"

"Kesin değil. Üç gün. Beş gün. Belki bir hafta."

Katya başını hafifçe yana eğdi.

"Orduda hiçbir şey kesin değil anlaşılan."

"Kesin olan şeyleri genellikle söylemek için artık geç kalmış oluyoruz."

Katya buna cevap vermedi.

Sokolov kapıya doğru bir adım attı, sonra durdu.

"Gitmek zorunda değilsiniz."

"Bunu teklifin başında söylemeniz daha rahatlatıcı olurdu."

"Sizi rahatlatmak için gelmedim."

"Fark ettim."

Sokolov'un bakışları kısa süreliğine yumuşadı.

"Yalnızca önünüzde bir seçenek olmasını istedim."

Katya ona baktı.

Bir subayın köyün hemşiresine daha güvenli bir yerde ihtiyaç olduğunu söylemesi açıklanabilirdi.

Bir adamın, o kadının yola kalabalıktan önce çıkmasını sağlamaya çalışması da açıklanabilirdi.

İkisi aynı anda doğru olduğunda iş zorlaşıyordu.

Katya bu gerçeği yok saymadı.

Ama karşılık da vermedi.

"Haberi kimden alacağım?"

"Sizden önce öğrenirsem ben gelirim."

Arka odada Mert'in parmakları kapının kenarında biraz daha sıkıldı.

Katya bunu göremedi.

Sokolov devam etti.

"Gelmezsem karargâha sorun."

"Bunu yaparsam herkes neden bu kadar ilgilendiğinizi merak eder."

Sokolov'un ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Merak edenler zaten vardır."

Katya gözlerini kıstı.

"Bunu pek dert etmiyorsunuz."

"Benim hakkımda konuşmaları yeni değil."

"Benim hakkımda konuşmaları da."

Bu kez Sokolov gülmedi.

"Biliyorum."

Katya bu kelimeyi sevmedi.

Çünkü içinde, köyde dul bir kadının nasıl izlendiğini gerçekten anlayan bir ton vardı.

Sokolov kapıya yöneldi.

Katya sürgüyü açtı.

Teğmen dışarı çıkmadan önce durdu.

"Yekaterina Andreyevna."

"Ne?"

"Teklifi yalnızca korktuğunuz için reddetmeyin."

Katya'nın yüzü sertleşti.

"Ben korktuğum için karar vermem."

"Bunu da biliyorum."

"Bildiğiniz şeylerin sayısı giderek artıyor."

Sokolov bir an ona baktı.

"Yeterince değil."

Katya'nın eli kapının üzerinde kaldı.

Cümledeki anlamın ne kadarının Mert'le, ne kadarının kendisiyle ilgili olduğunu ayırt edemedi.

Sokolov başlığını taktı.

"İyi günler."

"Teğmen."

Adam çamurlu yola çıktı.

Katya kapıyı kapatıp sürgüyü çekti.

Arkasını döndüğünde Mert arka oda kapısında duruyordu.

Ne zaman çıktığını duymamıştı.

Yüzü sakindi.

Fazlasıyla sakin.

Katya onu birkaç saniye süzdü.

"Ne kadarını anladın?"

Mert omuz silkti.

"Çok."

Katya'nın kaşları kalktı.

"Ne kadar çok?"

Mert masaya yaklaştı.

"Cephe yakın. Köy belki gitmek. Sen kasaba."

Katya başını salladı.

"Evet."

Mert devam etti.

"Sokolov yardım."

"Evet."

"Sokolov ile sen gitmek."

Katya'nın bakışları yüzünde durdu.

"Tam olarak öyle demedi."

Mert ona baktı.

"Dedi."

Katya istemeden gülecek gibi oldu.

"Rusçan birden çok iyi olmuş."

Mert gülmedi.

"Sokolov seninle yol."

Katya'nın içindeki bir şey hafifçe yer değiştirdi.

Demek özellikle onu duymuştu.

"Sokolov'un birliği aynı yola gidebilir."

"Evet."

"Bu aynı şey değil."

Mert pencereye yürüdü.

Perdenin kenarından dışarı bakmadı. Yalnızca önünde durdu.

Katya arkasından baktı.

"Mert."

"Ne?"

"Ne oldu?"

"Hiç."

Katya birkaç saniye sustu.

Sonra burnundan kısa bir nefes verdi.

"Bu benim kelimem."

Mert omzunun üzerinden baktı.

"Şimdi benim."

Normalde Katya gülerdi.

Bu kez gülmedi.

Mert yeniden pencereye döndü.

Katya masadaki fincanı aldı. Sokolov çay içmemişti ama sabah kendisinin kullandığı fincan hâlâ oradaydı. Onu su leğeninin yanına bıraktı.

"Kasabaya gitmemi istemiyor musun?"

Mert hemen cevap vermedi.

"Güvenli."

"Evet."

"Sen gitmek iyi."

Katya bekledi.

Mert çenesini sıktı.

"Ama?"

Mert başını çevirdi.

"Ama ne?"

"Yüzün konuşuyor."

Bu kez Mert'in gözlerinde belli belirsiz bir öfke belirdi.

"Benim yüz çok konuşuyor."

"Evet."

"Seninki de."

Katya durdu.

Mert bunu ilk kez söylüyordu.

"Benim yüzüm ne söylüyor?"

Mert cevap vermedi.

Katya onun gerçekten kızgın olduğunu o zaman anladı.

Korkmuş değildi.

Tahliye haberinden rahatsızdı, elbette. Fakat mesele yalnızca bu değildi.

Katya sandalyeye yaslandı.

"Sokolov mu?"

Mert'in bakışları anında ona döndü.

İşte.

Katya bunu gördü.

Ve gördüğü anda şaşırdı.

Mert yüzünü çevirdi.

"Ne Sokolov?"

Katya'nın ağzının kenarı istemeden kıvrıldı.

"Hiç."

Mert ona sertçe baktı.

"Yine."

"Ne?"

"Sen gülüyor."

"Gülmüyorum."

"Gülüyor."

Katya yüzünü düzeltmeye çalıştı.

Bu yalnızca Mert'in bozuk Rusçasının komik gelmesiydi.

Kendisine bunu söyledi.

İnanmadı.

Mert masanın yanına geldi.

"Sokolov seni istiyor."

Cümle o kadar doğrudan çıktı ki Katya'nın gülümsemesi kayboldu.

Mert de söyledikten sonra biraz rahatsız görünüyordu.

Katya kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bunu nereden çıkardın?"

Mert iki elini açtı.

"Göz var."

Katya birkaç saniye ona baktı.

Sonra istemeden güldü.

Mert'in yüzü daha da asıldı.

"Komik değil."

"Hayır. Değil."

Katya bu kez kendisini topladı.

"Sokolov'un ne istediği beni ilgilendirmiyor."

Mert'in cevabı hemen geldi.

"Ama sen hayır demedin."

Katya sustu.

İşte gerçek rahatsızlığı buydu.

Mert konuşmanın tamamını anlamamış olabilirdi.

Ama yeterince anlamıştı.

Sokolov'un teklifini.

Katya'nın sorularını.

Ve onu açıkça reddetmediğini.

Katya'nın yüzündeki ifade kayboldu.

"Bana köy boşaltılabilir dedi."

Mert başını salladı.

"Biliyorum."

"Benim bilgiye ihtiyacım var."

"Biliyorum."

"Ne zaman asker gelecek, hangi yol kullanılacak, insanlar ne zaman gidecek. Bunları bilmem gerekiyor."

Mert bir şey söylemedi.

Katya bir adım yaklaştı.

"Sokolov konuşuyorsa ben dinlerim."

"Biliyorum."

"Öyleyse niye böyle bakıyorsun?"

Mert'in çenesi gerildi.

Bir an Türkçe bir şey söyleyecek gibi oldu.

Vazgeçti.

Rusça kelimeleri aradı.

"Çünkü o sana bakıyor."

Katya kıpırdamadı.

Mert hemen devam etti.

"Ben aptal değil."

"Bunu hiç söylemedim."

"Sen de ona..."

Durdu.

Katya bekledi.

Mert doğru kelimeyi bulamadı.

Eliyle yüzünü gösterdi.

"Sert değil."

Katya'nın kaşları kalktı.

"Sokolov'a yeterince sert davranmadığım için mi kızıyorsun?"

Mert cümlenin tamamını anlamadı.

Fakat tonundan yeterince çıkardı.

"Ben kızgın değil."

"Tabii."

Mert bu kelimeyi artık tanıyordu.

"Katya."

"Ne?"

"Ben sadece..."

Sustu.

Sonra başını iki yana salladı.

"Boş ver."

Katya ona baktı.

Bu ifadeyi ondan öğrenmişti.

Şimdi kendisine karşı kullanıyordu.

Mert arka odaya yöneldi.

Katya arkasından seslenmedi.

Onu durdurabilirdi.

Durmadı.

Çünkü Mert kapının eşiğinden geçerken Katya'nın yüzünde yeniden o küçük, uygunsuz gülümseme belirdi.

Bir saniye sürdü.

Sonra ne anlama geldiğini fark etti.

Gülümseme kayboldu.

"Tanrım."

Mert duymadı.

Katya elini alnına götürdü.

Bu hoşuna gitmişti.

Mert'in Sokolov yüzünden rahatsız olması hoşuna gitmişti.

Kırk altı yaşında bir kadın olarak, yirmi altı yaşındaki bir adamın kıskançlığından memnuniyet duyması ona neredeyse utanç verici derecede saçma geldi.

Üstelik Mert birkaç hafta içinde gidebilirdi.

Köy boşaltılabilirdi.

Cephe yeniden yaklaşıyordu.

Sokolov hâlâ şüpheleniyordu.

Ortada hoşuna gidecek hiçbir şey yoktu.

Katya mutfak masasındaki bezi gereksiz yere düzeltti.

Arka odadan tahta gıcırtısı geldi.

Mert divana oturmuş olmalıydı.

Katya bir süre kapıya baktı.

Sonra pencerenin ötesinden yeni bir top sesi duyuldu.

Bu kez daha yakından.

Gülümseyecek hiçbir şey kalmadı.

Katya pencereye yürüdü.

Dışarıda çamurlu yol boştu.

Fakat birkaç hafta önce baharın açmasını bekledikleri yol artık başka bir şeye dönüşmüştü.

Mert için kaçış yoluna.

Köylüler için tahliye yoluna.

Katya içinse iki ayrı yöne giden bir yol hâline geliyordu.

Bir tarafta güvenli bir kasaba vardı.

Öteki tarafta Mert'in dönmeye çalıştığı savaş.

Katya perdeyi bıraktı.

Arka odadan Mert'in sesi geldi.

"Katya."

"Ne?"

Kısa bir sessizlik oldu.

"Top yakın."

Katya başını kapıya çevirdi.

"Evet."

Bu kez ikisi de başka hiçbir şey söylemedi.

End of chapter

BÖLÜM 20 - TEKLİF

Yağmurun dinmesinden iki gün sonra köy yolundan geçen ilk top arabası çamura saplandı.

Altı asker tekerleği kurtarmaya çalışırken iki at köpük içinde kalmış, yolun iki yanında biriken erimiş kar kahverengi suya dönüşmüştü. Mihail kürek getirmiş, ardından iki köylü daha yardıma koşmuştu. Bir saatin sonunda araba yeniden hareket etti.

Öğleye varmadan ardından üç tane daha geçti.

Mert pencerenin yanında durup sonuncusunu gözden kaybolana kadar izledi.

"Daha çok asker."

Katya masada temiz bezleri katlıyordu.

"Görüyorum."

Mert kuzeyi gösterdi.

"Oradan geliyor."

"Evet."

Sonra arabaların gittiği yönü işaret etti.

"Güneye."

Katya'nın elleri bir an durdu.

Bunu o da fark etmişti.

Son haftalarda asker hareketliliği değişmişti. Önceden kuzeye giden mühimmat ve asker görürlerdi. Şimdi bazı birlikler ters yönden geliyordu. Yorgun adamlar, çamura bulanmış atlar, yarısı boş cephane arabaları.

Geri çekilme demek için erken olabilirdi.

Ama iyi bir şey olmadığı açıktı.

Uzakta bir top sesi duyuldu.

Ardından ikincisi.

Mert başını hafifçe yana çevirdi.

"Dün daha uzaktı."

Katya cevap vermedi.

Bu da doğruydu.

Mert pencerenin kenarından çekildi.

Katya ona baktığında gözlerinin yola değil, evin içine çevrildiğini gördü.

Son aylarda Mert'in evdeki bazı şeylere nasıl baktığını öğrenmişti. Bir masa tamir edilmesi gereken tahtaydı. Bir kapı, gevşemiş menteşeydi. Bir odun yığını, akşama kadar yapılacak işti.

Şimdi ilk kez duvarlara başka türlü bakıyordu.

Sanki ne kadar sağlam olduklarını değil, ne kadar süre daha burada kalabileceklerini düşünüyordu.

Katya bezleri daha sert katladı.

"Bir şey bilmiyoruz."

Mert ona döndü.

"Ben bir şey demedim."

"Yüzün söyledi."

Mert birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Sen bunu çok söylüyorsun."

"Çünkü senin yüzün çok konuşuyor."

Mert gülümsemesini korudu ama gözleri yeniden pencereye gitti.

Katya bezleri dolaba kaldırdı.

Tam o sırada dışarıdan bir çocuk sesi duyuldu.

"Yekaterina Andreyevna!"

Katya kapıya yöneldi.

Mert alışkanlıkla arka odaya geçmek üzere hareket etti.

Katya perdeyi araladı.

"Pavel."

Mert durdu.

Katya kapıyı açtı.

Pavel çitin önünde bekliyordu. Çizmelerinin yarısı çamura bulanmış, elinde iki tane tahta kaşık vardı.

"Büyükannem gönderdi."

"Kaşıkları mı?"

"Hayır. Haber gönderdi. Kaşıklar Marina teyzenin."

Katya kaşıklara baktı.

"Bunu anlamamı beklememeliydim zaten. Ne olmuş?"

Pavel nefes aldı.

"Karargâhtan adamlar evleri sayıyor."

Katya'nın yüzündeki ifade değişmedi.

"Evleri neden sayıyorlar?"

"Bilmiyorum."

"İnsanları mı sayıyorlar, evleri mi?"

Pavel bunu düşünmemişti.

"İnsanları."

İşte.

Katya'nın midesinin altında küçük bir kasılma oldu.

"Kim geldi?"

"İki asker. Bizde kaç kişi var, hayvan var mı, araba var mı diye sordular."

"Başka?"

"Büyükannem onlara niye diye sordu."

Katya neredeyse gülümsedi.

Vera'nın sormaması daha şaşırtıcı olurdu.

"Ne dediler?"

"Bilmediklerini."

"Tabii."

Pavel kaşıkları kaldırdı.

"Bunları Marina teyzeye götürüyorum."

"Öyleyse götür. Çamurda düşürme."

Pavel iki adım attı, sonra döndü.

"Büyükannem sana akşam gel dedi."

"Neden?"

"Bilmiyorum."

"Bugün çok faydalısın."

Pavel sırıttı ve koşarak uzaklaştı.

Katya kapıyı kapattığında Mert mutfağın ortasında bekliyordu.

"Ne?"

Katya bir an düşündü.

Artık ona yalnızca "hiç" deyip geçebileceği günler geride kalmıştı.

"Askerler evleri soruyor."

Mert kaşlarını çattı.

"Niye?"

"Bilmiyorum."

Mert pencereye baktı.

"Yemek?"

"Belki."

"At?"

"Belki."

Mert ona döndü.

Katya daha söylemeden ikisinin de aynı şeyi düşündüğünü gördü.

İnsanların sayılması bazen erzak içindi.

Bazen çalışma için.

Bazen de bir yerden gönderilecek insanlar için.

Katya hemen başını iki yana salladı.

"Bilmiyoruz."

Mert bu kez itiraz etmedi.

Sokolov öğleden sonra geldi.

Kapıyı iki kez çaldı.

Ne askerî aramalardaki kadar sert ne de komşular kadar sabırsız.

Katya daha açmadan kimin olduğunu anladı.

Mert de.

Bakışları bir an karşılaştı.

Bu kez Katya arka odayı işaret etmek zorunda kalmadı.

Mert sessizce geri çekildi.

Kapıyı tamamen kapatmadı.

Katya bunu fark etti fakat bir şey söylemedi.

Sokolov dışarıda tek başınaydı.

Paltosunun alt kısmına kadar çamur sıçramıştı. Başlığını çıkarmış, elinde katlanmış bir kâğıt tutuyordu.

"Yekaterina Andreyevna."

"Teğmen."

Sokolov arkasındaki yola baktı.

"İçeri girebilir miyim?"

Katya bu kez çay teklif etmeye gelip gelmediğini sormadı.

Yüzünde şaka taşıyan bir ifade yoktu.

Kenara çekildi.

Sokolov içeri girince Katya kapıyı kapattı.

Teğmen masaya yaklaşmadı.

Önce pencereye baktı.

Uzakta geçen son asker arabasının sesi hâlâ duyuluyordu.

"Bugünkü hareketliliği gördünüz."

"Görmemek zor."

Sokolov başını salladı.

Elindeki kâğıdı masaya koydu.

Katya kâğıda baktı.

Üzerinde isimler vardı.

Bazılarını tanıyordu.

Vera Mihaylovna.

Marina Fyodorovna.

Yaşlı Mihail'in adı.

Birkaç çocuklu aile.

"Bu ne?"

"Yardıma ihtiyaç duyabilecek insanların listesi."

Katya başını kaldırdı.

"Ne yardımı?"

Sokolov hemen cevap vermedi.

Katya'nın içindeki huzursuzluk büyüdü.

"Teğmen."

"Cephe yeniden hareket ediyor."

"Bunu duydum."

"Duymakla bilmek aynı şey değil."

"Öyleyse bilmem gerekeni söyleyin."

Sokolov masanın kenarına iki parmağıyla dokundu.

"Kuzeydeki hat tutulamayabilir."

Katya'nın yüzündeki sertlik azalmadı.

"Ne kadar kuzey?"

"Yeterince."

"Bu cevap değil."

"Verebileceğim cevap bu."

Arka odada Mert kapının yakınında duruyordu.

Konuşulanların her kelimesini anlayamıyordu.

Ama eskisi gibi yalnızca isimleri seçmiyordu artık.

Cephe.

Kuzey.

Asker.

Köy.

Sokolov'un cümleleri yavaş ve açıktı. Mert zihninde eksik kalan yerleri doldurabiliyordu.

Katya masanın yanında ayakta kaldı.

"İnsanları neden sayıyorsunuz?"

Sokolov'un bakışları ona döndü.

Demek Pavel'in getirdiği haber doğruydu.

"Hazırlık."

"Ne hazırlığı?"

Sokolov bu kez sustu.

Katya gözlerini ondan ayırmadı.

Sonunda teğmen,

"Tahliye ihtimali var," dedi.

Kelime odanın içinde ağır biçimde kaldı.

Katya ilk anda hiçbir şey söylemedi.

Arka odada Mert kaşlarını çattı.

"Tahliye" kelimesini bilmiyordu.

Ama Katya'nın sessizliğini biliyordu.

Sokolov devam etti.

"Henüz kesin emir değil."

"Ne zaman?"

"Bilmiyoruz."

"Gün mü? Hafta mı?"

"Birkaç hafta içinde olabilir."

Katya'nın parmakları masanın kenarında sıkıldı.

Birkaç hafta.

Evi bırakmak.

Hayvanları.

Sandığı.

Bahçeyi.

Ve Mert'i.

Sonuncusu diğerlerinin arasından o kadar hızlı yükseldi ki Katya bundan nefret etti.

Sokolov yüzünü izliyordu.

"Bu kadar kötü beklemiyordunuz."

Katya ona baktı.

"İnsan evini bırakmayı iyi haber olarak karşılamıyor."

"Biliyorum."

"Biliyor musunuz?"

Sokolov karşılık vermedi.

Katya kâğıttaki isimlere yeniden baktı.

"İnsanları nereye götüreceksiniz?"

"Güneybatıya. Önce kasabalara. Sonrası duruma göre."

"Herkesi mi?"

"Emir gelirse evet."

"Kalmak isteyen?"

Sokolov'un cevabı bu kez hızlı oldu.

"Kalmayacak."

Katya başını kaldırdı.

"İsteyen insanlar olacaktır."

"Olabilir."

"Yaşlılar?"

"Taşınacaklar."

"Hastalar?"

"Bu yüzden liste yapıyoruz."

"Hayvanlar?"

Sokolov kısa bir nefes verdi.

"Yekaterina Andreyevna."

"İnsanlar hayvanları olmadan nasıl yaşayacak?"

"Ben size bunun iyi bir düzen olduğunu söylemedim."

Katya sustu.

Sokolov'un sesi biraz yumuşadı.

"Cephe köyün üzerine gelirse burada kalmak daha kötü olur."

Katya bunu biliyordu.

Yine de Mert'i düşündü.

Tahliye günü sokaklar asker dolu olacaktı.

Evler kontrol edilecekti.

Kim kaldı, kim çıktı sayılacaktı.

Mert'i bir kızağın altına saklayamazdı.

Bir ailenin arasına karıştıramazdı.

Rusçası ilerlemiş olsa da aksanı ilk iki cümlede onu ele verirdi.

Üstelik artık sağlıklı görünüyordu.

Asker yaşında yabancı bir adam.

Hiçbir açıklama onu kurtarmazdı.

Sokolov'un bakışı Katya'nın yüzünde kaldı.

"Ne düşünüyorsunuz?"

Katya kendisini topladı.

"Yaşlıları."

Yalan değildi.

"Vera bu yolculuğa dayanmaz."

"Onun için araba ayrılır."

"Marina evini daha yeni toparladı."

"Biliyorum."

"İnsanlara ne zaman söyleyeceksiniz?"

"Emir kesinleşince."

Katya kaşlarını çattı.

"Yani birkaç hafta sonra bir sabah kalkıp bütün hayatlarını bir arabaya koymalarını söyleyeceksiniz."

"Bazen savaş insanlara sabahı bile vermiyor."

Sokolov'un sesinde yorgunluk vardı.

Katya ilk kez onun da bu konuşmadan hoşlanmadığını fark etti.

Teğmen kâğıdı katladı.

Sonra beklenmedik biçimde,

"Sizin için başka bir seçenek olabilir," dedi.

Katya'nın bakışı ona döndü.

Arka odada Mert de başını kaldırdı.

"Ne seçeneği?"

Sokolov kâğıdı cebine koydu.

"Kasabada geçici bir revir kuruluyor. Köylerden gelecek siviller ve yaralı askerler için."

Katya bekledi.

"Orada size ihtiyaç olabilir."

"Beni mi gönderiyorsunuz?"

"Hayır."

Sokolov'un gözleri onunkilerde kaldı.

"Teklif ediyorum."

Katya'nın yüzünde küçük bir değişiklik oldu.

Sokolov bunu gördü.

"Genel tahliye emrini beklemenize gerek kalmaz. Birkaç gün önceden çıkabilirsiniz. Daha iyi bir araba ayarlanır. Yol daha sakin olur."

"Hayvanlarım?"

"Bir kısmı götürülebilir."

"Evim?"

Sokolov kısa bir sessizlikten sonra,

"Ev burada kalır," dedi.

Bunun ne kadar anlamsız bir cevap olduğunu ikisi de biliyordu.

Ev burada kalabilirdi.

Katya kalmayacaktı.

Arka odada Mert konuşmanın artık büyük kısmını anlayabiliyordu.

Kasaba.

Katya.

Gitmek.

Güvenli.

Sokolov'un sesi.

Ve sürekli tekrarlanan "siz".

Mert kapının aralığından mutfağa baktı.

Sokolov Katya'nın karşısında duruyordu.

Aralarında masa bile yoktu artık.

Katya kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bu teklifi Vera'ya da yaptınız mı?"

Sokolov'un ağzının kenarında belli belirsiz bir hareket oldu.

"Vera Mihaylovna'nın revirde çalışacağını sanmıyorum."

"Marina?"

"Hayır."

"Mihail?"

"Yekaterina Andreyevna."

Katya sessizce baktı.

Sokolov da bakışını kaçırmadı.

"Ne demek istediğimi anladınız."

Evet.

Anlamıştı.

Bu yalnızca köyün hemşiresini daha güvenli bir yere gönderme teklifi değildi.

Katya bundan hoşlanmadı.

Fakat tam o sırada dışarıdan bir top sesi geldi.

Bu kez önceki seslerden daha yakındı.

Pencerenin camı belli belirsiz titreşti.

Katya başını sese çevirdi.

Sonra yeniden Sokolov'a baktı.

"Kasaba hangisi?"

Arka odada Mert'in yüzü değişti.

Sokolov cevap vermeden önce Katya'yı birkaç saniye inceledi.

"Novaya."

"Yol?"

"Güneybatı yolu."

"Ordu da o yolu mu kullanacak?"

Sokolov'un gözlerinde küçük bir dikkat belirdi.

Katya bunu gördü.

Fakat geri çekilmedi.

"Yaralı taşıyacaksam yolun ne kadar güvenli olduğunu bilmem gerekir."

Mantıklıydı.

Yeterince.

Sokolov başını salladı.

"Birliklerin bir kısmı aynı hatta hareket edecek."

"Ne zaman?"

"Henüz belli değil."

"Yaklaşık."

Sokolov hafifçe gülümsedi.

"Beni yine konuşturuyorsunuz."

"Bu kez çay bile vermedim."

"Belki de hata burada."

Katya'nın ağzının kenarı istemsizce hareket etti.

Çok az.

Ama oldu.

Arka odada Mert bunu gördü.

Sokolov da.

Teğmenin sesi daha sakin çıktı.

"İsterseniz sizin için yer ayırabilirim."

Katya'nın gülümsemesi kayboldu.

Sokolov devam etti.

"Emir gelmeden önce. Kalabalık başlamadan."

Katya cevap vermedi.

"Benim birlik de aynı yönde hareket ederse yol boyunca yalnız kalmazsınız."

Bu kez sessizlik daha uzun sürdü.

Mert'in parmakları kapının kenarında sıkıldı.

Cümlenin her kelimesini anlamamıştı.

Ama yeterince anlamıştı.

Sokolov.

Katya.

Aynı yol.

Birlikte.

Katya ise teklifi reddetmedi.

Henüz.

Yalnızca Sokolov'un gözlerine bakarak sordu:

"Karar vermek için ne kadar vaktim var?"

Sokolov'un cevabı hemen gelmedi.

"Birkaç gün."

Katya'nın kaşları çatıldı.

"Az önce tahliyenin birkaç hafta içinde olabileceğini söylediniz."

"O tahliye için."

Sokolov eldivenlerinden birini düzeltti.

"Revir için hazırlanan araba daha erken çıkacak."

"Ne kadar erken?"

"Kesin değil. Üç gün. Beş gün. Belki bir hafta."

Katya başını hafifçe yana eğdi.

"Orduda hiçbir şey kesin değil anlaşılan."

"Kesin olan şeyleri genellikle söylemek için artık geç kalmış oluyoruz."

Katya buna cevap vermedi.

Sokolov kapıya doğru bir adım attı, sonra durdu.

"Gitmek zorunda değilsiniz."

"Bunu teklifin başında söylemeniz daha rahatlatıcı olurdu."

"Sizi rahatlatmak için gelmedim."

"Fark ettim."

Sokolov'un bakışları kısa süreliğine yumuşadı.

"Yalnızca önünüzde bir seçenek olmasını istedim."

Katya ona baktı.

Bir subayın köyün hemşiresine daha güvenli bir yerde ihtiyaç olduğunu söylemesi açıklanabilirdi.

Bir adamın, o kadının yola kalabalıktan önce çıkmasını sağlamaya çalışması da açıklanabilirdi.

İkisi aynı anda doğru olduğunda iş zorlaşıyordu.

Katya bu gerçeği yok saymadı.

Ama karşılık da vermedi.

"Haberi kimden alacağım?"

"Sizden önce öğrenirsem ben gelirim."

Arka odada Mert'in parmakları kapının kenarında biraz daha sıkıldı.

Katya bunu göremedi.

Sokolov devam etti.

"Gelmezsem karargâha sorun."

"Bunu yaparsam herkes neden bu kadar ilgilendiğinizi merak eder."

Sokolov'un ağzının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Merak edenler zaten vardır."

Katya gözlerini kıstı.

"Bunu pek dert etmiyorsunuz."

"Benim hakkımda konuşmaları yeni değil."

"Benim hakkımda konuşmaları da."

Bu kez Sokolov gülmedi.

"Biliyorum."

Katya bu kelimeyi sevmedi.

Çünkü içinde, köyde dul bir kadının nasıl izlendiğini gerçekten anlayan bir ton vardı.

Sokolov kapıya yöneldi.

Katya sürgüyü açtı.

Teğmen dışarı çıkmadan önce durdu.

"Yekaterina Andreyevna."

"Ne?"

"Teklifi yalnızca korktuğunuz için reddetmeyin."

Katya'nın yüzü sertleşti.

"Ben korktuğum için karar vermem."

"Bunu da biliyorum."

"Bildiğiniz şeylerin sayısı giderek artıyor."

Sokolov bir an ona baktı.

"Yeterince değil."

Katya'nın eli kapının üzerinde kaldı.

Cümledeki anlamın ne kadarının Mert'le, ne kadarının kendisiyle ilgili olduğunu ayırt edemedi.

Sokolov başlığını taktı.

"İyi günler."

"Teğmen."

Adam çamurlu yola çıktı.

Katya kapıyı kapatıp sürgüyü çekti.

Arkasını döndüğünde Mert arka oda kapısında duruyordu.

Ne zaman çıktığını duymamıştı.

Yüzü sakindi.

Fazlasıyla sakin.

Katya onu birkaç saniye süzdü.

"Ne kadarını anladın?"

Mert omuz silkti.

"Çok."

Katya'nın kaşları kalktı.

"Ne kadar çok?"

Mert masaya yaklaştı.

"Cephe yakın. Köy belki gitmek. Sen kasaba."

Katya başını salladı.

"Evet."

Mert devam etti.

"Sokolov yardım."

"Evet."

"Sokolov ile sen gitmek."

Katya'nın bakışları yüzünde durdu.

"Tam olarak öyle demedi."

Mert ona baktı.

"Dedi."

Katya istemeden gülecek gibi oldu.

"Rusçan birden çok iyi olmuş."

Mert gülmedi.

"Sokolov seninle yol."

Katya'nın içindeki bir şey hafifçe yer değiştirdi.

Demek özellikle onu duymuştu.

"Sokolov'un birliği aynı yola gidebilir."

"Evet."

"Bu aynı şey değil."

Mert pencereye yürüdü.

Perdenin kenarından dışarı bakmadı. Yalnızca önünde durdu.

Katya arkasından baktı.

"Mert."

"Ne?"

"Ne oldu?"

"Hiç."

Katya birkaç saniye sustu.

Sonra burnundan kısa bir nefes verdi.

"Bu benim kelimem."

Mert omzunun üzerinden baktı.

"Şimdi benim."

Normalde Katya gülerdi.

Bu kez gülmedi.

Mert yeniden pencereye döndü.

Katya masadaki fincanı aldı. Sokolov çay içmemişti ama sabah kendisinin kullandığı fincan hâlâ oradaydı. Onu su leğeninin yanına bıraktı.

"Kasabaya gitmemi istemiyor musun?"

Mert hemen cevap vermedi.

"Güvenli."

"Evet."

"Sen gitmek iyi."

Katya bekledi.

Mert çenesini sıktı.

"Ama?"

Mert başını çevirdi.

"Ama ne?"

"Yüzün konuşuyor."

Bu kez Mert'in gözlerinde belli belirsiz bir öfke belirdi.

"Benim yüz çok konuşuyor."

"Evet."

"Seninki de."

Katya durdu.

Mert bunu ilk kez söylüyordu.

"Benim yüzüm ne söylüyor?"

Mert cevap vermedi.

Katya onun gerçekten kızgın olduğunu o zaman anladı.

Korkmuş değildi.

Tahliye haberinden rahatsızdı, elbette. Fakat mesele yalnızca bu değildi.

Katya sandalyeye yaslandı.

"Sokolov mu?"

Mert'in bakışları anında ona döndü.

İşte.

Katya bunu gördü.

Ve gördüğü anda şaşırdı.

Mert yüzünü çevirdi.

"Ne Sokolov?"

Katya'nın ağzının kenarı istemeden kıvrıldı.

"Hiç."

Mert ona sertçe baktı.

"Yine."

"Ne?"

"Sen gülüyor."

"Gülmüyorum."

"Gülüyor."

Katya yüzünü düzeltmeye çalıştı.

Bu yalnızca Mert'in bozuk Rusçasının komik gelmesiydi.

Kendisine bunu söyledi.

İnanmadı.

Mert masanın yanına geldi.

"Sokolov seni istiyor."

Cümle o kadar doğrudan çıktı ki Katya'nın gülümsemesi kayboldu.

Mert de söyledikten sonra biraz rahatsız görünüyordu.

Katya kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bunu nereden çıkardın?"

Mert iki elini açtı.

"Göz var."

Katya birkaç saniye ona baktı.

Sonra istemeden güldü.

Mert'in yüzü daha da asıldı.

"Komik değil."

"Hayır. Değil."

Katya bu kez kendisini topladı.

"Sokolov'un ne istediği beni ilgilendirmiyor."

Mert'in cevabı hemen geldi.

"Ama sen hayır demedin."

Katya sustu.

İşte gerçek rahatsızlığı buydu.

Mert konuşmanın tamamını anlamamış olabilirdi.

Ama yeterince anlamıştı.

Sokolov'un teklifini.

Katya'nın sorularını.

Ve onu açıkça reddetmediğini.

Katya'nın yüzündeki ifade kayboldu.

"Bana köy boşaltılabilir dedi."

Mert başını salladı.

"Biliyorum."

"Benim bilgiye ihtiyacım var."

"Biliyorum."

"Ne zaman asker gelecek, hangi yol kullanılacak, insanlar ne zaman gidecek. Bunları bilmem gerekiyor."

Mert bir şey söylemedi.

Katya bir adım yaklaştı.

"Sokolov konuşuyorsa ben dinlerim."

"Biliyorum."

"Öyleyse niye böyle bakıyorsun?"

Mert'in çenesi gerildi.

Bir an Türkçe bir şey söyleyecek gibi oldu.

Vazgeçti.

Rusça kelimeleri aradı.

"Çünkü o sana bakıyor."

Katya kıpırdamadı.

Mert hemen devam etti.

"Ben aptal değil."

"Bunu hiç söylemedim."

"Sen de ona..."

Durdu.

Katya bekledi.

Mert doğru kelimeyi bulamadı.

Eliyle yüzünü gösterdi.

"Sert değil."

Katya'nın kaşları kalktı.

"Sokolov'a yeterince sert davranmadığım için mi kızıyorsun?"

Mert cümlenin tamamını anlamadı.

Fakat tonundan yeterince çıkardı.

"Ben kızgın değil."

"Tabii."

Mert bu kelimeyi artık tanıyordu.

"Katya."

"Ne?"

"Ben sadece..."

Sustu.

Sonra başını iki yana salladı.

"Boş ver."

Katya ona baktı.

Bu ifadeyi ondan öğrenmişti.

Şimdi kendisine karşı kullanıyordu.

Mert arka odaya yöneldi.

Katya arkasından seslenmedi.

Onu durdurabilirdi.

Durmadı.

Çünkü Mert kapının eşiğinden geçerken Katya'nın yüzünde yeniden o küçük, uygunsuz gülümseme belirdi.

Bir saniye sürdü.

Sonra ne anlama geldiğini fark etti.

Gülümseme kayboldu.

"Tanrım."

Mert duymadı.

Katya elini alnına götürdü.

Bu hoşuna gitmişti.

Mert'in Sokolov yüzünden rahatsız olması hoşuna gitmişti.

Kırk altı yaşında bir kadın olarak, yirmi altı yaşındaki bir adamın kıskançlığından memnuniyet duyması ona neredeyse utanç verici derecede saçma geldi.

Üstelik Mert birkaç hafta içinde gidebilirdi.

Köy boşaltılabilirdi.

Cephe yeniden yaklaşıyordu.

Sokolov hâlâ şüpheleniyordu.

Ortada hoşuna gidecek hiçbir şey yoktu.

Katya mutfak masasındaki bezi gereksiz yere düzeltti.

Arka odadan tahta gıcırtısı geldi.

Mert divana oturmuş olmalıydı.

Katya bir süre kapıya baktı.

Sonra pencerenin ötesinden yeni bir top sesi duyuldu.

Bu kez daha yakından.

Gülümseyecek hiçbir şey kalmadı.

Katya pencereye yürüdü.

Dışarıda çamurlu yol boştu.

Fakat birkaç hafta önce baharın açmasını bekledikleri yol artık başka bir şeye dönüşmüştü.

Mert için kaçış yoluna.

Köylüler için tahliye yoluna.

Katya içinse iki ayrı yöne giden bir yol hâline geliyordu.

Bir tarafta güvenli bir kasaba vardı.

Öteki tarafta Mert'in dönmeye çalıştığı savaş.

Katya perdeyi bıraktı.

Arka odadan Mert'in sesi geldi.

"Katya."

"Ne?"

Kısa bir sessizlik oldu.

"Top yakın."

Katya başını kapıya çevirdi.

"Evet."

Bu kez ikisi de başka hiçbir şey söylemedi.

End of chapter

Page 1 of 98Swipe sideways to turn the pages

READER NOTES

Comments

No reader notes on this chapter yet. Leave the first mark.