Contents
BIRTH OF THE BUTTERFLYBölüm 7 - Part 2

This chapter is not available in English yet, so it is shown in the original Turkish.

Bölüm 7 - Part 2

Kemal Hoca'yı ilk fark eden Ege oldu.

Okulun çatısındaki bağlantıları kontrol etmiş, ardından Ada'yla birlikte bahçeye inmişlerdi. Öğle arasının başlamasına yirmi dakika kalmıştı. Büyük beyaz perde, çatının kenarındaki motorlu düzeneğe sarılı biçimde bekliyordu.

Ada, açılır masanın başında bilgisayarının ekranına bakıyordu. Bir taraftan Rüzgâr'ın konumunu takip ediyor, diğer taraftan okulun projeksiyon sistemini kontrol ediyordu.

Ege ise öğrencilerle birlikte hoparlörleri yerleştiriyordu.

Son kabloyu masanın altından geçirirken bakışları okulun girişine kaydı.

Uzun boylu, ince yapılı bir adam merdivenlerden aşağı iniyordu. Saçları eskiye göre iyice seyrelmiş, yüzündeki çizgiler belirginleşmişti. Ancak yürürken omuzlarını geriye atma biçimi ve çevresindeki herkesi potansiyel suçlu gibi inceleyen bakışları değişmemişti.

Ege'nin elleri hareketsiz kaldı.

"Yok artık."

Ada bilgisayarından başını kaldırmadı.

"Ne oldu?"

Ege hızla arkasını döndü.

"Kemal Hoca."

Ada'nın parmakları klavyenin üzerinde durdu.

"Emin misin?"

"Bu yürüyüşü başka kimsede görmedim. Adam hâlâ koridorda suç kokusu arayan narkotik köpeği gibi geziyor."

Ada başını çevirip okul girişine baktı.

Kemal Hoca onları görmüştü.

Üstelik doğrudan üzerlerine yürüyordu.

Ege, Ada'nın omuzlarından tutup onu masanın diğer tarafına çevirdi.

"Ne yapıyorsun?" diye sordu Ada, kardeşinin ellerini üzerinden atarken.

"Bizi görmediğini düşünürsek belki gerçek olur."

"Göz göze geldiniz."

"İnsan bazen geçmişini inkâr ederek iyileşir."

Ada gözlerini devirdi.

"Dön arkanı."

"Biraz daha bekleyelim."

"Ege."

"Yüzden geriye saysak?"

Ada kardeşini omzundan çevirerek Kemal Hoca'ya doğru döndürdü.

Öğretmen karşılarına ulaştığında ikisinin yüzünde de fazlasıyla kontrollü gülümsemeler vardı.

"Aa, Kemal Hocam," dedi Ege, sesine samimiyet yerleştirmeye çalışarak. "Sizi görmek ne güzel."

Kemal Hoca önce Ege'ye, sonra Ada'ya baktı.

"Bu cümleyi söylerken yüzündeki acıyı biraz daha gizlemen gerekiyordu."

Ege'nin gülümsemesi bir anlığına bozuldu.

"Heyecandan hocam."

"Ben de öyle düşündüm."

Ada başını hafifçe eğdi.

"Nasılsınız hocam?"

"İyiyim. Siz ne yapıyorsunuz burada?"

Ege, bahçeye yerleştirilen hoparlörlere ve masanın üzerindeki oyun konsoluna baktı.

"Bilime katkı sağlıyoruz."

Kemal Hoca'nın gözleri kısıldı.

"Senin bilime yaptığın son katkı, biyoloji sunumunda benim fotoğrafımı kullanıp altına yeni bir canlı türü yazmaktı."

Ada dudaklarını birbirine bastırdı.

Ege ise hatırlamamış gibi kaşlarını çattı.

"Hangisiydi o?"

"Kemalensis irritabilis."

Ada yüzünü başka tarafa çevirdi. Omuzları çok hafif sarsılıyordu.

Kemal Hoca ona baktı.

"Gülme Ada. Latince açıklamasını sen yazmıştın."

Ada yeniden öğretmenine döndü.

"Bilimsel sınıflandırmada emeğim vardı, doğru."

Kemal Hoca'nın yüzündeki sertlik birkaç saniyeliğine kırıldı. Gülümsememek için dudaklarını sıktı ancak tamamen başaramadı.

"Rüzgâr nerede?"

Bu soru, ikisinin üzerindeki hafifliği azalttı.

Ege ellerini cebine soktu.

"Bir işi vardı hocam. Gelemedi."

"Üçünüzü ayrı görmek garip."

Ada bilgisayarının ekranına kısa bir bakış attı.

"Bize de."

Kemal Hoca, okul cephesine bağlı düzeneği fark etti.

"Peki bu nedir?"

Ege hemen yanına geçti.

"Hocam, okul yönetiminin bilgisi dâhilinde öğrenciler için küçük bir etkinlik hazırlıyoruz."

"Ne etkinliği?"

"Teknoloji destekli sosyal faaliyet."

Kemal Hoca gözlerini Ege'den ayırmadan konuştu.

"Türkçesini söyle."

"Okulun duvarında futbol oynayacağız."

Öğretmenin yüzü taş gibi oldu.

"Ne yapacaksınız?"

Ada bilgisayarının ekranını kapatmadan araya girdi.

"Yaz kursundaki öğrenciler için kısa bir oyun turnuvası. Perde okulun dış cephesine açılacak. Projeksiyon karşı binanın terasından yansıtılacak. Yapıya zarar vermeyeceğiz."

Kemal Hoca bir süre ikisine baktı.

"Okul yönetimi bunu biliyor mu?"

Ege gülümsedi.

"Etkinlik yapacağımızı biliyorlar."

"İçeriğini biliyorlar mı?"

Ege'nin gülümsemesi biraz daha genişledi.

"İçerik, sürprizin önemli bir parçası."

Kemal Hoca eliyle alnını ovuşturdu.

"Yıllar geçti. Biriniz bile akıllanmamışsınız."

Ada sakin bir sesle karşılık verdi.

"Akıllanmakla sıkıcılaşmak aynı şey değil hocam."

"Yirmi altı yaşındasınız."

"Yaşımızı biliyoruz," dedi Ege. "Babamız düzenli olarak hatırlatıyor."

Kemal Hoca masanın üzerindeki oyun kollarına baktı.

"Bunu durdurmam gerekiyor."

Ege'nin yüzünde ciddi bir endişe oluştu.

"Hocam, öğrencileri teknolojiden mahrum bırakmayın. Geleceğin yazılımcıları burada yetişiyor olabilir."

"Siz mezun olduğunuzda okulun bilgisayar laboratuvarındaki dört kasanın içinde makarna bulduk."

"Donanım çok ısınıyordu. Soğutmaya çalışmıştık."

"Makarna pişirerek mi?"

"Deneysel bir dönemdi."

Kemal Hoca cevap vermek üzereydi ki okulun içinden zil sesi duyuldu.

Bahçe kapıları açıldı.

Öğrenciler gruplar hâlinde dışarı çıkmaya başladı. Çatıdaki beyaz düzeneği, hoparlörleri ve masanın üzerindeki oyun konsolunu fark edenlerin merakı kısa sürede diğerlerine yayıldı.

Ege, öğretmenin omzuna dostça dokundu.

"Hocam artık çok geç. Halk beklentiye girdi."

Kemal Hoca, Ege'nin elini omzundan indirdi.

"Bana dokunma."

Ada'nın bilgisayarından ses geldi.

Ekranda Rüzgâr'ın konumu hareket ediyordu.

Ada, okul bahçesindeki gürültüyü birkaç saniyeliğine unuttu.

Rüzgâr şirkette değildi artık.

Hızla kuzeye doğru ilerliyordu.

Rüzgâr, gri sedanı görüş alanından çıkarmadan takip ediyordu.

Aralarında iki araçlık mesafe bırakmıştı. Trafiğin yoğun olduğu yerlerde yaklaşmıyor, kavşaklarda doğrudan arkasında durmuyordu.

Sedanın sürücüsü takip edildiğinden şüphelenmiyor gibiydi.

Yine de Rüzgâr rahat değildi.

Direksiyonun üzerindeki parmakları gereğinden sıkıydı.

Koru Evi'ne giden yolu biliyordu.

Çocukken babasıyla birlikte o yolu defalarca kullanmıştı. Ersin, şehirden uzaklaşmak istediğinde onu ve Yağmur'u arabaya bindirir, kuzeydeki orman yoluna götürürdü.

Yağmur, yol boyunca gördüğü bütün kelebekleri saymaya çalışırdı.

Her defasında yirmiden sonra karıştırır ve yeniden başlardı.

Rüzgâr önündeki sedana baktı.

Şimdi kız kardeşinin anılarıyla dolu o eve yasa dışı bir sevkiyatın dosyası götürülüyordu.

Miray'ın sesi kulaklıktan geldi.

"Araç ana yoldan ayrıldı."

"Görüyorum."

"Girdiği yol özel mülke çıkıyor. Tapu kayıtlarına ulaştım."

Rüzgâr'ın çenesi gerildi.

"Kimin üzerine?"

Miray birkaç saniye sustu.

"Evin resmî sahibi altı yıl önce değişmiş. Şu an Demir Turizm Yatırımları adına kayıtlı."

"Babamın şirketlerinden biri."

"Evet."

Ada'nın sesi duyuldu.

"Yolun sonunda güvenlik kamerası var. Aracınla devam edersen kayda gireceksin."

Rüzgâr önündeki viraja baktı.

"Yaklaşmayacağım."

Aracını yol kenarındaki terk edilmiş benzin istasyonunun arkasına çekti. Gri sedan virajı dönüp gözden kayboldu.

Rüzgâr motoru kapattı.

Bir süre direksiyonun başında hareketsiz kaldı.

Çocukluğundan kalan görüntüler, zihninde birbirine karışıyordu.

Babası kıyıda oltasını hazırlıyor.

Yağmur çamurlu ayakkabılarıyla evin içine giriyor.

Annesi mutfak penceresinden onlara sesleniyor.

Aynı evin masasında birkaç saat sonra yasa dışı sevkiyat belgeleri incelenecekti.

Miray yavaşça konuştu.

"Rüzgâr, dosyanın oraya bırakıldığından emin değiliz."

"Oraya gidiyor."

"Biliyorum. Yalnızca içeri girmeye kalkmamanı istiyorum."

Rüzgâr başını koltuğun arkasına yasladı.

"Bunu bana söyleyen üçüncü kişi sensin."

"Demek ki üçümüzün de haklı olma ihtimali yüksek."

"Beni tanımıyorsunuz."

Ada hemen karşılık verdi.

"Ben yirmi altı yıldır tanıyorum. Kesinlikle içeri girmeyi düşünüyorsun."

Rüzgâr gözlerini kapattı.

"Şu an girmeyeceğim."

Ege'nin sesi duyuldu.

"Şu an kısmını hiç sevmedim."

Arka planda okul bahçesindeki öğrencilerin sesleri yükseliyordu.

Rüzgâr kaşlarını çattı.

"Orada ne oluyor?"

Ege'nin neşesi geri gelmişti.

"Çocukluk hayalimizi gerçekleştiriyoruz."

"Ben babamın gizli sevkiyat dosyasını takip ederken siz okulun duvarında oyun mu oynuyorsunuz?"

"Hayat devam ediyor kardeşim."

Ada araya girdi.

"Rüzgâr, aracın konumu sabitlendi. Koru Evi'ne girdi. Şimdilik geri dön. Bu gece dosyaya nasıl ulaşacağımızı konuşuruz."

Rüzgâr cevap vermedi.

Yolun devamına baktı.

Ağaçların arasından ev görünmüyordu.

Ancak orada olduğunu biliyordu.

O dosya, babasının kurduğu karanlık hayatın ilk gerçek haritası olabilirdi.

Direksiyonu yeniden kavradı.

Sonra ellerini yavaşça indirdi.

"Tamam," dedi. "Dönüyorum."

Kulaklığın diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

Ege şaşkınlıkla konuştu.

"Bu kadar kolay mı?"

"Fikrimi değiştirmeden sus."

"Gurur duydum be."

Rüzgâr bağlantıyı kesti.

Motoru çalıştırırken dikiz aynasında kendi yüzüne baktı.

Babasıyla savaşmaya başlamıştı.

Henüz ikisi de bunun farkında değildi.

---

Ada, siyah kumandanın üzerindeki kırmızı düğmeye bastı.

Okulun çatısındaki motorlar aynı anda çalıştı.

Büyük beyaz perde, ağır ağır binanın dış cephesinden aşağı inmeye başladı. Beş kat boyunca uzanan kumaş, pencerelerin önünden geçtikçe sınıflardaki öğrenciler cama yaklaşıyor, bahçedekiler ise başlarını kaldırıp şaşkınlıkla izliyordu.

Perde en alt noktaya ulaştığında okulun ön cephesinin büyük bir kısmını kapatmıştı.

Bahçeden yükselen uğultu kısa sürede alkışlara dönüştü.

Ege mikrofonu eline aldı.

"Can Koleji'nin sevgili yaz mahkûmları..."

Ada kardeşine baktı.

Ege hemen düzeltti.

"Yaz dönemi öğrencileri."

Bahçedeki birkaç öğretmen gülümserken Kemal Hoca kollarını göğsünde birleştirmiş, okulun girişinde bekliyordu.

Ege konuşmasını sürdürdü.

"Yıllar önce bu okuldan mezun olurken yapamadığımız bir şeyi bugün sizinle birlikte yapmaya geldik. Merak etmeyin, okulun duvarlarına zarar vermeyeceğiz. En azından planımız bu yönde."

Ada mikrofonu kardeşinin elinden aldı.

"Planımız kesin olarak bu yönde."

Öğrenciler güldü.

Karşı binanın terasına yerleştirdikleri güçlü projeksiyon açıldı. Beyaz perdenin üzerinde önce bilgisayarın masaüstü, ardından futbol oyununun başlangıç ekranı belirdi.

Görüntü gün ışığına rağmen yeterince netti.

Bahçedeki öğrenciler tezahürat yapmaya başladı.

Ege oyun kollarından birini eline aldı.

"Takımlar belli. Ben Fenerbahçe'yi alıyorum."

Ada diğer kolu aldı.

"Kimse şaşırmadı."

"Kaybedince bahane üretme diye baştan söylüyorum."

"Ege, en son beni yendiğinde oyun kolumun kablosunu ayağınla çıkarmıştın."

"Teknik detaylara takılıyorsun."

"Bu kez kablosuz."

Ege elindeki kola baktı.

"Teknoloji bazen insanın yaratıcılığını kısıtlıyor."

Kemal Hoca yanlarına geldi.

"Bu iş kaç dakika sürecek?"

Ada oyun ayarlarını yaparken cevap verdi.

"On iki dakikalık maç hocam."

"On iki dakika sonunda toplayacaksınız."

Ege öğretmenine baktı.

"Hocam siz de bir takımı destekleyin. Hayata karışın biraz."

"Ben yalnızca okulun zarar görmemesini destekliyorum."

"Bu da bir başlangıç."

Maç başladığında okul bahçesi ikiye ayrıldı.

Öğrencilerin bir kısmı Ege'nin, diğer kısmı Ada'nın adını bağırıyordu. Aralarda takım tezahüratları yükseliyor, öğretmenler öğrencileri sakinleştirmeye çalışırken kendileri de ekrandan gözlerini ayıramıyordu.

Ege ilk dakikalarda daha saldırgan oynuyordu. Ada ise sabırla savunmada kalıyor, kardeşinin yaptığı hataları bekliyordu.

"Biraz ileri çıksana," dedi Ege, gözlerini ekrandan ayırmadan. "Kaleye belediyeden ruhsat mı aldın?"

Ada sol başparmağıyla oyuncusunu yönlendirirken sakinliğini korudu.

"Sen yorulunca çıkarım."

"Bu oyun karakteri yorulmuyor."

"Sen yoruluyorsun."

Ege cevap vermek üzereydi ki Ada topu kaptı.

Orta sahadan hızlı bir pas çıkardı, ceza sahasının önüne kadar ilerledi ve sert bir şut çekti.

Top kale direğine çarpıp dışarı çıktı.

Bahçenin Ada'yı destekleyen yarısından büyük bir hayal kırıklığı sesi yükseldi.

Ege derin bir nefes aldı.

"Direk benimle."

"Direğin karakteri senden daha düzgün."

Maçın sekizinci dakikasında ilk golü Ege attı.

Oyun kolunu havaya kaldırıp ayağa fırladı. Bahçenin yarısı tezahürat yaparken diğer yarısı onu yuhaladı.

Ege öğrencileri eliyle daha fazla ses çıkarmaya teşvik etti.

"İşte bu! Yıllar sonra okul yine doğru tarafı seçti."

Ada kolundan çekip onu sandalyesine oturttu.

"Gel buraya! Oyun daha bitmedi."

"Psikolojik üstünlük kuruyorum."

"Kendi üzerinde mi?"

Maçın son iki dakikasına 1-0 girildi.

Ege topu kendi yarı sahasında tutmaya çalışıyor, Ada ise sürekli baskı yapıyordu.

Kemal Hoca birkaç adım ötede duruyor, farkında olmadan ekrana doğru yaklaşmıştı.

"Sağdan geliyor," dedi bir anda.

Ege başını öğretmenine çevirdi.

"Hocam kime taktik veriyorsunuz?"

Kemal Hoca boğazını temizledi.

"Kimseye."

Ada, Ege'nin kısa süreli dikkatsizliğini kullandı. Topu aldı, ceza sahasının dışına taşıdı ve şut çekti.

Top kalecinin ellerinin arasından geçip filelere girdi.

Bahçenin diğer yarısı bu kez ayağa kalktı.

Ada yalnızca koltuğunda geriye yaslandı. Yüzünde küçük, tatmin olmuş bir gülümseme vardı.

Ege ona bakıyordu.

"Lan hocayla konuşuyordum!"

"Maç sırasında sosyalleşmenin sonuçları vardır Ege'ciğim."

"Yok yok. Bu gol sayılmaz."

"Ekranda bak, ne yazıyor?"

"Ekran bile sana çalışıyor anasını satayım."

Maç 1-1 sona erdi.

Öğrenciler penaltı istedi. Ege hemen kabul etmek üzere mikrofonu kaldırdı fakat Ada elinden aldı.

"Etkinlik burada bitti."

Bahçeden itiraz sesleri yükseldi.

Ege kardeşine döndü.

"Bir penaltı serisinden ne olacak?"

"Kemal Hoca'ya on iki dakika dedik."

İkisi de öğretmenlerine baktı.

Kemal Hoca, öğrencilerin kendisine çevrilen onlarca bakışını gördü. Bir süre sert görünmeye çalıştı.

Sonunda eliyle kısa bir işaret yaptı.

"Beş penaltı. Sonra toplayacaksınız."

Bahçede alkış koptu.

Ege mikrofona doğru eğildi.

"Kemal Hoca'nın yıllar içindeki ilk insanî kararı."

Öğretmen hemen ona döndü.

"Vazgeçebilirim," dedi işaret parmağını kaldırarak.

"Hocamızın son derece tutarlı kararıyla beş penaltıya geçiyoruz!"

Seriyi Ada kazandı.

Son penaltıyı gole çevirdiğinde öğrencilerin yarısı sevinçle bağırırken Ege oyun kolunu masaya bırakıp birkaç saniye boyunca dev ekrana baktı.

Ada güneş gözlüğünü taktı.

"Bir şey söylemeyecek misin?"

Ege ağır bir ifadeyle ona döndü.

"Bugün okulun tarihinde kara bir leke olarak kalacak."

Ada kardeşinin omzuna dokundu.

"Alışırsın."

"Hile yaptın!"

"Nasıl?"

"Bilmiyorum ama bulacağım."

Öğrenciler yanlarına gelip fotoğraf çektirmek, oyun kollarını denemek ve etkinliğin tekrar yapılıp yapılmayacağını sormak için etraflarını sardı.

Kemal Hoca birkaç adım geride onları izliyordu.

Yüzünde hâlâ memnuniyetsiz bir ifade vardı.

Fakat Ege, öğretmenin dudaklarının kenarında saklamaya çalıştığı küçük gülümsemeyi gördü.

"Hocam," dedi, kalabalığın arasından ona seslenerek. "Siz de eğlendiniz."

"Hayır."

"Sağdan geliyor diye taktik verdiniz."

"Pozisyonu söyledim."

"Beni desteklediniz yani."

Kemal Hoca arkasını döndü.

"Bir daha bu okula gelmeyin."

Ada, masanın üzerindeki kabloları toplarken konuştu.

"Bunu mezun olduğumuz gün de söylemiştiniz."

Kemal Hoca birkaç adım attıktan sonra durdu.

Omzunun üzerinden ikisine baktı.

"Rüzgâr'a da selam söyleyin."

Bu kez sesinde sertlik yoktu.

Ege'nin yüzündeki gülümseme hafifledi.

"Söyleriz hocam."

Kemal Hoca okul binasına doğru yürürken ikizler bir süre arkasından baktı.

Ada sessizce konuştu.

"Adamı özlemiş olabilir miyim?"

Ege şaşkınlıkla ona döndü.

"Bunu bir daha söyleme. Yaşlandığımızı düşünmeye başlarım."

End of chapter

Bölüm 7 - Part 2

Kemal Hoca'yı ilk fark eden Ege oldu.

Okulun çatısındaki bağlantıları kontrol etmiş, ardından Ada'yla birlikte bahçeye inmişlerdi. Öğle arasının başlamasına yirmi dakika kalmıştı. Büyük beyaz perde, çatının kenarındaki motorlu düzeneğe sarılı biçimde bekliyordu.

Ada, açılır masanın başında bilgisayarının ekranına bakıyordu. Bir taraftan Rüzgâr'ın konumunu takip ediyor, diğer taraftan okulun projeksiyon sistemini kontrol ediyordu.

Ege ise öğrencilerle birlikte hoparlörleri yerleştiriyordu.

Son kabloyu masanın altından geçirirken bakışları okulun girişine kaydı.

Uzun boylu, ince yapılı bir adam merdivenlerden aşağı iniyordu. Saçları eskiye göre iyice seyrelmiş, yüzündeki çizgiler belirginleşmişti. Ancak yürürken omuzlarını geriye atma biçimi ve çevresindeki herkesi potansiyel suçlu gibi inceleyen bakışları değişmemişti.

Ege'nin elleri hareketsiz kaldı.

"Yok artık."

Ada bilgisayarından başını kaldırmadı.

"Ne oldu?"

Ege hızla arkasını döndü.

"Kemal Hoca."

Ada'nın parmakları klavyenin üzerinde durdu.

"Emin misin?"

"Bu yürüyüşü başka kimsede görmedim. Adam hâlâ koridorda suç kokusu arayan narkotik köpeği gibi geziyor."

Ada başını çevirip okul girişine baktı.

Kemal Hoca onları görmüştü.

Üstelik doğrudan üzerlerine yürüyordu.

Ege, Ada'nın omuzlarından tutup onu masanın diğer tarafına çevirdi.

"Ne yapıyorsun?" diye sordu Ada, kardeşinin ellerini üzerinden atarken.

"Bizi görmediğini düşünürsek belki gerçek olur."

"Göz göze geldiniz."

"İnsan bazen geçmişini inkâr ederek iyileşir."

Ada gözlerini devirdi.

"Dön arkanı."

"Biraz daha bekleyelim."

"Ege."

"Yüzden geriye saysak?"

Ada kardeşini omzundan çevirerek Kemal Hoca'ya doğru döndürdü.

Öğretmen karşılarına ulaştığında ikisinin yüzünde de fazlasıyla kontrollü gülümsemeler vardı.

"Aa, Kemal Hocam," dedi Ege, sesine samimiyet yerleştirmeye çalışarak. "Sizi görmek ne güzel."

Kemal Hoca önce Ege'ye, sonra Ada'ya baktı.

"Bu cümleyi söylerken yüzündeki acıyı biraz daha gizlemen gerekiyordu."

Ege'nin gülümsemesi bir anlığına bozuldu.

"Heyecandan hocam."

"Ben de öyle düşündüm."

Ada başını hafifçe eğdi.

"Nasılsınız hocam?"

"İyiyim. Siz ne yapıyorsunuz burada?"

Ege, bahçeye yerleştirilen hoparlörlere ve masanın üzerindeki oyun konsoluna baktı.

"Bilime katkı sağlıyoruz."

Kemal Hoca'nın gözleri kısıldı.

"Senin bilime yaptığın son katkı, biyoloji sunumunda benim fotoğrafımı kullanıp altına yeni bir canlı türü yazmaktı."

Ada dudaklarını birbirine bastırdı.

Ege ise hatırlamamış gibi kaşlarını çattı.

"Hangisiydi o?"

"Kemalensis irritabilis."

Ada yüzünü başka tarafa çevirdi. Omuzları çok hafif sarsılıyordu.

Kemal Hoca ona baktı.

"Gülme Ada. Latince açıklamasını sen yazmıştın."

Ada yeniden öğretmenine döndü.

"Bilimsel sınıflandırmada emeğim vardı, doğru."

Kemal Hoca'nın yüzündeki sertlik birkaç saniyeliğine kırıldı. Gülümsememek için dudaklarını sıktı ancak tamamen başaramadı.

"Rüzgâr nerede?"

Bu soru, ikisinin üzerindeki hafifliği azalttı.

Ege ellerini cebine soktu.

"Bir işi vardı hocam. Gelemedi."

"Üçünüzü ayrı görmek garip."

Ada bilgisayarının ekranına kısa bir bakış attı.

"Bize de."

Kemal Hoca, okul cephesine bağlı düzeneği fark etti.

"Peki bu nedir?"

Ege hemen yanına geçti.

"Hocam, okul yönetiminin bilgisi dâhilinde öğrenciler için küçük bir etkinlik hazırlıyoruz."

"Ne etkinliği?"

"Teknoloji destekli sosyal faaliyet."

Kemal Hoca gözlerini Ege'den ayırmadan konuştu.

"Türkçesini söyle."

"Okulun duvarında futbol oynayacağız."

Öğretmenin yüzü taş gibi oldu.

"Ne yapacaksınız?"

Ada bilgisayarının ekranını kapatmadan araya girdi.

"Yaz kursundaki öğrenciler için kısa bir oyun turnuvası. Perde okulun dış cephesine açılacak. Projeksiyon karşı binanın terasından yansıtılacak. Yapıya zarar vermeyeceğiz."

Kemal Hoca bir süre ikisine baktı.

"Okul yönetimi bunu biliyor mu?"

Ege gülümsedi.

"Etkinlik yapacağımızı biliyorlar."

"İçeriğini biliyorlar mı?"

Ege'nin gülümsemesi biraz daha genişledi.

"İçerik, sürprizin önemli bir parçası."

Kemal Hoca eliyle alnını ovuşturdu.

"Yıllar geçti. Biriniz bile akıllanmamışsınız."

Ada sakin bir sesle karşılık verdi.

"Akıllanmakla sıkıcılaşmak aynı şey değil hocam."

"Yirmi altı yaşındasınız."

"Yaşımızı biliyoruz," dedi Ege. "Babamız düzenli olarak hatırlatıyor."

Kemal Hoca masanın üzerindeki oyun kollarına baktı.

"Bunu durdurmam gerekiyor."

Ege'nin yüzünde ciddi bir endişe oluştu.

"Hocam, öğrencileri teknolojiden mahrum bırakmayın. Geleceğin yazılımcıları burada yetişiyor olabilir."

"Siz mezun olduğunuzda okulun bilgisayar laboratuvarındaki dört kasanın içinde makarna bulduk."

"Donanım çok ısınıyordu. Soğutmaya çalışmıştık."

"Makarna pişirerek mi?"

"Deneysel bir dönemdi."

Kemal Hoca cevap vermek üzereydi ki okulun içinden zil sesi duyuldu.

Bahçe kapıları açıldı.

Öğrenciler gruplar hâlinde dışarı çıkmaya başladı. Çatıdaki beyaz düzeneği, hoparlörleri ve masanın üzerindeki oyun konsolunu fark edenlerin merakı kısa sürede diğerlerine yayıldı.

Ege, öğretmenin omzuna dostça dokundu.

"Hocam artık çok geç. Halk beklentiye girdi."

Kemal Hoca, Ege'nin elini omzundan indirdi.

"Bana dokunma."

Ada'nın bilgisayarından ses geldi.

Ekranda Rüzgâr'ın konumu hareket ediyordu.

Ada, okul bahçesindeki gürültüyü birkaç saniyeliğine unuttu.

Rüzgâr şirkette değildi artık.

Hızla kuzeye doğru ilerliyordu.

Rüzgâr, gri sedanı görüş alanından çıkarmadan takip ediyordu.

Aralarında iki araçlık mesafe bırakmıştı. Trafiğin yoğun olduğu yerlerde yaklaşmıyor, kavşaklarda doğrudan arkasında durmuyordu.

Sedanın sürücüsü takip edildiğinden şüphelenmiyor gibiydi.

Yine de Rüzgâr rahat değildi.

Direksiyonun üzerindeki parmakları gereğinden sıkıydı.

Koru Evi'ne giden yolu biliyordu.

Çocukken babasıyla birlikte o yolu defalarca kullanmıştı. Ersin, şehirden uzaklaşmak istediğinde onu ve Yağmur'u arabaya bindirir, kuzeydeki orman yoluna götürürdü.

Yağmur, yol boyunca gördüğü bütün kelebekleri saymaya çalışırdı.

Her defasında yirmiden sonra karıştırır ve yeniden başlardı.

Rüzgâr önündeki sedana baktı.

Şimdi kız kardeşinin anılarıyla dolu o eve yasa dışı bir sevkiyatın dosyası götürülüyordu.

Miray'ın sesi kulaklıktan geldi.

"Araç ana yoldan ayrıldı."

"Görüyorum."

"Girdiği yol özel mülke çıkıyor. Tapu kayıtlarına ulaştım."

Rüzgâr'ın çenesi gerildi.

"Kimin üzerine?"

Miray birkaç saniye sustu.

"Evin resmî sahibi altı yıl önce değişmiş. Şu an Demir Turizm Yatırımları adına kayıtlı."

"Babamın şirketlerinden biri."

"Evet."

Ada'nın sesi duyuldu.

"Yolun sonunda güvenlik kamerası var. Aracınla devam edersen kayda gireceksin."

Rüzgâr önündeki viraja baktı.

"Yaklaşmayacağım."

Aracını yol kenarındaki terk edilmiş benzin istasyonunun arkasına çekti. Gri sedan virajı dönüp gözden kayboldu.

Rüzgâr motoru kapattı.

Bir süre direksiyonun başında hareketsiz kaldı.

Çocukluğundan kalan görüntüler, zihninde birbirine karışıyordu.

Babası kıyıda oltasını hazırlıyor.

Yağmur çamurlu ayakkabılarıyla evin içine giriyor.

Annesi mutfak penceresinden onlara sesleniyor.

Aynı evin masasında birkaç saat sonra yasa dışı sevkiyat belgeleri incelenecekti.

Miray yavaşça konuştu.

"Rüzgâr, dosyanın oraya bırakıldığından emin değiliz."

"Oraya gidiyor."

"Biliyorum. Yalnızca içeri girmeye kalkmamanı istiyorum."

Rüzgâr başını koltuğun arkasına yasladı.

"Bunu bana söyleyen üçüncü kişi sensin."

"Demek ki üçümüzün de haklı olma ihtimali yüksek."

"Beni tanımıyorsunuz."

Ada hemen karşılık verdi.

"Ben yirmi altı yıldır tanıyorum. Kesinlikle içeri girmeyi düşünüyorsun."

Rüzgâr gözlerini kapattı.

"Şu an girmeyeceğim."

Ege'nin sesi duyuldu.

"Şu an kısmını hiç sevmedim."

Arka planda okul bahçesindeki öğrencilerin sesleri yükseliyordu.

Rüzgâr kaşlarını çattı.

"Orada ne oluyor?"

Ege'nin neşesi geri gelmişti.

"Çocukluk hayalimizi gerçekleştiriyoruz."

"Ben babamın gizli sevkiyat dosyasını takip ederken siz okulun duvarında oyun mu oynuyorsunuz?"

"Hayat devam ediyor kardeşim."

Ada araya girdi.

"Rüzgâr, aracın konumu sabitlendi. Koru Evi'ne girdi. Şimdilik geri dön. Bu gece dosyaya nasıl ulaşacağımızı konuşuruz."

Rüzgâr cevap vermedi.

Yolun devamına baktı.

Ağaçların arasından ev görünmüyordu.

Ancak orada olduğunu biliyordu.

O dosya, babasının kurduğu karanlık hayatın ilk gerçek haritası olabilirdi.

Direksiyonu yeniden kavradı.

Sonra ellerini yavaşça indirdi.

"Tamam," dedi. "Dönüyorum."

Kulaklığın diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu.

Ege şaşkınlıkla konuştu.

"Bu kadar kolay mı?"

"Fikrimi değiştirmeden sus."

"Gurur duydum be."

Rüzgâr bağlantıyı kesti.

Motoru çalıştırırken dikiz aynasında kendi yüzüne baktı.

Babasıyla savaşmaya başlamıştı.

Henüz ikisi de bunun farkında değildi.

---

Ada, siyah kumandanın üzerindeki kırmızı düğmeye bastı.

Okulun çatısındaki motorlar aynı anda çalıştı.

Büyük beyaz perde, ağır ağır binanın dış cephesinden aşağı inmeye başladı. Beş kat boyunca uzanan kumaş, pencerelerin önünden geçtikçe sınıflardaki öğrenciler cama yaklaşıyor, bahçedekiler ise başlarını kaldırıp şaşkınlıkla izliyordu.

Perde en alt noktaya ulaştığında okulun ön cephesinin büyük bir kısmını kapatmıştı.

Bahçeden yükselen uğultu kısa sürede alkışlara dönüştü.

Ege mikrofonu eline aldı.

"Can Koleji'nin sevgili yaz mahkûmları..."

Ada kardeşine baktı.

Ege hemen düzeltti.

"Yaz dönemi öğrencileri."

Bahçedeki birkaç öğretmen gülümserken Kemal Hoca kollarını göğsünde birleştirmiş, okulun girişinde bekliyordu.

Ege konuşmasını sürdürdü.

"Yıllar önce bu okuldan mezun olurken yapamadığımız bir şeyi bugün sizinle birlikte yapmaya geldik. Merak etmeyin, okulun duvarlarına zarar vermeyeceğiz. En azından planımız bu yönde."

Ada mikrofonu kardeşinin elinden aldı.

"Planımız kesin olarak bu yönde."

Öğrenciler güldü.

Karşı binanın terasına yerleştirdikleri güçlü projeksiyon açıldı. Beyaz perdenin üzerinde önce bilgisayarın masaüstü, ardından futbol oyununun başlangıç ekranı belirdi.

Görüntü gün ışığına rağmen yeterince netti.

Bahçedeki öğrenciler tezahürat yapmaya başladı.

Ege oyun kollarından birini eline aldı.

"Takımlar belli. Ben Fenerbahçe'yi alıyorum."

Ada diğer kolu aldı.

"Kimse şaşırmadı."

"Kaybedince bahane üretme diye baştan söylüyorum."

"Ege, en son beni yendiğinde oyun kolumun kablosunu ayağınla çıkarmıştın."

"Teknik detaylara takılıyorsun."

"Bu kez kablosuz."

Ege elindeki kola baktı.

"Teknoloji bazen insanın yaratıcılığını kısıtlıyor."

Kemal Hoca yanlarına geldi.

"Bu iş kaç dakika sürecek?"

Ada oyun ayarlarını yaparken cevap verdi.

"On iki dakikalık maç hocam."

"On iki dakika sonunda toplayacaksınız."

Ege öğretmenine baktı.

"Hocam siz de bir takımı destekleyin. Hayata karışın biraz."

"Ben yalnızca okulun zarar görmemesini destekliyorum."

"Bu da bir başlangıç."

Maç başladığında okul bahçesi ikiye ayrıldı.

Öğrencilerin bir kısmı Ege'nin, diğer kısmı Ada'nın adını bağırıyordu. Aralarda takım tezahüratları yükseliyor, öğretmenler öğrencileri sakinleştirmeye çalışırken kendileri de ekrandan gözlerini ayıramıyordu.

Ege ilk dakikalarda daha saldırgan oynuyordu. Ada ise sabırla savunmada kalıyor, kardeşinin yaptığı hataları bekliyordu.

"Biraz ileri çıksana," dedi Ege, gözlerini ekrandan ayırmadan. "Kaleye belediyeden ruhsat mı aldın?"

Ada sol başparmağıyla oyuncusunu yönlendirirken sakinliğini korudu.

"Sen yorulunca çıkarım."

"Bu oyun karakteri yorulmuyor."

"Sen yoruluyorsun."

Ege cevap vermek üzereydi ki Ada topu kaptı.

Orta sahadan hızlı bir pas çıkardı, ceza sahasının önüne kadar ilerledi ve sert bir şut çekti.

Top kale direğine çarpıp dışarı çıktı.

Bahçenin Ada'yı destekleyen yarısından büyük bir hayal kırıklığı sesi yükseldi.

Ege derin bir nefes aldı.

"Direk benimle."

"Direğin karakteri senden daha düzgün."

Maçın sekizinci dakikasında ilk golü Ege attı.

Oyun kolunu havaya kaldırıp ayağa fırladı. Bahçenin yarısı tezahürat yaparken diğer yarısı onu yuhaladı.

Ege öğrencileri eliyle daha fazla ses çıkarmaya teşvik etti.

"İşte bu! Yıllar sonra okul yine doğru tarafı seçti."

Ada kolundan çekip onu sandalyesine oturttu.

"Gel buraya! Oyun daha bitmedi."

"Psikolojik üstünlük kuruyorum."

"Kendi üzerinde mi?"

Maçın son iki dakikasına 1-0 girildi.

Ege topu kendi yarı sahasında tutmaya çalışıyor, Ada ise sürekli baskı yapıyordu.

Kemal Hoca birkaç adım ötede duruyor, farkında olmadan ekrana doğru yaklaşmıştı.

"Sağdan geliyor," dedi bir anda.

Ege başını öğretmenine çevirdi.

"Hocam kime taktik veriyorsunuz?"

Kemal Hoca boğazını temizledi.

"Kimseye."

Ada, Ege'nin kısa süreli dikkatsizliğini kullandı. Topu aldı, ceza sahasının dışına taşıdı ve şut çekti.

Top kalecinin ellerinin arasından geçip filelere girdi.

Bahçenin diğer yarısı bu kez ayağa kalktı.

Ada yalnızca koltuğunda geriye yaslandı. Yüzünde küçük, tatmin olmuş bir gülümseme vardı.

Ege ona bakıyordu.

"Lan hocayla konuşuyordum!"

"Maç sırasında sosyalleşmenin sonuçları vardır Ege'ciğim."

"Yok yok. Bu gol sayılmaz."

"Ekranda bak, ne yazıyor?"

"Ekran bile sana çalışıyor anasını satayım."

Maç 1-1 sona erdi.

Öğrenciler penaltı istedi. Ege hemen kabul etmek üzere mikrofonu kaldırdı fakat Ada elinden aldı.

"Etkinlik burada bitti."

Bahçeden itiraz sesleri yükseldi.

Ege kardeşine döndü.

"Bir penaltı serisinden ne olacak?"

"Kemal Hoca'ya on iki dakika dedik."

İkisi de öğretmenlerine baktı.

Kemal Hoca, öğrencilerin kendisine çevrilen onlarca bakışını gördü. Bir süre sert görünmeye çalıştı.

Sonunda eliyle kısa bir işaret yaptı.

"Beş penaltı. Sonra toplayacaksınız."

Bahçede alkış koptu.

Ege mikrofona doğru eğildi.

"Kemal Hoca'nın yıllar içindeki ilk insanî kararı."

Öğretmen hemen ona döndü.

"Vazgeçebilirim," dedi işaret parmağını kaldırarak.

"Hocamızın son derece tutarlı kararıyla beş penaltıya geçiyoruz!"

Seriyi Ada kazandı.

Son penaltıyı gole çevirdiğinde öğrencilerin yarısı sevinçle bağırırken Ege oyun kolunu masaya bırakıp birkaç saniye boyunca dev ekrana baktı.

Ada güneş gözlüğünü taktı.

"Bir şey söylemeyecek misin?"

Ege ağır bir ifadeyle ona döndü.

"Bugün okulun tarihinde kara bir leke olarak kalacak."

Ada kardeşinin omzuna dokundu.

"Alışırsın."

"Hile yaptın!"

"Nasıl?"

"Bilmiyorum ama bulacağım."

Öğrenciler yanlarına gelip fotoğraf çektirmek, oyun kollarını denemek ve etkinliğin tekrar yapılıp yapılmayacağını sormak için etraflarını sardı.

Kemal Hoca birkaç adım geride onları izliyordu.

Yüzünde hâlâ memnuniyetsiz bir ifade vardı.

Fakat Ege, öğretmenin dudaklarının kenarında saklamaya çalıştığı küçük gülümsemeyi gördü.

"Hocam," dedi, kalabalığın arasından ona seslenerek. "Siz de eğlendiniz."

"Hayır."

"Sağdan geliyor diye taktik verdiniz."

"Pozisyonu söyledim."

"Beni desteklediniz yani."

Kemal Hoca arkasını döndü.

"Bir daha bu okula gelmeyin."

Ada, masanın üzerindeki kabloları toplarken konuştu.

"Bunu mezun olduğumuz gün de söylemiştiniz."

Kemal Hoca birkaç adım attıktan sonra durdu.

Omzunun üzerinden ikisine baktı.

"Rüzgâr'a da selam söyleyin."

Bu kez sesinde sertlik yoktu.

Ege'nin yüzündeki gülümseme hafifledi.

"Söyleriz hocam."

Kemal Hoca okul binasına doğru yürürken ikizler bir süre arkasından baktı.

Ada sessizce konuştu.

"Adamı özlemiş olabilir miyim?"

Ege şaşkınlıkla ona döndü.

"Bunu bir daha söyleme. Yaşlandığımızı düşünmeye başlarım."

End of chapter

Page 1 of 60Swipe sideways to turn the pages

READER NOTES

Comments

No reader notes on this chapter yet. Leave the first mark.