Bölüm 6 - Part 4
Kapıyı açan olmayınca Rüzgâr anahtarını kullandı.
İçeri adımını attığı anda salon tarafından gelen müzik, evin bütün duvarlarını titretiyordu. Şarkının sözlerini ayırt etmek mümkün değildi. Bas sesi, antredeki aynanın önünde duran küçük metal kutuyu bile hafifçe sarsıyordu.
Rüzgâr kapıyı kapatıp ayakkabılarını çıkardı.
"Ada!"
Cevap gelmedi.
Salona ilerlediğinde Ada'yı kırmızı koltuğunda, dizüstü bilgisayarının başında buldu. Gözünde ince çerçeveli gözlüklerinden biri vardı. Saçlarını dağınık biçimde tepesinde toplamış, ekrandaki yazıya o kadar yoğunlaşmıştı ki Rüzgâr'ın geldiğini fark etmemiş görünüyordu.
Rüzgâr sehpanın üzerindeki kumandayı alıp müziği kapattı.
Odaya bir anda ağır bir sessizlik çöktü.
Ada parmaklarını klavyeden çekmeden başını kaldırdı.
"Niye kapattın?"
"Sabahtan beri kapıyı çalıyorum, duymuyorsun."
"Vay vay, sonunda anahtarı kullanmayı öğrenmişsin."
Rüzgâr mavi koltuğa otururken kaburgalarındaki ağrı yüzünden yüzünü hafifçe buruşturdu.
"Bir gün uygunsuz bir zamanda girerim diye korkuyorum."
Ada gözlüğünü işaret parmağıyla burnunun üzerinde biraz aşağı indirdi.
"Bu eve sizden başka erkek girmiyor."
Rüzgâr birkaç saniye ona baktı.
"Babanı erkekten saymamanı mı konuşalım, yoksa bu cümleyi niye bu kadar rahat söylediğini mi?"
"Babam burada yaşamıyor."
"Savunman çok çok zayıf."
Ada bilgisayarına geri döndü.
"Kapıyı çalmadan girme, sorun kalmaz."
Rüzgâr başını koltuğun arkasına yasladı.
"Ne yazıyorsun?"
"Yazmıyorum. Geçen haftaki yazının Fransızca çevirisini düzeltiyorum."
"Bitti sanıyordum."
"Çeviriyi yapan kişi deyimleri kelimesi kelimesine çevirmiş. İnsanların beni aptal sanmasına izin veremem."
Rüzgâr ekrana bakabilmek için başını uzattı fakat açıdan hiçbir şey göremedi.
"Kaç dil kaldı?"
"Japonca ve Rusça sürümleri kontrol edeceğim. Koreceyi sabah bitirdim."
"İnsan tek dilde yazınca da okunuyor."
Ada, gözlerini ekrandan ayırmadan cevap verdi:
"İnsan tek isimle yaşayınca da bulunuyor. Sen niye sahte kimlik kullanıyorsun?"
Rüzgâr karşılık vermedi.
Ada'nın parmakları birkaç saniye daha klavyede hareket etti. Sonra bilgisayarı kapatıp masaya bıraktı.
"Miray'la konuştun mu?"
Rüzgâr ona baktı.
"Nereden biliyorsun?"
"Sabah ikiniz de ortada yoktunuz. Senin yüzünde de birine ciddi bir şey anlatmışsın gibi sevimsiz bir ifade var."
"Yüzüm her zaman böyle."
"Hayır. Bu başka."
Rüzgâr bir süre sessiz kaldı.
"Geçmişiyle ilgili birkaç belge buldum."
Ada'nın yüzündeki hafif ifade ciddileşti.
"Ne belgesi?"
"Vesayet dosyası. Ailesinin şirket satışları. Birkaç eski bağlantı."
"Bize niye söylemedin?"
"Çünkü önce Miray'ın görmesi gerekiyordu."
Ada birkaç saniye onu inceledi.
"Nasıl karşıladı?"
"Önce kızdı."
"Haklı."
"Biliyorum."
"Sonra?"
"Birlikte devam etmeyi kabul etti."
Ada başını hafifçe salladı.
"Bir şey buldunuz mu?"
"Belki. Ailesinin eski avukatı, Hayalet'le bağlantılı olabilecek bir şirketi temsil etmiş."
Ada'nın bakışları keskinleşti.
"İsim?"
Rüzgâr söyledi.
Ada bilgisayarını yeniden açtı. Parmakları hızla klavyeye giderken konuştu.
"Bunu bana neden şimdi söylüyorsun?"
"Çünkü Miray izin verene kadar ayrıntıları anlatmayacağım."
Ada yazmayı durdurdu.
"Bana güvenmiyor mu?"
"Bu güven meselesi değil. Bu onun hayatı."
Ada birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından bilgisayarını tekrar kapattı.
"Doğru."
Rüzgâr kaşlarını kaldırdı.
"Bu kadar çabuk kabul etmeni beklemiyordum."
"Her konuda haksız değilim. Her konuda haklı da değilim."
"Bunu kayda almalıydım."
Ada sehpanın üzerindeki kalemi eline aldı.
Rüzgâr hemen doğruldu.
"Tamam, Ege'nin şakalarını çalmayacağım."
Ada kalemi yerine bıraktı.
"Zaten taşıyamıyorsun."
Rüzgâr'ın yüzünde kısa bir gülümseme belirdi fakat fazla uzun sürmedi.
Ada bilgisayarını yana çevirip ekrandaki şemayı gösterdi.
"Hayalet Çete hakkında bir planım var."
Rüzgâr'ın bakışları ekrana kaydı.
Birbirine bağlanan şirket isimleri, para akışları ve tarihlerin arasında babasının şirketi duruyordu.
Demir Kozmetik.
Yalnızca ismi görmek bile göğsünde görünmez bir ağırlık oluşturuyordu.
"Dinliyorum."
"Kerem'in deposundan aldığımız kayıtları, Miray'ın daha önce verdiği şirket listesiyle karşılaştırdım. Hayalet doğrudan kendi adına hiçbir iş yapmıyor. Para başka şirketlerden geliyor, ürün başka firmalar üzerinden taşınıyor, hukuk ve muhasebe işlemleri ise tamamen ayrı yerlerde tutuluyor."
"Bunu biliyoruz zaten."
"Bildiğimiz şey sistemleri olduğu. Bilmediğimiz şey, bu sistemlerin nerede birleştiği."
Ada ekranda birkaç noktayı işaretledi.
"Arven, Beren Taşımacılık ve Kerem'in kullandığı iki paravan şirket aynı arşiv hizmetini kullanıyor. Resmî olarak yalnızca eski evrak saklıyorlar."
"Arşiv şirketinin Hayalet'e ait olduğunu mu düşünüyorsun?"
"Doğrudan değil. Fakat birileri elektronik iz bırakmak istemiyorsa kâğıt kullanır. O kâğıtların da taşınması, imzalanması ve saklanması gerekir."
Rüzgâr parmağını Demir Kozmetik'in adına götürdü.
"Babamın şirketi de aynı yerde mi?"
"Henüz bilmiyorum. Fakat son üç yılda Demir Kozmetik'ten çıkan bazı kapalı dosyaların taşıma faturaları silinmiş."
Rüzgâr sandalyesinde geriye yaslandı.
"Bu sıralar babamla biraz fazla ilgileneceğiz yani."
Ada onun yüzündeki gerginliği görmezden gelmedi.
"Rüzgâr, bunu yapmadan Hayalet'in içine giremeyiz."
"Babamın hayatını didik didik etmeye başladığımızdan beri başka bir şey yaptığımız yok."
"Şimdiye kadar dışarıdan baktık."
"Şimdi ne yapacağız?"
Ada cevap vermeden önce salondaki saate baktı.
"Önce Ege bir gelsin. Miray'ın da söyleyecek bir şeyi varmış."
Rüzgâr telefonunu çıkardı.
"Bunu nereden biliyorsun?"
"Ege mesaj attı. Marketteler."
Rüzgâr arama tuşuna bastı.
Ege ikinci çalışta telefonu açtı.
"Yaşıyoruz merak etmeyin," dedi doğrudan.
"Bunu sormadım."
"Bence sormak üzereydin."
"Toplantı zamanı geldi yahu. Neredesiniz?"
"Marketteyiz. Ada'nın istediği şeylerin yarısı insan gıdası sayılmıyor."
Ada koltuğundan seslendi:
"Ekşi şeker almayı unutma!"
Rüzgâr telefonu kulağından uzaklaştırdı.
"Duydun mu?"
"Bütün market duydu."
"Kaç dakikaya gelirsiniz?"
"On beş."
"On."
"Aradaki beş dakikayı trafik yaratıyor."
"Ege."
"Tamam tamam, geliyoruz."
Telefon kapandı.
Rüzgâr telefonu masaya bıraktı.
"Nasıl geçtiğini sordun mu?"
Ada kaşlarını kaldırdı.
"Neyin?"
"Akvaryumun."
"Hayır."
"Merak etmiyor musun?"
"Ege kapıdan girdiğinde yüzünden anlayacağım."
Rüzgâr dudaklarını büktü.
"Seninle yaşamak çok rahatsız edici olmalı."
"Ege'ye sor."
"Onun ölçütleri güvenilir değil."
Yaklaşık on beş dakika sonra dış kapı açıldı.
Poşetlerin birbirine çarpan sesi, Ege'nin sesinden önce duyuldu.
"Kapıyı biri tutabilir mi? Ada bütün marketi aldırdı!"
Rüzgâr yerinden kalkmadı.
"Ellerin doluyken kapıyı nasıl açtın?"
"Bunu konuşmak yerine yardım edebilirsin."
Ege salona girdiğinde iki elinde de poşetler vardı. Miray arkasından geliyor, kucağında birkaç paket ve çantasıyla kapıyı ayağıyla kapatmaya çalışıyordu.
Rüzgâr, onu görünce sabahki konuşmayı hatırladı. Miray'ın gözleri kısa bir an onun yüzüne uğradı. Aralarında, dosyadaki bilgilerin henüz diğerlerine ait olmadığını söyleyen sessiz bir anlaşma geçti.
Ege poşetleri kapının yanına bıraktı. Bu sırada Ada bilgisayarından başını kaldırdı.
"Ekşi şeker?"
Ege poşetlerden birini ayağıyla ona doğru itti.
"Önce hoş geldin falan de istersen."
"Aldın mı almadın mı?"
"Aldım aldım."
Ada'nın yüzündeki gerginlik çok az gevşedi.
"Hoş geldiniz." dedi sahte bir gülümseyeyle.
Miray gülümseyerek sarı koltuğuna oturdu.
"Bunu en başta söyleseydin daha samimi olurdu bence."
"Ada'nın sevgisi öncelik sırasına göre çalışıyor," dedi Ege. "Şu an ekşi şekerin hemen altındayız."
Ada poşeti açarken kardeşine baktı.
"Sen daha da aşağıdasın."
"Bunu biliyorum."
Rüzgâr mavi koltuğuna geri oturdu. Ege siyah pufa yerleşmeden önce poşetlerden bir çikolata çıkarıp masaya bıraktı.
"Kimse sormayacak mı?"
Ada paketi inceliyordu.
"Neyi?"
"Günümüzün nasıl geçtiğini."
Ada gözlerini Miray'a çevirdi.
"Nasıl geçti?"
Miray cevap vermeden önce Ege'ye baktı.
"Camı test etmeye çalışırken güvenlik görevlisi uyardı."
Rüzgâr başını geriye yaslayıp güldü.
Ada'nın yüzünde şaşkınlık bile oluşmadı.
"Ne kadar sürede yaptı?"
"Yaklaşık kırk dakika."
Ada kardeşine döndü.
"Beklediğimden uzun dayanmışsın."
Ege kollarını iki yana açtı.
"Camın dayanıklılık değerleri yazıyordu. Kontrol etmek istedim."
"Yumruklayarak mı?"
"Bilimsel bir dokunuştu!"
Miray gülümseyerek başını iki yana salladı.
Rüzgâr, sabah kafenin ağır havasından sonra onu böyle görmenin yarattığı rahatlığı fark etti. Ege'nin yanında Miray'ın omuzları daha gevşek duruyor, her cümlesini söylemeden önce tartmıyordu.
Ada da bunu görmüş olmalıydı. Fakat kardeşine yalnızca kısa bir bakış attı.
"Bowlingi kim kazandı?" diye sordu.
Ege gururla doğruldu.
"Ben."
"Yedi puanla," dedi Miray.
"Zaferin büyüğü küçüğü olmaz."
"Akvaryumda cama dokunduğu için neredeyse dışarı atılan birinin zafer anlayışını ciddiye almıyorum."
"Beni güvenlik görevlisine şikâyet eden de kendisiydi."
Rüzgâr kaşlarını kaldırdı.
"İlk operasyondan sonra gruba oldukça hızlı uyum sağlamış."
Miray'ın yüzündeki eğlenceli ifade hafifçe değişti.
"İlk operasyon konusunda konuşmamız gerekiyor."
Odadaki hava, tek bir cümleyle yön değiştirdi.
Ege'nin yüzündeki gülümseme küçüldü. Ada elindeki şeker paketini masaya bıraktı.
Miray çantasını dizlerinin üzerine aldı. İçinden ince bir klasör ve birkaç fotoğraf çıkardı.
"Bugün ofisten erken çıkmadan önce eski dava arşivlerine baktım," dedi. "Kerem'in deposundaki şirket isimlerini, büroda daha önce işlem yapılan dosyalarla karşılaştırıyordum."
Ada öne eğildi.
"Babanın bürosunda Hayalet'e bağlı şirket dosyaları mı var?"
"Doğrudan Hayalet adıyla değil. Arven Dış Ticaret'in üç yıl önce açtığı depo davası var. Bunu biliyorduk. Fakat dava kapanırken hazırlanan fiziksel evrak listesinde başka şirketlerin isimleri de geçiyor."
Fotoğraflardan birini masaya bıraktı.
Belgede beş farklı şirket adı ve karşılarında kutu numaraları bulunuyordu.
Rüzgâr listeye baktı.
"Beren Taşımacılık."
"Evet," dedi Miray. "Sami'nin kaçışında kullanılan aracın son kayıtlı sahibi."
Ada fotoğrafı kendisine çekti.
"Diğer ikisi Kerem'in sevkiyat zincirindeydi."
"Ben de bunu fark ettim." Miray ikinci belgeyi çıkardı. "Bu dosyaların tamamı aynı gün, Kuzey Arşiv Hizmetleri isimli özel bir şirkete gönderilmiş."
Ege kaşlarını çattı.
"Bir arşiv şirketi neden farklı şirketlerin dava dosyalarını aynı kutuda taşıyor?"
"Taşımıyor," dedi Miray. "Kâğıt üzerinde hepsi ayrı kutular. Fakat teslim fişlerindeki ağırlıklar ve numaralar birbirini tutmuyor. Bazı kutular kayıtlı ağırlıklarından çok daha ağır. Bazılarıysa hiç teslim edilmemiş görünmesine rağmen saklama ücreti ödenmeye devam etmiş."
Ada'nın gözleri belgelerin üzerinde hızla gezindi.
"İçlerinde başka şeyler taşıyor olabilirler."
"Para kayıtları, sözleşmeler, kimlikler veya şifreli belgeler," dedi Miray. "Elektronik sistem kullanmıyorlarsa asıl arşivleri orada olabilir."
Rüzgâr üçüncü fotoğrafa baktı.
"Bunun babamla bağlantısı ne?"
Miray o fotoğrafı önüne çevirdi.
Teslim listelerinin alt kısmında el yazısıyla eklenmiş kısa bir kod vardı.
DK-17.
Rüzgâr kodu görür görmez yüzündeki ifade sertleşti.
"Demir Kozmetik."
"Büyük ihtimalle," dedi Miray. "Aynı kod, şirketinizin bazı iç yazışmalarında da kullanılıyor. Fakat asıl önemli olan bu değil."
Ada başını kaldırdı.
"Daha önemlisi mi var?"
Miray çantasından son bir kâğıt çıkardı.
"Arşiv şirketi her perşembe belirli hukuk bürolarından kapalı kutuları topluyor. Bizim ofisten de yarın teslimat yapılacak."
Ege, Miray'ın elindeki listeye baktı.
"Yarın mı?"
"Öğleden sonra iki ile üç arasında."
"Aynı araç mı geliyor?"
"Son altı ayda hep aynı plaka kullanılmış."
Ada hemen bilgisayarını açtı.
"Plakayı ver."
Miray numarayı söyledi. Ada arama yaparken Rüzgâr dosyalara bakmayı sürdürüyordu.
"Bunu ne zaman buldun?"
"Bu sabah."
"Neden hemen söylemedin?"
"Emin olmak istedim. Öğle arasında eski teslim fişlerini kontrol ettim. Daha sonra Ege'yle çıkmadan önce yarınki gönderi listesinin fotoğrafını çektim."
Ege başını ona çevirdi.
"Bütün gün bunları yanında mı taşıdın?"
Miray omuz silkti.
"Dosya konuşmak yasaktı."
Ege kısa bir kahkaha çıkardı.
"Gerçekten beklemiş."
Ada'nın parmakları klavyede hızlandı.
"Araç, küçük bir nakliye şirketine kayıtlı. Şirketin sahibi yetmiş iki yaşında bir kadın."
"Paravan," dedi Rüzgâr.
"Büyük ihtimalle. Fakat aracın son altı aydaki geçiş kayıtları ilginç." Ada ekranı büyüttü. "Her perşembe aynı güzergâhı kullanıyor. Üç hukuk bürosu, iki muhasebe şirketi ve bir özel klinik."
Miray, ekranı görebilmek için sarı koltuğunda öne eğildi.
"Sonra nereye gidiyor?"
Ada haritayı açtı.
"Resmî olarak Kuzey Arşiv'in Silivri'deki deposuna."
"Resmî olmayan?"
Ada birkaç saniye daha yazdı.
"Araç, otoyola çıkmadan önce kırk dakika boyunca takip sisteminden kayboluyor."
Rüzgâr ona baktı.
"Her hafta mı?"
"Her hafta."
Ege siyah koltuğunda doğruldu.
"Takip cihazını kapatıyorlar."
"Ya da araç değiştiriyorlar," dedi Miray. "Teslim fişlerindeki saat farkı da bunu açıklayabilir."
Ada, Miray'a kısa bir bakış attı.
"Doğru."
Bu tek kelime, Ada'nın ağzından çıktığı için sıradan bir onaydan daha ağırdı.
Miray'ın yüzünde belli belirsiz bir memnuniyet oluştu fakat hemen belgelere döndü.
"Hayalet'in içine doğrudan girmeye çalışıyoruz," dedi. "Belki de girmemiz gerekmiyordur. Onların topladığı belgelerin peşinden gidersek bizi kendileri götürür."
Rüzgâr masanın üzerindeki DK-17 koduna baktı.
Babası, birkaç gün önce hâlâ çocukluğunun büyük bölümünü taşıyan insandı. Şimdi adı bir arşiv kutusunun üzerindeki iki harfe, suç örgütlerinin kesiştiği bir işarete dönüşüyordu.
"Bu araç babama çıkarsa..." dedi.
Ada, bilgisayar ekranından gözlerini ayırmadan konuştu.
"O zaman Miray bize Hayalet Çete'nin ilk gerçek kapısını bulmuş olacak."
Rüzgâr'ın çenesi gerildi.
"Bunu söylerken fazla mutlu görünüyorsun."
Ada sonunda ona baktı.
"Mutlu değilim. Bir iz bulduk."
"İzin sonunda babam var."
"Bunu ben yapmadım."
Odadaki hava yeniden ağırlaştı.
Ege, iki arkadaşının arasında gidip gelen bakışları izledi. Miray ise konuşmadan önce birkaç saniye bekledi.
"Rüzgâr," dedi sakin bir sesle, "bu dosyada babanın ismi doğrudan geçmiyor."
Rüzgâr ona döndü.
"Demir Kozmetik'in kodu var."
"Bir şirket kodu, babanın emir verdiğini kanıtlamaz. Bunu bana geçen gün sen söyledin. Elimizdeki şey suçlama değil, takip edilecek bir rota."
Rüzgâr'ın yüzündeki sertlik hemen kaybolmadı.
Miray devam etti:
"Gerçeği öğrenmek istiyorsan bu rotaya bakmamız gerekiyor. Baban masumsa bunu gösterecek şey de gerçek olur. Suçluysa..." Bir an durdu. "O zaman ne yapacağına yine sen karar vereceksin."
Ada araya girmedi.
Ege de konuşmadı.
Rüzgâr, masanın üzerindeki belgelere uzun süre baktı. Sonunda başını yavaşça salladı.
"Tamam."
Ada bilgisayarını kendisine doğru çevirdi.
"Aracı uzaktan takip etmek tek başına işe yaramaz. Takip cihazını kapattıkları noktada kaybederiz."
"Biz de araca birini koyarız," dedi Ege.
Ada ona baktı.
"Sen mi gireceksin kutunun içine?"
"Gerekirse."
"Üç dakika sonra sıkılıp dışarı çıkarsın."
"Beni küçümsüyorsun."
"Seni tanıyorum."
Miray belgelerden birini işaret etti.
"Aracın yarın bizim ofise geleceği kesin. Kutular yüklenirken kimin teslim aldığına ve aracın iç düzenine bakabilirim."
Ada başını iki yana salladı.
"Tek başına yaklaşmayacaksın."
"Zaten orada çalışan biriyim. Yaklaşmam şüphe çekmez."
"Şüphe çekmemesi, tehlikeli olmadığı anlamına gelmiyor."
Miray, Ada'nın gözlerinin içine baktı.
"Bu bilgiyi ben buldum. Aracın içine girmekten bahsetmiyorum. Teslim sırasında gözlem yapacağım."
Ada cevap vermeden önce düşündü.
"Yanında Ege olacak."
Ege hemen doğruldu.
"Bu görev dağılımını kesinlikle destekliyorum."
Ada kardeşine sert bir bakış attı.
"Sen de çalışan gibi görüneceksin. Miray'la buluşmaya gelmiş gibi değil."
"Ben oldukça profesyonel görünebilirim."
Rüzgâr kısa bir nefes verdi.
"Geçen hafta şirket koridorunda Miray'ın adını öğrenirken konuşmayı unutan adam mı söylüyor bunu?"
Ege ona döndü.
"İnsan bazen beklenmedik durumlarda kısa süreli sistem hatası yaşayabilir."
Miray gülmemek için yüzünü çevirdi.
Ada, açık haritanın üzerinde aracın güzergâhını işaretlemeye başladı.
"Rüzgâr, sen güzergâhın ikinci noktasında olacaksın. Ben araçtaki takip cihazına dışarıdan erişmeyi deneyeceğim. Kapanmadan önce hangi sisteme bağlı olduğunu görürsem kaybolduğu sürede yeniden bulabiliriz."
"Ya araç değiştiriyorlarsa?" diye sordu Rüzgâr.
Ada'nın parmakları haritada başka bir noktaya gitti.
"O zaman değişim yerini öğreniriz."
Ege masadaki çikolatayı açtı.
"Plan oluşmaya başladı."
Ada kardeşinin elinden paketi alıp masaya bıraktı.
"Henüz hiçbir şey oluşmadı."
"Genel hatlarıyla oldukça güzel."
"Genel hatlarıyla hepinizin yakalanacağı bir fikir söyledin."
"Detayları sen halledersin diye."
Ada gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.
Rüzgâr, odadaki dört koltuğa baktı.
Mavi.
Kırmızı.
Siyah.
Sarı.
Birkaç gün önce Miray bu odada misafir gibi oturuyordu. Şimdi masanın üzerinde Hayalet Çete'ye uzanan ilk somut güzergâhı onun bulduğu belgeler oluşturuyordu.
Ada bilgisayarının ekranını televizyona yansıttı.
Harita duvarın üzerinde büyüdü. Hukuk büroları, muhasebe şirketleri, araç güzergâhı ve takip sisteminin kaybolduğu nokta kırmızı işaretlerle belirginleşti.
Ege siyah koltuğuna yerleşti. Miray sarı koltuğunda dosyaları dizlerinin üzerine aldı. Rüzgâr ise mavi koltukta, babasının şirketini gösteren iki harfe bakmayı sürdürdü.
Ada gözlüğünü çıkarıp masaya bıraktı.
Dördünün de kendisine baktığından emin olduktan sonra bilgisayarı önüne çekti.
"Tamam," dedi. "Planı anlatıyorum."
READER NOTES
Comments