Bölüm 6 - Part 3
"Nasıl izin aldın diye soracaktım," dedi Miray, girişteki geniş cam kapılardan geçerken. "Sonra patronun baban olduğu aklıma geldi."
Ege elindeki iki bileti görevliye uzattı.
"Bunu söylerken sesinde hafif bir suçlama duydum."
"Suçlama değil, tespit."
"Babamdan izin almak sandığın kadar kolay değil. Önce insan gibi rica ettim, kabul etmedi. Sonra onun iyi bir baba olduğunu söyledim, şüphelendi. En sonunda masasına oturup işini yapmasına engel oldum."
Miray gülümseyerek ona baktı.
"Yani bezdirdin."
"İkna yöntemlerimin teknik ayrıntılarını bu kadar küçümseme."
Görevli biletleri okutup geçmelerine izin verdi. İçeri adım attıklarında dışarıdaki gün ışığı yerini loş, mavi bir aydınlığa bıraktı.
Duvarlardan yansıyan su desenleri zeminin üzerinde hareket ediyor, büyük tankların içindeki balıklar ağır ve sessiz biçimde yanlarından geçiyordu. Çocukların heyecanlı sesleri, su filtrelerinin uğultusuna karışıyordu.
Miray birkaç adım sonra yavaşladı.
Sağ taraftaki geniş tankın içinde sarı, turuncu ve mavi balıklardan oluşan büyük bir sürü aynı anda yön değiştirmişti. Her biri diğerinden bağımsız görünmesine rağmen tek bir beden gibi hareket ediyorlardı.
Ege onun yanında durdu.
"Daha önce gelmedin mi?"
Miray başını iki yana salladı.
"Hayır."
"İstanbul'da yıllardır yaşıyorsun."
"İstanbul'da yaşamak, İstanbul'u gezdiğin anlamına gelmiyor."
Ege bu cevabın altında saklanan şeyi fark etti. Miray, ailesini araştırmadığı zamanlarda bile araştırmaya hazırlanıyordu. Bir yerlere gitmek, zaman kaybetmek gibi görünmüş olmalıydı.
"Bugün dosya konuşmak yasak," dedi.
Miray ona yan gözle baktı.
"Bunu toplantıdan birkaç saat önce söylemen biraz tuhaf değil mi?"
"Toplantıya kadar yasak. Sonrasında yeniden suç dünyasına dönebiliriz."
"Ne kadar cömertsin."
Ege, önlerindeki tünele doğru yürürken ellerini ceplerine soktu.
"Bir günlük izin kâğıdın tarafımdan onaylandı."
"Görüyorum ki patronun oğlu olmayı gereğinden fazla benimsedin."
"Biliyorsun ki hayat kısa. O yüzden ayrıcalıklar kullanılmalı."
"Baban bunu duysa izin kâğıdımı iptal eder."
"Beni de işten çıkarır."
"Çalışmıyorsun ki."
Ege durup ona baktı.
"Bu ayrıntıyı her konuşmada yüzüme vurmanız gerekmiyor."
Miray güldü.
Tünele girdiklerinde su, başlarının üzerinde geniş bir kemer oluşturuyordu. Küçük balıklar ışığın içinde parlayarak geçiyor, birkaç metre ileride büyük bir vatoz camın üzerinden süzülüyordu.
Ege, Miray'ın yüzüne vuran mavi ışığı izledi. Son birkaç günde onu farklı hâllerde görmüştü. Korkarken, öfkelenirken, elindeki dosyaları savunurken ve bir kapıyı sekiz silahlı adamın üzerine kapatırken...
Fakat ilk kez hiçbir şeyi çözmeye çalışmadan çevresine baktığını görüyordu.
"Ne düşünüyorsun?" diye sordu.
Miray gözlerini başlarının üzerinden geçen vatozdan ayırmadı.
"Şu an mı?"
"Genel olarak."
"Bu, oldukça geniş bir soru."
"Daraltayım." Ege birkaç adım geriye dönerek karşısında yürümeye başladı. "Bizim hakkımızda ne düşünüyorsun?"
Miray kaşlarını kaldırdı.
"Beni akvaryuma getirip performans değerlendirmesi mi yapıyorsun?"
"Merak ettim."
"Üçünüz hakkında ayrı ayrı mı konuşayım?"
"Önce toplu şikâyetleri alalım."
Miray ellerini ceketinin ceplerine soktu.
"Başlangıçta sizi çok farklı hayal etmiştim."
"Daha yakışıklı mı?"
"Daha ciddi."
Ege yüzünü buruşturdu.
"Bu doğrudan hakaret."
"Kelebeklerin yıllardır suç örgütlerini çökerten, kimliklerini kimsenin bilmediği gizemli bir grup olduğu söyleniyordu. Ben de bütün gün karanlık odalarda oturup haritalara baktığınızı sanıyordum."
"Bazen bakıyoruz."
"Sonra sizi tanıdım." Miray'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu. "Ada'nın renk renk gözlükleri var. Rüzgâr yaralı hâlde milkshake içiyor. Sen de bir operasyonun ortasında insanların hastane masrafını düşünüyorsun."
Ege başını salladı.
"Dışarıdan göründüğümüz kadar havalı olmadığımızı mı söylüyorsun?"
"Daha insansınız."
Ege'nin yüzündeki alaycı ifade biraz yumuşadı.
"Bu iyi bir şey mi?"
"Henüz karar vermedim."
Tünelin sonunda durdular. Karşılarındaki tankın içinde büyük bir köpek balığı ağır ağır dönerek onlara yaklaşıyordu.
Miray camın önüne geçti.
Ege onun yanına yaslandı.
"Peki ayrı ayrı?"
Miray kısa bir süre düşündü.
"Ada benden hoşlanmıyor."
"Yanlış."
Miray ona döndü.
"Bunu çok hızlı söyledin."
"Çünkü Ada'nın hoşlanmadığı insanlara nasıl davrandığını biliyorum. Sana karşı yalnızca şüpheci."
"Arada büyük fark mı var?"
"Oldukça. Hoşlanmadığı birine sarı koltuk aldırmazdı."
"O koltuğu sen aldın."
"Ada evden çıkarmadı."
Miray bu mantığın üzerinde birkaç saniye düşündü.
"Sanırım haklısın."
Köpek balığı camın diğer tarafına yaklaştığında ikisi de kısa süreliğine sustu. Hayvanın gölgesi üzerlerinden geçti.
Miray konuşmaya devam etti.
"Ada sizi korumaya çalışıyor. Bazen bunu yaparken karşısındaki herkesi tehdit gibi görüyor. Ben onun için yalnızca yeni biri değilim. Sizin kimliklerinizi bulan, bilgilerinize ulaşan ve kardeşinin aklını karıştıran yeni biriyim."
Ege gözlerini köpek balığından ayırıp ona baktı.
"Aklımı karıştırdığını mı düşünüyorsun?"
Miray'ın yüzünde kısa bir tereddüt oluştu.
"Ada öyle düşünüyor."
"Ben senin ne düşündüğünü sordum."
Miray bakışlarını yeniden cama çevirdi.
"Bence senin aklın zaten biraz karışık."
Ege gülmeye başladı.
"Oldukça güvenli bir cevap."
"Doğru bir cevap."
Ege başını salladı.
"Peki Rüzgâr?"
Miray'ın gülümsemesi biraz azaldı.
"İlk tanıştığımda onu yalnızca tehlikeyi seven biri sanmıştım."
"Yanlış sayılmaz."
"Eksikmiş." Miray tankın içinde uzaklaşan köpek balığını izledi. "Rüzgâr, başını belaya soktuğu için tehlikenin içinde değil. Bence tehlikenin içinde olduğunda düşünmek zorunda kalmadığı şeyler var."
Ege'nin yüzündeki ifade değişti.
Miray bunu fark edip ona döndü.
"Yanlış mı düşünüyorum?"
"Hayır."
"Durduğu zaman geçmişi ona yetişiyor gibi."
Ege birkaç saniye boyunca cevap vermedi.
Rüzgâr'ın tek başına depoya gidişini, çocukluğundan beri her sessizlikte yeni bir tehlike aramasını ve Yağmur'un adını duyduğunda yüzünün nasıl değiştiğini düşündü.
"Bazen onu biz de durduramıyoruz," dedi sonunda.
"Durdurmak istediğinizden emin değilim."
"Nasıl yani?"
"Rüzgâr başını belaya sokuyor, siz de onu kurtarıyorsunuz. Bu, yıllardır kurduğunuz düzenin bir parçası olmuş."
Ege başını hafifçe yana eğdi.
"Bizi birkaç günde fazla iyi çözmedin mi?"
Miray omuz silkti.
"İnsanları izlemeyi seviyorum."
"Bunu bizi aylarca takip eden biri söyleyince biraz rahatsız edici geliyor."
Miray'ın yüzündeki gülümseme küçüldü.
"Haklısın."
Ege, onun aniden ciddileştiğini fark edince dirseğiyle hafifçe koluna dokundu.
"Şaka yaptım."
"Biliyorum."
"Hayır, yine özür dileyecekmişsin gibi baktın."
Miray başını iki yana salladı.
"Bazen insanlarla nasıl konuşacağımı kestiremiyorum."
"Bizim yanımızda çok düşünme."
"Bu tavsiyeyi senden almam ne kadar doğru?"
"Oldukça yanlış. Ama işe yarıyor."
Miray istemeden güldü.
Birlikte yeniden yürümeye başladılar. Önlerindeki bölümde küçük denizatları, mercanların arasında neredeyse hareketsiz duruyordu.
Ege ellerini cebinden çıkardı.
"Beni atladın."
Miray denizatlarından birine yaklaşırken kaşlarını kaldırdı.
"Ne konuda?"
"Herkesi anlattın. Benim hakkımda yalnızca aklımın karışık olduğunu söyledin."
"Bu yeterince kapsamlı."
"Değil. Hakkımda daha fazla güzel şey duymayı bekliyorum."
Miray birkaç saniye onu süzdü.
"Çok konuşuyorsun."
"Güzel başladık."
"İnsanları rahatlatmakta iyisin."
Ege'nin yüzündeki ifade hafifçe değişti.
Miray sözlerini sürdürdü:
"Bir odada herkes gerilmişse bunu ilk fark eden sensin. Şaka yapıyorsun, bir şey anlatıyorsun veya konuyu değiştiriyorsun. Bazen saçmalıyorsun ama sanırım bunu bilerek yapıyorsun."
"Bazen."
"Çoğu zaman mı?"
"Dürüst olmam gerekiyorsa yarı yarıya."
Miray gülümsedi.
"Merhametlisin. Gereğinden fazla."
"Bunu Ada da söylüyor."
"Bence bunu kötü bir şeymiş gibi söylüyordur."
"Genellikle."
"Ben kötü olduğunu düşünmüyorum."
Ege cevap vermedi.
Miray onun ilk kez susmasını fark edip başını çevirdi.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Biraz önce hakkındaki güzel şeyleri duymak için ısrar eden sendin."
"Beklediğimden daha güzel söyledin."
Miray bakışlarını kaçırdı.
Ege, daha fazla üzerine gitmedi.
Bir süre mercanların arasındaki balıkları izlediler. Ardından daha kalabalık olan açık bölüme geçtiler.
Ege, çocukların dokunmatik ekrandan balık türlerini seçtiği köşenin önünde durdu. Ekrana birkaç kez basıp büyük beyaz köpek balığını açtı.
"Rüzgâr'ın ilk başımızı belaya soktuğu günü anlatmış mıydım?"
Miray ona döndü.
"Hayır."
"On iki yaşındaydık. Kenan on üç. Rüzgâr dört gündür ortada yoktu."
Miray'ın yüzündeki eğlenceli ifade yerini meraka bıraktı.
"Dört gün mü?"
"Annesiyle babası onu arıyordu. Biz de arıyorduk. Sonra bir akşam, Ada'yla garajda babamın eski arabasının radyosunu sökmeye çalışırken camda bir tıkırtı duyduk."
"Radyoyu neden söküyordunuz?"
"Çalışmıyordu."
"Tamir mi edecektiniz?"
"Hayır. İçinden ne çıkacağını merak ediyorduk."
Miray başını iki yana salladı.
"Devam et."
"Camın arkasında Rüzgâr vardı. Üstü başı is içindeydi. Dudağı patlamış, ayakkabısının teki yoktu. Kapıyı açar açmaz bize, 'Bir süre burada kalmam lazım,' dedi."
Ege, yıllar önceki görüntüyü hatırlarken yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
"Biz de doğal olarak ne yaptığını sorduk. Gayet sakin bir şekilde bir uyuşturucu deposunu yaktığını söyledi."
Miray'ın gözleri büyüdü.
"On iki yaşında mı?"
"Rüzgâr'ın yaşla kurduğu ilişki hiçbir zaman normal olmadı."
"İçeride insanlar var mıymış?"
"Hayır. Günlerdir çetenin içinde dolaştığı için deponun ne zaman boş kaldığını öğrenmiş. O adamlar mahalledeki çocukları hırsızlık ve uyuşturucu dağıtmak için kullanıyormuş. Rüzgâr kız kardeşinin katilleriyle bağlantıları olup olmadığını araştırmak için aralarına girmiş."
Miray'ın yüzündeki ifade yumuşadı.
"Bağlantıları yokmuş," diye devam etti Ege. "Ama çocuklara yaptıklarını görünce sessizce çıkamamış. Depoyu yakmış, muhasebe defterlerinden birini de çalmış. Sorun şu ki onu görmüşler."
"Sonra size geldi."
"Kime gelecekti?" Ege omuz silkti. "Eve gitse ailesini bulacaklardı. Rüzgâr o yaşta bile bunu düşünmüş ama kendisinin öldürülebileceğini çok önemsememiş."
"Peki ne yaptınız?"
"Önce Kenan'ı çağırdık. Rüzgâr'ın getirdiği defterde isimler, tahsilat günleri ve çocukların dağıtıldığı sokaklar vardı. Polisi arasak Rüzgâr'ın oraya nasıl girdiğini açıklamamız gerekecekti. Ayrıca adamlar gelmeden önce defteri güvenli bir yere ulaştırmamız gerekiyordu."
Miray, Ege'nin yüzüne bakarak yürüyordu.
"Babanıza söylemediniz mi?"
"Babamıza söylesek önce bizi eve kilitler, sonra polisi arardı. Bizim için oldukça sıkıcı bir ihtimaldi."
"On iki yaşında bir suç örgütünü kendi başınıza yakalamak daha mantıklı geldi."
"O sırada evet."
Ege, önlerindeki banka oturup dirseklerini dizlerine dayadı. Miray da yanına geçti.
"Mahallenin sonunda yarım kalmış bir tamirhane vardı. Babam o binayı satın almış ama henüz kullanmaya başlamamıştı. Kepenk sistemini ve içerideki eski kameraları biliyorduk. Rüzgâr, çetedeki adamlardan birine defteri oraya sakladığını söyleyerek haber gönderdi."
"Onları tuzağa çektiniz."
"Plan buydu. Kenan, defterin kopyasını karakolun önüne bırakıp isimsiz ihbar yaptı. Ada kameraları çalıştırdı. Ben de tamirhanenin içindeki hoparlörlerden Rüzgâr'ın ses kaydını açtım."
Miray şaşırarak ona baktı.
"Ses kaydı mı?"
"Rüzgâr içerideymiş gibi konuşuyordu. Adamlar içeri girdiğinde kepengi kapatacaktık. Polis gelene kadar da çıkamayacaklardı."
"İşe yaradı mı?"
Ege dudaklarını büzdü.
"Büyük bölümü."
"Neresi yaramadı?"
"Adamlardan biri arka kapıyı biliyormuş."
Miray'ın yüzündeki ifade, cevabı tahmin etmiş gibi değişti.
"Size ulaştı."
"Bize değil, Ada'ya." Ege güldü. "Ada'nın elinde, mutfakta bulduğu bütün acı baharatları doldurduğu bir sprey vardı. O gün ilk defa kullandı."
"İşe yaradı mı?"
"Adamın üç gün gözlerini açamadığını duyduk."
Miray gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
"Bu komik değil."
"Orada olsaydın komik bulurdun. Adam bağırarak duvara çarptı, Ada da yaptığı karışımın etkisine hayran kalıp şişenin üzerine tarif yazmaya başladı."
"Rüzgâr?"
"Polisler geldiğinde saklandığı yerden çıktı. Bizi yalnız bırakmak istemediğini söyledi. Dördümüzü de karakola götürdüler."
"Babanız sizi öldürmedi mi?"
"Önce denedi. Sonra Rüzgâr'ın getirdiği defterdeki çocukları görünce biraz sakinleşti. Çete dağıldı. Çocukların çoğu ailelerine döndü."
Ege'nin gülümsemesi yavaşça söndü.
"O gece Rüzgâr bize Yağmur'un nasıl öldüğünü anlattı. Katillerini bulana kadar durmayacağını söyledi. Biz de onu tek başına bırakırsak gerçekten öleceğini anladık."
Miray ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi.
"Kelebekler böyle mi kuruldu?"
"Hemen isim koymadık. Bir süre yalnızca Rüzgâr'ın peşinden belaya giren dört aptaldık."
"Kenan'la beraber."
"Evet. Birkaç ay sonra başka bir çeteyi çökerttiğimizde Rüzgâr, Yağmur'un çocukken bize ne dediğini anlattı."
Miray'ın sesi alçaldı.
"Kelebeklerim."
Ege başını salladı.
"İsim öyle kaldı."
Önlerindeki tankın içinde küçük balık sürüsü bir anda yön değiştirdi. Mavi ışık, Ege'nin yüzündeki ifadeyi olduğundan daha sakin gösteriyordu.
Miray bir süre konuşmadı.
Sonunda başını hafifçe yana eğdi.
"Çok tuhaf bir çocukluk yaşamışsınız."
"Bunu iltifat kabul edeceğim."
"İltifat değildi."
"Yine de kabul ediyorum."
Miray karşılarındaki çocukların cama dokunarak balıkları takip edişini izledi.
"Ben hep sizin gibi arkadaşlarım olsun isterdim," dedi bir süre sonra.
Ege yüzünü ona çevirdi.
Miray konuşurken gözlerini çocuklardan ayırmadı.
"Yaramazlık yapmaktan bile korkardım. Annemle babam varken de çok usluydum. Onlar gittikten sonra daha da uslu oldum. Beni büyüten insanlara sorun çıkarmamam gerektiğini düşündüm. Fazla konuşmazsam, fazla istemezsem ve her şeyi doğru yaparsam bir gün ailem geri gelecekmiş gibi."
Ege'nin yüzündeki hafif ifade kayboldu.
"Çocuk aklı işte," dedi Miray. "Sanki kötü bir şey yaptığım için gitmişler gibi düşünüyordum. Ne kadar iyi olursam o kadar çabuk dönerler sanıyordum."
"Kimse sana öyle olmadığını söylemedi mi?"
"Söylediler." Miray omuzlarını hafifçe kaldırdı. "Ama insan bazı şeylere inanmak için duymaktan fazlasına ihtiyaç duyuyor."
Ege birkaç saniye düşündü.
"İyi olmakla uslu olmak aynı şey değil."
Miray ona baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
"İyi kalabilirsin. İnsanlara zarar vermeyebilirsin, merhametli olabilirsin. Ama hayatın boyunca birilerinin sana çizdiği çizginin içinde durmak zorunda değilsin."
Miray'ın dudaklarında yorgun bir gülümseme oluştu.
"Bunu bana, on iki yaşında bir çeteyi tamirhaneye kilitleyen adam mı söylüyor?"
"Yöntemlerimi örnek almak zorunda değilsin."
"İyi oldu. Pek niyetim yoktu."
Ege de gülümsedi.
Ayağa kalkıp elini ona uzattı.
"Hadi."
Miray eline değil, yüzüne baktı.
"Nereye?"
"Daha büyük tanklara. Sonra da buradan çıkınca bowling oynayacağız."
"Ama bunu bana söylemedin."
"Söylesem hazırlanırdın."
"Bowlinge nasıl hazırlanılıyormuş acaba?"
"Bilmiyorum. Ama sen her şeye hazırlanıyorsun."
Miray kısa bir tereddüdün ardından elini uzattı. Ege onu ayağa kaldırdıktan sonra parmaklarını hemen çekti.
Birlikte yürümeye devam ettiler.
Akvaryumun son bölümünde camın dayanıklılığıyla ilgili bilgilerin bulunduğu küçük bir levha vardı. Ege levhayı okuduktan sonra yumruğuyla cama hafifçe vurdu.
Miray hemen elini yakaladı.
"Ne yapıyorsun?"
Ege son derece masum bir yüzle ona baktı.
"Ne yapıyor gibi görünüyorum? Kontrol ediyorum."
"Camı yumruklayarak mı kontrol ediyorsun?"
"Yumruklamadım. Bilimsel bir dokunuş yaptım."
Yanlarında beliren güvenlik görevlisi boğazını temizledi.
"Beyefendi, cama dokunmuyoruz."
Ege elini hemen geri çekti.
"Ben de tam olarak arkadaşa onu anlatıyordum."
Miray görevliye döndü.
"Yalan söylüyor."
"Miray."
Görevli gülümsemesini saklayarak uzaklaştı.
Ege onun arkasından baktı.
"Beni ilk fırsatta sattın."
"Grubun çalışma şeklini öğreniyorum."
"Rüzgâr seni fazla hızlı etkiliyor."
Akvaryumdan çıktıklarında öğleden sonraki güneş gözlerini aldı. Birkaç dakika gölgede durduktan sonra Ege yakınlardaki bowling salonuna doğru yürümeye başladı.
Miray onun yanında ilerlerken sordu:
"Bugün için bütün planı önceden mi yaptın?"
"Büyük kısmını."
"Başka ne var ki?"
"Akşam toplantı var mesela."
"Bunu biliyorum ama."
"Gelirken markete uğrayacağız mesela."
Miray durup ona baktı.
"Ne kadar da romantik."
Ege de durdu.
"Bunun romantik bir gün olduğunu kim söyledi?"
Miray'ın kaşları hafifçe yükseldi.
Ege birkaç saniye boyunca kendi cümlesinin içinde sıkışıp kaldı.
"Yani romantik olmadığını da söylemedim," diye ekledi.
Miray'ın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
"Senin aklın gerçekten karışık."
Ege başını geriye atarak güldü.
"Bunu yüzüme karşı söylemeye ne çabuk alıştın."
Bowling salonunda Miray, daha önce yalnızca bir kez oynadığını söyledi.
İlk atışında top, labutlara ulaşamadan yan kanala girdi.
Ege alkışlamaya başladı.
"Vay vay vay! Oldukça güçlü bir açılış."
Miray arkasını dönüp ona baktı.
"Bir daha alkışlarsan o topu sana atarım."
"Bu kez kanala girmez en azından."
Miray ikinci topu alırken gözlerini kıstı.
"Çok konuşuyorsun."
"Bunu bugün ikinci kez duydum."
Bu kez atış yapmadan önce yan kulvardaki kadının duruşunu izledi. Ayaklarını aynı biçimde yerleştirip kolunu daha kontrollü savurdu.
Top labutların yedisine çarptı.
Miray arkasını döndüğünde yüzünde küçük ama gerçek bir zafer ifadesi vardı.
Ege kaşlarını kaldırdı.
"Bir atışta mı çözdün?"
"İnsanları izlemeyi seviyorum demiştim."
"Bunu ileride bana karşı kullanma."
"Çok geç."
Oyun ilerledikçe Miray'ın atışları düzeldi. Ege yine de birkaç puan farkla kazandı. Son atıştan sonra skor ekranına bakıp sevincini büyütmek üzereydi ki Miray'ın yüzündeki hayal kırıklığını fark etti.
"İstersen son turu saymayabiliriz," dedi.
Miray topu yerine bırakırken ona döndü.
"Niye?"
"İlk kez oynuyorsun ya hani."
"Yenildim diye üzülmemden mi korkuyorsun?"
",yani, biraz."
Miray kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bana acırsan gerçekten üzülürüm."
Ege birkaç saniye ona baktı. Ardından skor ekranını gösterdi.
"O zaman resmî açıklamayı yapıyorum. Seni dürüst ve tartışmasız biçimde yendim."
Miray'ın yüzündeki ifade gevşedi.
"Yedi puanla."
"Zafer, puan farkına bakmaz."
"Bir sonraki sefer seni yenince ağlama ama."
Ege, onun bir sonraki sefer demesini beklediğinden daha fazla önemsedi.
Bunu belli etmemek için ayakkabılarını değiştirmeye yöneldi.
Salonun küçük kafesinde bir şeyler içerken okul yıllarından konuştular. Miray, lisede uzun süre aynı çocuktan hoşlandığını fakat onunla hiçbir zaman konuşamadığını anlattı.
"Hiç mi?" diye sordu Ege.
Miray pipetini bardağının içinde çevirdi.
"Bir kere kalem istedi. Verdikten sonra iki gün o kalemin geri gelmesini bekledim."
"Romantik hayatın bundan mı ibaret?"
"Bunu küçümseme. Oldukça yoğun iki gündü."
Ege güldü fakat içinde beliren anlamsız rahatsızlığı bütünüyle bastıramadı.
"Çocuk şimdi nerede?"
"Bilmiyorum."
"Adı ne?"
Miray şüpheyle ona baktı.
"Ne yapacaksın?"
"Hiçbir şey. Merak ettim."
"Ege."
"Tamam, biraz da araştırabilirim."
"Kesinlikle söylemiyorum."
Ege ellerini teslim olur gibi kaldırdı.
Miray bu kez ona sordu:
"Senin sevgilin oldu mu?"
"Oldu."
"Kaç tane?"
"Bu soru biraz muhasebe gibi olmadı mı?"
"Merak ettim sadece."
Ege bir süre düşündü.
"İki ciddi ilişkim oldu. Birkaç tane de ciddi olabileceğini sandığım ama olmayan."
"Niye bitti peki?"
"Biri başka bir ülkeye taşındı. Diğeri benimle bir hayat kuramayacağını düşündü."
Miray'ın yüzünde yalnızca merak vardı.
"Kelebekler yüzünden mi?"
"Yani sayılır. En azından büyük kısmı."
"Onlara Kelebekler'i anlattın mı?"
"Her şeyi değil. Ama insan sürekli ortadan kaybolduğunda, yaralı geldiğinde ve nerede olduğunu anlatamadığında ilişki yürütmek zor oluyor."
Miray başını salladı.
"Anlıyorum."
Ege onun yüzünde kıskançlığa benzeyen bir şey aramadı.
En azından aramadığını kendisine söyledi.
Bulduğu şey, yalnızca samimi bir ilgiydi. Miray henüz ona kendisinin baktığı yerden bakmıyordu. Bunu anlamak canını hiç acıtmadı denemezdi. Fakat bu duyguyu Miray'ın omuzlarına bırakmak, onu tanıdığından beri yapabileceği en haksız şey olurdu.
Ege bardağından bir yudum aldı.
"Senin hiç pişman olduğun bir şey var mı?"
Miray soruyu düşündü.
"Çok var."
"En büyüğü?"
"Hayatımın bir gün düzeleceğini düşünmek."
Ege'nin bakışları yüzüne yerleşti.
Miray parmaklarını bardağın etrafında birleştirdi.
"Ailemi bulduğumda her şeyin düzeleceğini sanıyordum. Arkadaş edinmek, gezmek, birinden hoşlanmak, başka bir şehir görmek... Hepsi onlar döndükten sonra olacakmış gibi."
"Bugün başladın sayılır."
Miray başını kaldırdı.
Ege gülümsedi.
"İki saat boyunca dosyalarına bakmadın."
Miray şaşkınlıkla telefonunu çıkardı. Ekrandaki bildirimlere baktıktan sonra yeniden kapattı.
"Üç saat olmuş."
"Daha büyük başarı."
Miray'ın yüzünde yavaşça bir gülümseme oluştu.
"Uzun zamandır geçirdiğim en güzel günlerden biri olabilir."
Ege'nin içinde, çocukça bir sevinç bir anda yükseldi. Bunun yüzüne çıkmasını engelleyemedi.
"Daha bitmedi."
"Markete gideceğiz."
"Günün zirvesi."
Ayağa kalktıklarında Ege saate baktı.
"Toplantıya yetişmemiz lazım."
Birlikte çıkışa yöneldiler.
Kapının önüne ulaştıklarında Miray birkaç adım geride kaldı.
Ege dönüp baktı.
"Ne oldu?"
Miray çantasını omzuna yerleştirirken yüzündeki ifade değişmişti. Gün boyunca taşıdığı rahatlığın arasına daha ciddi bir düşünce girmişti.
"Bir şey söyleyeceğim."
"Söyle bakayım."
"Ofisteki eski dava arşivlerinde bir bağlantı buldum. Dün gece Kerem'in dosyalarıyla karşılaştırdım."
Ege'nin yüzündeki neşe kaybolmadı ama dikkati keskinleşti.
"Hayalet'le mi ilgili?"
"Büyük ihtimalle."
"Rüzgâr'la Ada biliyor mu?"
"Henüz değil."
Ege kapıyı açıp ona yol verdi.
"O zaman market alışverişini hızlı yapalım."
Miray dışarı çıkarken ona baktı.
"Dosya konuşmak yasaktı."
"Süren doldu."
"Ne kadar da ilkeli bir insansın."
"Duruma göre değişir."
READER NOTES
Comments