Contents
BIRTH OF THE BUTTERFLYBölüm 6 - Part 2

This chapter is not available in English yet, so it is shown in the original Turkish.

Bölüm 6 - Part 2

Ada, kardeşinin salondan üçüncü kez geçişini izledikten sonra dizüstü bilgisayarının ekranından başını kaldırdı.

Ege sabahın büyük bölümünü evin içinde amaçsızca dolaşarak geçirmişti. Önce mutfağa gitmiş, hiçbir şey almadan geri dönmüş; ardından odasına çıkıp on dakika sonra farklı bir tişörtle yeniden aşağı inmişti. Şimdi de kapının yanındaki aynada saçlarını düzeltiyor, bunun önemli bir iş olmadığını kanıtlamaya çalışırcasına rahat görünüyordu.

Ada gözlüğünü burnunun üzerinde biraz aşağı kaydırdı.

"Sen hayırdır?"

Ege aynadan kardeşine baktı.

"Ne hayırdır?"

"On dakikada üç kez üstünü değiştirdin. Ya gizli bir operasyona gidiyorsun ya da bir kızla buluşacaksın. Operasyon olsa bize söylerdin. En azından gitmeden iki dakika önce."

Ege beyaz tişörtünün kolunu düzeltti.

"Üç kez değiştirmedim. Birini yanlışlıkla ters giymişim."

"Bu açıklama durumu daha iyi yapmadı."

Ada bilgisayarını dizlerinin üzerinden masaya bıraktı.

"Miray'la mı buluşacaksın?"

Ege'nin yüzünde, sorunun cevabını gizlemeye çalışmadığını gösteren küçük bir gülümseme oluştu.

"Şirkete gidip onu alacağım."

"Nereye götürüyorsun?"

"Akvaryuma."

Ada birkaç saniye kardeşine baktı.

"Balıkları sorgulamaya mı karar verdiniz?"

"Hayır. Bir günlüğüne kimseyi sorgulamamaya karar verdik."

Ege güneş gözlüğünü tişörtünün yakasına astı. Kapının yanındaki küçük masadan telefonunu alırken konuşmasını sürdürdü.

"Miray bizi tanıdığından beri ya silah sesi duydu ya çete dosyası karıştırdı ya da birileri onu öldürmeye çalıştı. Normal bir şey yapalım dedim."

"Akvaryuma gitmek mi normal?"

"Bizim ölçülerimizde oldukça."

Ada kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bunu buluşma olarak mı düşünüyorsun?"

Ege kapıya yönelirken durdu.

"Sen bu soruyu kardeşim olarak mı soruyorsun, sorgu memuru olarak mı?"

"Cevabına göre karar vereceğim."

Ege birkaç saniye düşündü. Ardından omuz silkti.

"Ben davet ettim, o kabul etti. Adını koymamız şart mı?"

"Sen genellikle insanları tanımadan önce ilişkinin adını, çocukların ismini ve yazlık evin konumunu belirliyorsun."

"Bir akvaryuma gidiyoruz, nikâh salonuna değil."

Ada'nın dudaklarının kenarı hafifçe kıpırdadı.

"Şimdilik."

Ege ayakkabılarını giymeye başladı.

Ada onu bir süre sessizce izledi. Ardından yüzündeki alaycı ifade biraz azaldı.

"Ege."

Kardeşi başını kaldırdı.

"Evet?"

"Anlaşma bittiğinde Miray'ın gidebileceği ihtimalini unutma."

Ege ayakkabısının bağını çekerken bir an durdu.

"Bugün bunu konuşmak zorunda mıyız?"

"Bugün değilse ne zaman konuşacağız? Sen her geçen gün onu biraz daha hayatımıza yerleştiriyorsun."

"Onu dışarı çıkarıyorum, Ada. Mirasın yarısını üzerine geçirmiyorum."

"Biliyorum."

"Öyleyse sorun ne?"

Ada cevabını hemen vermedi.

Kardeşini tanıyordu. Ege insanlara kolay yaklaşırdı fakat herkesi aynı yere koymazdı. Miray'ın eve girdiği ilk günden beri yüzündeki değişimi, sesindeki dikkati ve onun yanında şaka yaparken bile karşısındaki kadının tepkisini bekleyişini görmüştü.

"Sorun Miray değil," dedi sonunda. "Senin ne kadar hızlı bağlandığın."

Ege doğruldu.

"Ben birini önemsediğimde niye hepiniz tahliye planı hazırlıyorsunuz?"

"Çünkü sen genellikle kapıyı açıp insanları doğrudan salona alıyorsun. Sonra o kişi giderse evin bütün düzeni bozuluyor."

Ege birkaç saniye boyunca kardeşine baktı.

"Belki bu kez gitmez."

"Belki gider."

"Bunu şimdiden kesinmiş gibi davranarak değiştiremeyiz."

Ada gözlerini ondan ayırmadı.

"Ben değiştirmeye çalışmıyorum. Seni hazırlamaya çalışıyorum."

Ege'nin yüzündeki hafif gerginlik yumuşadı.

"Beni hazırlamaya çalıştığında insanı savaşa gönderiyormuşsun gibi konuşuyorsun."

"Senin duygusal hayatın çoğu savaştan daha yıkıcı."

"Çok teşekkür ederim."

"Rica ederim."

Ege kapıyı açtı. Dışarı çıkmadan önce omzunun üzerinden kardeşine baktı.

"Akşam toplantıya yetişeceğiz."

Ada bilgisayarını yeniden dizlerinin üzerine aldı.

"Rüzgâr beşte burada olun dedi."

"Oluruz."

"Gelirken abur cubur al."

Ege kaşlarını kaldırdı.

"Dolap dolu."

"Eksikleri var."

"Dolabın kapağı kapanmıyor."

"Bu, eksik olmadığı anlamına gelmez."

Ege başını iki yana salladı.

"Ne istiyorsun?"

Ada düşünmeden saymaya başladı.

"Cips, çikolata, ekşi şeker, dondurma ve şu geçen aldığın karamelli bisküviden."

"Buna alışveriş değil, yardım çağrısı denir."

"Miray'a sorarsın. Hemşire."

Ege kapıdan çıktı.

"Ruhsal sorunlara bakmıyor."

Ada arkasından seslendi.

"Seninle uğraşıyorsa deneyim kazanır!"

Kapı kapandığında salon yeniden sessizleşti.

Ada birkaç saniye boyunca bilgisayarına bakmadı.

Sonra ekranın sağ köşesinde açık duran haritaya döndü. Arven Dış Ticaret, Demir Kozmetik ve Kerem'in deposundan çıkan şirketlerin bağlantılarını gösteren çizgiler birbirine karışıyordu.

Ege'nin Miray konusunda hızlı davrandığını düşünüyordu.

Fakat Miray'ın dosyalardaki boşlukları doldurma hızı da inkâr edilecek gibi değildi.

Ada, ekrandaki yeni bağlantılardan birini büyüttü.

Belki de asıl mesele, Miray'ın hayatlarına girip girmeyeceği değildi.

Çoktan girmişti.

End of chapter

Bölüm 6 - Part 2

Ada, kardeşinin salondan üçüncü kez geçişini izledikten sonra dizüstü bilgisayarının ekranından başını kaldırdı.

Ege sabahın büyük bölümünü evin içinde amaçsızca dolaşarak geçirmişti. Önce mutfağa gitmiş, hiçbir şey almadan geri dönmüş; ardından odasına çıkıp on dakika sonra farklı bir tişörtle yeniden aşağı inmişti. Şimdi de kapının yanındaki aynada saçlarını düzeltiyor, bunun önemli bir iş olmadığını kanıtlamaya çalışırcasına rahat görünüyordu.

Ada gözlüğünü burnunun üzerinde biraz aşağı kaydırdı.

"Sen hayırdır?"

Ege aynadan kardeşine baktı.

"Ne hayırdır?"

"On dakikada üç kez üstünü değiştirdin. Ya gizli bir operasyona gidiyorsun ya da bir kızla buluşacaksın. Operasyon olsa bize söylerdin. En azından gitmeden iki dakika önce."

Ege beyaz tişörtünün kolunu düzeltti.

"Üç kez değiştirmedim. Birini yanlışlıkla ters giymişim."

"Bu açıklama durumu daha iyi yapmadı."

Ada bilgisayarını dizlerinin üzerinden masaya bıraktı.

"Miray'la mı buluşacaksın?"

Ege'nin yüzünde, sorunun cevabını gizlemeye çalışmadığını gösteren küçük bir gülümseme oluştu.

"Şirkete gidip onu alacağım."

"Nereye götürüyorsun?"

"Akvaryuma."

Ada birkaç saniye kardeşine baktı.

"Balıkları sorgulamaya mı karar verdiniz?"

"Hayır. Bir günlüğüne kimseyi sorgulamamaya karar verdik."

Ege güneş gözlüğünü tişörtünün yakasına astı. Kapının yanındaki küçük masadan telefonunu alırken konuşmasını sürdürdü.

"Miray bizi tanıdığından beri ya silah sesi duydu ya çete dosyası karıştırdı ya da birileri onu öldürmeye çalıştı. Normal bir şey yapalım dedim."

"Akvaryuma gitmek mi normal?"

"Bizim ölçülerimizde oldukça."

Ada kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bunu buluşma olarak mı düşünüyorsun?"

Ege kapıya yönelirken durdu.

"Sen bu soruyu kardeşim olarak mı soruyorsun, sorgu memuru olarak mı?"

"Cevabına göre karar vereceğim."

Ege birkaç saniye düşündü. Ardından omuz silkti.

"Ben davet ettim, o kabul etti. Adını koymamız şart mı?"

"Sen genellikle insanları tanımadan önce ilişkinin adını, çocukların ismini ve yazlık evin konumunu belirliyorsun."

"Bir akvaryuma gidiyoruz, nikâh salonuna değil."

Ada'nın dudaklarının kenarı hafifçe kıpırdadı.

"Şimdilik."

Ege ayakkabılarını giymeye başladı.

Ada onu bir süre sessizce izledi. Ardından yüzündeki alaycı ifade biraz azaldı.

"Ege."

Kardeşi başını kaldırdı.

"Evet?"

"Anlaşma bittiğinde Miray'ın gidebileceği ihtimalini unutma."

Ege ayakkabısının bağını çekerken bir an durdu.

"Bugün bunu konuşmak zorunda mıyız?"

"Bugün değilse ne zaman konuşacağız? Sen her geçen gün onu biraz daha hayatımıza yerleştiriyorsun."

"Onu dışarı çıkarıyorum, Ada. Mirasın yarısını üzerine geçirmiyorum."

"Biliyorum."

"Öyleyse sorun ne?"

Ada cevabını hemen vermedi.

Kardeşini tanıyordu. Ege insanlara kolay yaklaşırdı fakat herkesi aynı yere koymazdı. Miray'ın eve girdiği ilk günden beri yüzündeki değişimi, sesindeki dikkati ve onun yanında şaka yaparken bile karşısındaki kadının tepkisini bekleyişini görmüştü.

"Sorun Miray değil," dedi sonunda. "Senin ne kadar hızlı bağlandığın."

Ege doğruldu.

"Ben birini önemsediğimde niye hepiniz tahliye planı hazırlıyorsunuz?"

"Çünkü sen genellikle kapıyı açıp insanları doğrudan salona alıyorsun. Sonra o kişi giderse evin bütün düzeni bozuluyor."

Ege birkaç saniye boyunca kardeşine baktı.

"Belki bu kez gitmez."

"Belki gider."

"Bunu şimdiden kesinmiş gibi davranarak değiştiremeyiz."

Ada gözlerini ondan ayırmadı.

"Ben değiştirmeye çalışmıyorum. Seni hazırlamaya çalışıyorum."

Ege'nin yüzündeki hafif gerginlik yumuşadı.

"Beni hazırlamaya çalıştığında insanı savaşa gönderiyormuşsun gibi konuşuyorsun."

"Senin duygusal hayatın çoğu savaştan daha yıkıcı."

"Çok teşekkür ederim."

"Rica ederim."

Ege kapıyı açtı. Dışarı çıkmadan önce omzunun üzerinden kardeşine baktı.

"Akşam toplantıya yetişeceğiz."

Ada bilgisayarını yeniden dizlerinin üzerine aldı.

"Rüzgâr beşte burada olun dedi."

"Oluruz."

"Gelirken abur cubur al."

Ege kaşlarını kaldırdı.

"Dolap dolu."

"Eksikleri var."

"Dolabın kapağı kapanmıyor."

"Bu, eksik olmadığı anlamına gelmez."

Ege başını iki yana salladı.

"Ne istiyorsun?"

Ada düşünmeden saymaya başladı.

"Cips, çikolata, ekşi şeker, dondurma ve şu geçen aldığın karamelli bisküviden."

"Buna alışveriş değil, yardım çağrısı denir."

"Miray'a sorarsın. Hemşire."

Ege kapıdan çıktı.

"Ruhsal sorunlara bakmıyor."

Ada arkasından seslendi.

"Seninle uğraşıyorsa deneyim kazanır!"

Kapı kapandığında salon yeniden sessizleşti.

Ada birkaç saniye boyunca bilgisayarına bakmadı.

Sonra ekranın sağ köşesinde açık duran haritaya döndü. Arven Dış Ticaret, Demir Kozmetik ve Kerem'in deposundan çıkan şirketlerin bağlantılarını gösteren çizgiler birbirine karışıyordu.

Ege'nin Miray konusunda hızlı davrandığını düşünüyordu.

Fakat Miray'ın dosyalardaki boşlukları doldurma hızı da inkâr edilecek gibi değildi.

Ada, ekrandaki yeni bağlantılardan birini büyüttü.

Belki de asıl mesele, Miray'ın hayatlarına girip girmeyeceği değildi.

Çoktan girmişti.

End of chapter

Page 1 of 20Swipe sideways to turn the pages

READER NOTES

Comments

No reader notes on this chapter yet. Leave the first mark.