Bölüm 5 - Part 3
Kapı açıldığında Kerem ayağa kalktı.
Önce dört silahlı adam girdi. Arkalarından elleri bağlı, yüzleri maskeli iki kişi getirildi.
Rüzgâr sandalyesinde kıpırdamadı.
Maskeli kadın kurtulmaya çalışmıyordu. Yanındaki erkek ise onu tutan adamın elinden kolunu çekmiş, kendi adımlarıyla yürüyordu.
İkisini masanın önüne getirdiler.
Kerem'in yüzünde yıllardır beklediği bir zaferi sonunda tatmış gibi geniş bir gülümseme vardı.
"Demek meşhur Kelebekler bunlarmış."
Maskeli erkek başını kaldırdı.
Rüzgâr'a baktı.
Aralarındaki mesafe birkaç adımdı.
"Doğru mu?" diye sordu. Ses filtresinin ardından bile Ege'nin sesindeki sertlik duyuluyordu.
Rüzgâr sandalyesinden kalktı.
Kerem'in yanına geçti.
"Doğru."
Ege birkaç saniye boyunca ona baktı. Ardından başını hafifçe eğdi.
"Baban için."
Bu bir soru değildi.
Rüzgâr'ın cevabı gecikmedi.
"Beni başka seçeneğim olmadığına siz inandırdınız."
Ada hiçbir şey söylemedi.
Maskenin göz açıklıklarından görünen bakışları, Rüzgâr'ın yüzünde sabitlenmişti. Öfkesi bağırmıyor, bütün odayı sessizce dolduruyordu.
Kerem ikisinin arasında gidip gelen bakışları izledi.
"Arkadaşınız sizi sattı," dedi, keyifle. "Hem de yıllardır peşinde olduğunuz adamın oğlu olduğu ortaya çıkınca."
Ege bakışlarını Kerem'e çevirdi.
"Ne kadarını anlattı?"
"Yeterince."
"Bu, onun için yeni bir şey."
Kerem güldü.
"Şu durumda bile dalga geçebiliyorsun."
"Şu durum dediğin şeyin ne olduğunu anlamaya çalışıyorum."
Kerem bir adım yaklaşıp Ege'nin maskesine uzandı.
Rüzgâr kolunu yakaladı.
"Anlaşmamız bu değildi."
Odadaki adamların silahları yeniden hareketlendi.
Kerem yavaşça Rüzgâr'a döndü.
"Elini çek."
Rüzgâr çekmedi.
"Yüzleri kapalı kalacak."
"Artık benim depomdalar."
"Buraya gelmelerini ben sağladım."
"Sonra da serbest bırakmamı mı isteyeceksin?"
"Onları satıyorum, kimliklerini değil."
Kerem bir süre Rüzgâr'ın yüzüne baktı. Sonra kolunu sertçe kurtardı.
"Peki," dedi. "Şimdilik."
Ege, Rüzgâr'ın eline kısa bir bakış attı.
"Ne kadar düşüncelisin ya."
Rüzgâr ona dönmedi.
"Dışarıdaki kadın nerede?" diye sordu Kerem, adamlarına bakarak.
Telsizlerden birinde yalnızca cızırtı vardı.
"Cevap vermiyorlar," dedi kapının yanındaki adam.
Kerem'in yüzündeki gülümseme küçüldü.
Telsizi alıp seslendi.
"Yükleme ekibi, cevap verin."
Sessizlik.
Tekrar denedi.
"Dışarıdaki kızı buldunuz mu?"
Bu kez hoparlörden kısa bir metal sesi geldi. Ardından bağlantı kesildi.
Kerem Rüzgâr'a döndü.
"Ne yaptılar?"
Rüzgâr'ın bakışları duvardaki saate kaydı.
"Bilmiyorum."
"Yalan söylersen ilk önce maskeli arkadaşını vururum."
Ege sakin bir sesle araya girdi.
"Hangimizi?"
Kerem silahını çekip ona doğrulttu.
"Seni."
Ege'nin başı çok az yana eğildi.
"Genellikle ilk tercih ben olmam."
Ada ilk kez konuştu.
"Çünkü insanlar seni tanıdıktan sonra fikir değiştiriyor."
Ege ona döndü.
"Bu iltifat mıydı?"
"Hayır."
Kerem'in yüzü öfkeyle gerildi.
"Kesin sesinizi!"
Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Kerem silahını indirmedi.
"Bunca yıldır insanların korkulu rüyası olan Kelebekler çetesi bu muymuş?" dedi. "Biri arkadaşlarını satıyor, ikisi elleri bağlı hâlde şakalaşıyor, diğeri dışarıda adamlarımdan kaçıyor."
Ege'nin rahat tavrı değişti.
Bakışları doğrudan Kerem'in yüzüne yerleşti.
"Bize çete deme."
Kerem önce şaşırdı, sonra kahkaha attı.
"Ne?"
"Bize çete deme," diye tekrarladı Ege. Bu kez sesi daha sakindi. "Bu konuda hassasız."
Kerem silahın namlusunu göğsüne yaklaştırdı.
"Yoksa ne olur?"
Ege cevap vermedi.
Rüzgâr duvardaki saate bir kez daha baktı.
Saniye ibresi on ikinin üzerine geldi.
Deponun bütün ışıkları söndü.
Karanlık, odayı tek hamlede yuttu.
Kerem'in adamlarından biri refleksle ateş etti. Kurşun tavandaki metal kirişe çarpıp kıvılcımlar saçarak yön değiştirdi.
"Silahları indirin!" diye bağırdı Kerem.
Aynı anda acil durum sireni devreye girdi.
Kulakları dolduran keskin sesle birlikte kırmızı lambalar yanıp sönmeye başladı. Düzenli aralıklarla patlayan ışık, odadaki hareketleri parçalanmış görüntülere dönüştürüyordu.
Kerem gözlerini kısmak zorunda kaldı.
Kelebekler ise ritmi biliyordu.
İlk karanlıkta Ada'nın bileğindeki seramik bıçak plastik bağı kesmişti. Ellerini kurtarır kurtarmaz Ege'nin arkasına geçti ve onun bağını da açtı.
İkinci kırmızı ışık yandığında Ege serbestti.
Üçüncüde Ada kendisini tutan adamın bileğine vurdu.
Silah zemine düştü.
Rüzgâr Kerem'in silahını tutan kolunu yana itti. Kerem tetiğe bastığında kurşun masanın kenarını parçaladı.
Rüzgâr dirseğini adamın göğsüne geçirdi. Kaburgasındaki ağrı bütün bedenine yayıldı fakat hareketini durdurmadı. Kerem'in bileğini masaya vurup silahı elinden düşürdü.
Odanın diğer tarafında Ada, karşısındaki iki adamın arasına girmişti. İlk adamın yumruğunun altından eğilip dirseğini kaburgalarına geçirdi. İkincinin silahına uzanan elini yakalayarak kolunu ters yöne çevirdi.
Kemik kırılmadı.
Fakat adam acıyla dizlerinin üzerine çöktü.
Ege yerdeki silahı almak yerine ayağıyla masanın altına gönderdi. Üzerine gelen adamın ilk darbesinden geri çekilerek kurtuldu, ikincisinde kolunu yakalayıp hızını kullandı ve adamı pencerenin yanındaki dolaba çarptırdı.
"Silahlarınızı bırakın!" diye bağırdı.
Kimse onu dinlemedi.
Ege iç çekti.
"Konuşarak çözmeyi denedim."
Adam yeniden üzerine geldiğinde yana çekildi. Adamın dengesi bozulunca sırtından iterek yere düşürdü ve hemen plastik bağlardan birini bileklerine geçirdi.
Kapının yanındaki silahlı adam, Ada'ya nişan almaya çalışıyordu.
Rüzgâr bunu gördü fakat Kerem kolunu boynuna dolamıştı. Yaralı kaburgaları sıkışınca nefesi kesildi.
Adam tetiğe uzandı.
Kapı bir anda açıldı.
İçeri dolan beyaz yangın söndürme tozu, adamın görüşünü kapattı. Silahı ateşlendi fakat kurşun zemine saplandı.
Miray boş tüpü adamın koluna savurdu.
Ada fırsatı kullanarak silahı yere düşürdü ve adamı duvara yasladı.
Miray kapının yanında kaldı. Yüzü maskeyle kapalıydı, nefesi hâlâ hızlıydı. Ellerinin titrediği fark ediliyordu fakat geri çekilmedi.
"Dışarıdakiler?" diye sordu Ada.
"İki yükleme bölümünde kilitliler."
"Kaç kişi?"
"Sekiz."
Ada'nın bakışları bir an Miray'ın üzerindeki beyaz tozlara ve kolundaki küçük sıyrığa gitti.
"Yaralandın mı?"
"Hayır."
Bu cevap tam olarak doğru değildi ama tartışmanın zamanı değildi.
Kerem, Rüzgâr'ı üzerinden atmayı başardı. Masanın üzerindeki ikinci silaha uzandı.
Ege onu ilk fark eden oldu.
"Rüzgâr!"
Rüzgâr döndüğünde Kerem silahı kaldırmıştı.
Namlu Miray'a yöneliyordu.
Rüzgâr düşünmeden araya girdi. Kerem'in bileğine çarptığı anda silah patladı. Kurşun Rüzgâr'ın omzunun yanından geçerek duvara saplandı.
Ada iki adımda Kerem'e ulaştı. Silah tutan elini aşağı indirip dizini bacağının arkasına vurdu.
Kerem yere çöktü.
Rüzgâr silahı elinden alarak şarjörünü çıkardı ve odanın diğer tarafına fırlattı.
Ege, Kerem'in kollarını arkasında birleştirirken yüzünü maskenin ardından ona yaklaştırdı.
"Sana çete deme demiştim."
Kerem dişlerini sıktı.
"Bunun için mi saldırdınız?"
"Hayır," dedi Ege, plastik bağı sıkarken. "Bunun için seni polise bırakıyoruz. Çete meselesi yalnızca kişisel bir rahatsızlık."
Ada yerdeki silahları tek tek toplayarak masanın üzerine koyuyordu.
"Çeteler insanları korkuyla yanında tutar," dedi. Bir gözü hâlâ kapının üzerindeydi. "Biz birbirimizi satacağımıza seni inandırıp buraya girdik."
Ege, Kerem'i sandalyenin yanına oturttu.
"Aradaki farkı hâlâ anlayamadıysan birazdan gelen ekip anlatır."
Kerem'in gözleri önce Ege'ye, ardından Rüzgâr'a döndü.
Yüzündeki öfke yavaşça başka bir ifadeye dönüştü.
Anlayışa.
"Beni kandırdınız."
Rüzgâr kaburgasını tutarak masaya yaslandı. Nefesini düzene sokması birkaç saniye sürdü.
"Sonunda."
"Bütün planı anlattın."
"Evet."
"Adamlarımın nereye gideceğini söyledin."
"Evet."
"Dışarıdaki kadının ne yapacağını bile anlattın."
Rüzgâr'ın dudaklarında yorgun bir gülümseme belirdi.
"Sana anlattığım plan yalan değildi. Yalnızca planın hangi kısmında olduğunu söylemedim."
Kerem öfkeyle ayağa kalkmaya çalıştı. Ege omzundan bastırıp yeniden oturmasını sağladı.
"Kaydı da mı hazırladınız?"
Rüzgâr masanın üzerindeki küçük cihazı aldı.
"Cümlelerin hepsi gerçekti."
"Konuşma?"
"Gerçek değildi."
Miray maskesini çıkarmadan yanlarına yaklaştı. Elindeki küçük kontrol cihazını masaya bıraktı.
"İnsanlar kusursuz yalanlara inanmaz," dedi. Ses filtresi, kelimelerini daha soğuk gösteriyordu. "İçinde rahatsız edici miktarda gerçek bulunan yalanlara inanırlar."
Kerem bakışlarını ona çevirdi.
"Demek yeni kız sensin."
Miray cevap vermedi.
Rüzgâr kayıt cihazını kapattı.
"Babam konusunda aramızda gerçekten fikir ayrılığı var. Ege'nin sana söylediği bazı şeyler gerçekten canımı sıkıyor. Ada bana güvenmediğinde gerçekten öfkeleniyorum. Miray hayatımıza girdiğinden beri düzenimiz gerçekten değişti."
Bakışları bir an arkadaşlarının üzerinde dolaştı.
"Bütün bunların sizi satacağım anlamına geldiğine inanmak senin tercihin oldu."
Kerem'in yüzü kızardı.
"Ben sana niye inanayım?"
"Çünkü inanmak istedin," dedi Miray. "Kelebekleri yıllardır yakalayamıyordun. Onları kendi zekânla alt etmek yerine, içlerinden birinin ayağına gelmesi işine geldi. Rüzgâr sana tam olarak görmek istediğin şeyi gösterdi."
Kerem ona küfretti.
Ada başını hafifçe yana eğdi.
"Miray, deponun planlarını buldu. Adamlarının vardiya çizelgelerini çıkardı. Bir kriz anında hepsini aynı noktaya çağırdığını, dışarıdaki tehdit büyüdüğünde içeride yalnızca en güvendiklerini bıraktığını fark etti."
Ege, sandalyenin arkasına yaslandı.
"Özetle seni kandıran yalnızca Rüzgâr değildi. Senin nasıl kandırılacağını Miray buldu."
Miray başını ona çevirdi.
"Bunu bu kadar gururla söylemen gerekmiyordu."
Ege'nin maskesinin altında gülümsediği sesinden anlaşılıyordu.
"İlk operasyonun. Biraz gurur hakkın var."
Ada yerdeki son silahı da aldı.
"Henüz bitmedi."
Bu söz odadaki havayı yeniden ciddileştirdi.
Miray masanın yanındaki bilgisayara geçti. Cebinden küçük bir bellek çıkarıp cihaza taktı. Ekran birkaç saniye karanlık kaldıktan sonra Ada'nın hazırladığı program açıldı.
"Yerel sunucunun kopyalanması tamamlandı," dedi. "Sevkiyat kayıtları, banka hareketleri ve hastane kodları eşleşiyor."
Kerem'in yüzündeki renk çekildi.
"Bilgisayara dokunma."
Miray ona bakmadı.
"Dün gece yangından kurtardığınız dosyaları başka yere taşısaydınız belki işe yarardı. Fakat insan bazen en güvende hissettiği yerde hata yapıyor."
"Bunlar mahkemede hiçbir işe yaramaz."
Rüzgâr ceketinin yakasındaki küçük düğmeyi kopardı.
Düğmenin içinden, tırnak büyüklüğünde bir kamera çıktı.
Kerem'in gözleri açıldı.
"Üzerini aradık lan senin."
"Evet, kesinlikle aradınız."
"Bunu bulamadılar mı."
"Bu konuda onlarla konuşursun."
Rüzgâr kamerayı masaya bıraktı.
"Bana sahte ürünleri, sevkiyatları ve adamlarına verdiğin emirleri kendi ağzınla anlattın. Beni öldürmekle tehdit ettin. Dışarıdaki kadının dizinden vurulmasını emrettin. Ayrıca depoda ele geçirilecek ürünlerin seri numaraları, Miray'ın bulduğu hastane kayıtlarıyla eşleşiyor."
Ada bilgisayarın yanına geldi.
"Dosyaların ilk kopyası biz içeri girmeden önce güvenli bir adrese gönderildi. İkinci kopya şu anda polis ağına aktarılıyor."
Kerem kısa bir kahkaha çıkardı.
"Polis sizin isimsiz dosyanızla buraya mı koşacak?"
"Yalnızca dosyayla değil," dedi Rüzgâr. "Bu gece yükleme yapılacağına dair ihbar iki saat önce savcılığa ulaştı. Araç plakaları, ürün kodları ve depodaki silahlı adamların sayısı bildirildi. Ekipler arama kararıyla geliyor."
Uzakta ilk siren sesi duyuldu.
Kerem'in yüzündeki son umut da söndü.
Ege başını hafifçe kaldırıp dinledi.
"Zamanlama fena değil."
Ada bilgisayar ekranındaki ilerleme çubuğuna baktı.
"İki dakika geç kaldılar."
"İstanbul trafiği."
"Gece iki."
"İstanbul, trafiği saatle sınırlamıyor."
Miray istemeden güldü. Ses filtresinin ardından çıkan kısa ses, odadaki gerilimin arasına ince bir çatlak açtı.
Kerem başını kaldırıp Rüzgâr'a baktı.
"Babanın kim olduğunu gerçekten biliyor musun?"
Rüzgâr'ın yüzündeki hafif ifade kayboldu.
Odada birkaç saniye boyunca yalnızca sirenlerin yaklaşan sesi duyuldu.
"Biliyorum."
"Onu da mı polise vereceksin?"
Ege ile Ada'nın bakışları Rüzgâr'a döndü.
Miray kıpırdamadı.
Rüzgâr cevap vermeden önce Kerem'e doğru bir adım attı.
"Bu gece seninle ilgili," dedi. "Babamla aramdaki hesabı kendi işine karıştırma."
Kerem dudaklarını küçümseyerek büktü.
"Demek yalanının en gerçek kısmı oydu."
Rüzgâr buna cevap vermedi.
Çünkü doğruydu.
Ada, dışarıdaki polislerin girişini görebilmek için pencereye yaklaştı. Deponun önündeki karanlık yol, mavi ve kırmızı ışıklarla kesilmeye başlamıştı.
"Çıkmamız gerekiyor."
Ege masanın üzerindeki silahları tek bir noktada topladı. Şarjörleri çıkarmış, namluları kapıdan uzağa çevirmişti.
Miray bilgisayardan belleği çıkardı.
"Dışarıdaki kapıları açıyorum. Polis geldiğinde adamlar yükleme bölümlerinde olacak."
"İçeriden çıkamazlar mı?" diye sordu Ege.
"Manuel kolu söktüm."
Ada ona baktı.
"Ne zaman?"
"Onları içeri almadan önce."
Ada'nın yüzünde çok küçük bir gülümseme belirdi.
"Gerçekten iyi iş."
Bu kez Miray'ın omuzları biraz daha belirgin biçimde gevşedi.
Rüzgâr masanın çekmecesini açtı. İçinden Kerem'in daha önce adamlarına dağıttığı şeffaf delil poşetlerinden birini aldı. Siyah belleği içine yerleştirdi.
Bellekte yalnızca yerel dosyaların bir kopyası yoktu. Miray'ın hazırladığı şirket bağlantıları, Ada'nın çıkardığı para akışı, Rüzgâr'ın kamera kaydı ve depodaki yasa dışı ürünlerin bulunduğu bölümleri gösteren ayrıntılı bir harita da vardı.
Polisin ihtiyaç duyacağı her şey bir aradaydı.
Rüzgâr poşeti masanın tam ortasına bıraktı.
Ardından ceketinin iç cebinden küçük bir nesne çıkardı.
İnce metalden yapılmış, kanatları açık bir kelebekti. Yüzeyi koyu maviye boyanmıştı. Işık vurduğunda, yanmış deponun griliği içinde tek başına parlıyordu.
Kelebeği delil poşetinin üzerine bıraktı.
Kerem gözlerini metal figürden ayırmadan konuştu.
"Bir gün yakalanacaksınız."
Rüzgâr kapıya yönelirken durdu.
"Olabilir."
Omzunun üzerinden Kerem'e baktı.
"Fakat bugün değil."
Ege ile Ada, maskelerini çıkarmadan peşinden yürüdü. Miray kapının yanında kısa bir süre durup dışarıdaki koridoru kontrol etti.
Ege yanından geçerken ona baktı.
"İlk operasyon için fazla sakinsin."
Miray ellerine baktı. Titremeleri yeniden başlamıştı.
"Sakin değilim."
"Güzel."
Miray başını kaldırdı.
"Nesi güzel?"
"Korkmadığını düşünseydin ikinci operasyona gelmene izin vermezdik."
Ada birkaç adım önden yürürken arkasına bakmadan konuştu.
"İkinci operasyon konusunda henüz karar vermedik."
Ege, Miray'a doğru hafifçe eğildi.
"Bu, Ada dilinde büyük başarı."
"Duyuyorum," dedi Ada.
Rüzgâr koridorun sonunda onları bekliyordu. Bir eli hâlâ kaburgalarının üzerindeydi. Yüzündeki yorgunluk geri gelmiş, omuzları biraz çökmüştü.
Ege yanına ulaştığında sesini alçalttı.
"Az önceki konuşma konusunda..."
"Şimdi değil."
"Biliyorum. Yalnızca baban için bizi gerçekten satmayacağını söyleyecektim."
Rüzgâr ona baktı.
Ege'nin yüzü maskenin ardındaydı ama gözlerindeki ciddiyet görünüyordu.
Rüzgâr birkaç saniye cevap vermedi.
"Bundan bu kadar emin olma," dedi sonunda.
Ege'nin adımları yavaşladı.
Rüzgâr'ın dudaklarında yorgun bir gülümseme belirdi.
"Planların bir sonraki seferinde daha inandırıcı oynarsın."
Ege başını iki yana salladı.
"Bir gün şu mizah anlayışın yüzünden seni gerçekten bırakacağım."
"Bunu yıllardır söylüyorsun."
Ada dış kapıyı açtı.
Gece havası yanık kokusunun arasından içeri doldu. Polis araçları deponun ana girişine yaklaşmıştı. Kelebeklerin kullanacağı çıkış ise Miray'ın açtığı eski servis yoluna bakıyordu.
Dördü karanlığa doğru ilerledi.
Arkalarında kalan yönetim odasında Kerem ve adamları elleri bağlı hâlde oturuyor, yaklaşan ayak seslerini dinliyordu.
Masanın ortasında siyah bir bellek duruyordu.
Üzerinde ise kanatlarını açmış küçük, mavi bir kelebek vardı.
READER NOTES
Comments