Bölüm 5 - Part 2
Çatıya çıkan ilk adam, merdivenin son basamağında durup başını yavaşça yukarı kaldırdı.
Gecenin nemi metal yüzeye çökmüş, ayakkabılarının altında ince bir kayganlık oluşturmuştu. Deponun bacalarından hâlâ yanık kokusu yükseliyordu.
Kuzey tarafta iki kişi vardı.
İkisinin de yüzü siyahtı.
Erkek olan, çatının kenarındaki metal bağlantıya bir iniş halatı geçiriyordu. Kadın birkaç adım ötede çömelmiş, aşağıdaki pencereleri izliyordu. Üzerlerinde herhangi bir ayırt edici işaret yoktu. Siyah kıyafetleri, yüzlerini örten maskeleri ve ellerindeki koyu renkli eldivenler dışında sıradan iki gölgeye benziyorlardı.
Adam arkasındakilere işaret verdi.
Altı kişi sessizce çatıya çıktı.
Öndeki adam silahını kaldırdı.
"Kımıldamayın."
Maskeli erkek, elindeki halatı bırakmadan başını çevirdi.
Kadın da yavaşça ayağa kalktı.
"Ellerinizi görebileceğimiz yerde tutun," dedi adam. "Tek bir yanlış hareketinizde ateş ederiz."
Erkek, karşısındaki silahları sayıyormuş gibi bakışlarını üzerlerinde dolaştırdı. Sonra yanındaki kadına döndü.
"Sanırım ziyaretçilerimiz var," dedi.
Sesini örten ince elektronik filtre, kelimelerini metalik bir uğultuya dönüştürüyordu.
Kadın ona kısa bir bakış attı.
"Geç bile kaldılar."
Silahlı adamların en öndeki olanı kaşlarını çattı.
"Planınız bozuldu. Aşağıdaki arkadaşınız sizi sattı."
Kadının yüzü maskenin arkasında görünmüyordu.
Erkek ise birkaç saniye boyunca kıpırdamadı. Ardından başını hafifçe yana eğdi.
"Hangisi?"
"Ne demek hangisi? Dün burada ortalığı yakan işte."
İkisi arasında kısa bir sessizlik oldu.
Adam, verecekleri tepkiyi görmek için yüzlerini incelemeye çalıştı fakat maskeler hiçbir şey göstermiyordu.
"Silahlarınızı yere bırakın," dedi. "Sonra bizimle geleceksiniz."
Kadın, belindeki kısa copu ağır hareketlerle çıkarıp ayaklarının önüne bıraktı. Erkek de ceketinin içinden küçük bir tabanca çıkardı. Silahı iki parmağıyla tutarak zemine koydu.
Adam rahatlamadı.
"Halatlardan uzaklaşın."
Erkek ellerini kaldırdı fakat geri çekilmedi.
"Arkadaşımız nerede?"
"Aşağıda. Patronumuzla konuşuyor."
"Ya dışarıdaki?"
Adamın yüzünde küçümseyen bir gülümseme oluştu.
"Merak etmeyin. Onu da almaya gittiler."
Erkek, maskenin ardından yavaş bir nefes verdi. Sonra yanındaki kadına baktı.
Kadın başını çok küçük bir açıyla eğdi.
Bu hareketin ne anlama geldiğini karşılarındaki adamların hiçbiri anlayamadı.
Erkek bir anda geriye doğru adım attı.
"Dur!"
Silahlar aynı anda kaldırıldı.
Kadın da çatının kenarına yöneldi. İkisi birkaç saniye içinde, halatların bağlandığı noktaya ulaşmıştı.
"Kaçarsanız ateş ederiz!"
Erkek, çatıdan aşağı baktı. Ardından yanındaki kadına elini uzattı.
Kadın onun elini tuttu.
"Üçe kadar mı?" diye sordu erkek.
"İki yeter."
Silahlı adamlar üzerlerine koştu.
İkisi aynı anda kendilerini boşluğa bıraktı.
Çatının kenarına ulaşan adamlar aşağı baktıklarında, maskeli iki kişinin yere çakılmasını bekliyordu.
Bunun yerine halatlar gerildi.
İkisi, deponun yan cephesi boyunca birkaç metre alçalıp açık bırakılmış bakım platformuna ayak bastı. Kadın bağlantıyı çözerken erkek platformun kapısını tekmeyle açtı.
"Merdivenlere!" diye bağırdı adam.
Altı kişi geldikleri yöne döndü.
Aşağı indiklerinde maskeli ikili çoktan kuzey koridoruna ulaşmıştı. Kadın önüne çıkan ilk adamın silahını bileğinden vurarak düşürdü. Erkek, ikinci adamın yolunu kapatıp omzunu metal dolaba çarptırdı.
Fakat koridor giderek kalabalıklaşıyordu.
Her iki taraftan gelen silahlı adamlar çıkışlarını kapattı.
Maskeli kadın birinin dizine vurup geri çekildi. Erkek, yere düşen silahı tekmeyle uzağa gönderdi fakat arkasındaki namluyu fark ettiğinde durmak zorunda kaldı.
"Yeter!"
Silahlardan biri kadının başına çevrilmişti.
"Bir hareket daha yaparsan arkadaşını vururum."
Erkek başını ona çevirdi.
Kadın maskenin arkasından kıpırdamadan baktı.
Sonunda o da ellerini yukarı kaldırdı.
Adamlar aceleyle üzerlerine çullandı. Kolları arkalarında birleştirilip kalın plastik kelepçelerle iyice sıktı. Üzerlerindeki bütün silahlar, iletişim cihazları ve ceplerindeki küçük ekipmanlar toplandı.
Maskeleri çıkarmaya çalışan adamlardan biri, telsizden gelen Kerem'in emriyle durdu.
"Yüzlerine dokunmayın," dedi öndeki adam. "Ben kendim bakacağım."
İkisini koridor boyunca sürükleyerek yönetim odasına götürdüler.
Maskeli erkek yürürken bir kez yanındaki kadına baktı.
Kadının elleri bağlıydı.
Fakat sağ bileğindeki eldivenin altında, ince seramik bıçağın ucu çoktan plastik bağın üzerine yerleşmişti.
Dışarı çıkan adamlar, toprak yola ulaştıklarında kimseyi göremedi.
Park edilen araçların arasında rüzgârın hareket ettirdiği toz dışında hiçbir şey yoktu. Deponun arkasındaki yükleme alanı karanlığa gömülmüş, yalnızca uzak köşedeki kırmızı acil durum lambası yanıyordu.
"Burada olması gerekiyor," dedi adamlardan biri.
Başka biri araçların arkasını kontrol etti.
"Kimse yok."
Tam o sırada yükleme alanının ilerisinden metal bir ses geldi.
Bir kapı hızla kapanmıştı.
Adamlar silahlarını o yöne çevirdi.
Karanlığın içinde siyah giyinmiş bir kadın silueti belirdi. Yüzü maskeyle kapalıydı. Bir an için onlara baktı, ardından açık duran yükleme kapısından içeri girdi.
"Orada!"
Sekiz adam birden hareket etti.
Kadın hızlı koşmuyordu. Onu yakalayabileceklerine inanmalarını sağlayacak kadar yakın, ulaşamayacakları kadar uzaktı.
İlk dört adam kapıdan içeri girdiğinde koridorun diğer ucundaki ışık yandı. Kadının gölgesi sağ taraftaki açıklığa yöneldi.
Arkasındakiler onu takip etti.
Son adam eşikten geçtiği anda ağır yangın kapısı tavandan aşağı inmeye başladı.
"Geri dönün!"
Çok geçti.
Çelik kapı zemine çarparak koridoru ikiye ayırdı. İçeride kalan adamlardan biri silahını kilide doğrulttu.
"Dur!" diye bağırdı yanındaki. "Kurşun geri seker."
Başlarının üzerindeki hoparlörden kadın sesi duyuldu.
"Silahlarınızı yere bırakın."
Ses sakindi.
Yüzünü görmüşlerdi ama gerçek sesini duymuyorlardı. Hoparlördeki filtre, kelimelerin sahibini belirsizleştiriyordu.
"Kapıyı aç!" diye bağırdı adamlardan biri.
"On dakika içinde polis burada olacak. Kapının yanında iki kamera var ve kayıtlar doğrudan dışarıya aktarılıyor. Ateş ederseniz dosyanıza silahlı saldırı da eklenir."
Adam küfrederek tavandaki kameraya baktı.
Diğer tarafta kalan dört kişi geri çekilmek istedi. Fakat yükleme alanının dış kapısı da kapanmaya başlamıştı.
İçlerinden biri açıklığa doğru koştu.
Kapı yere inmeden hemen önce altından geçmeyi başardı. Ayağa kalktığında karşısında maskeli kadını gördü.
Miray'ın elleri boştu.
Adamın yüzünde kısa bir rahatlama belirdi.
"Silahın yok."
Miray birkaç adım gerisindeki duvara monte edilmiş kırmızı tüpe uzandı. Yangın söndürücüyü yerinden çekip emniyet pimini çıkardı.
"Buna güveniyorum."
Adam silahını kaldırdığı anda Miray tetiğe bastı.
Yoğun beyaz toz, adamın yüzünü ve görüşünü tamamen kapladı. Adam öksürerek geri çekildi. Silahı rastgele doğrultmaya çalışırken Miray tüpü iki eliyle savurup bileğine vurdu.
Silah yere düştü.
Miray tüpü bırakmadı. Adam toparlanıp üzerine geldiğinde geri çekildi, önceden yere uzattığı siyah kablonun üzerinden geçti.
Adam kabloya takılıp dizlerinin üzerine düştü.
Miray hemen arkasına geçerek kolunu sırtında kilitledi. Hareketi kusursuz değildi. Adamın gücü kendisinden fazlaydı ve birkaç saniye içinde kurtulabilirdi.
Bu yüzden dövüşmeye çalışmadı.
Kemerindeki plastik bağı çıkarıp adamın silah tutan bileğine geçirdi, diğer ucunu yükleme kapısının metal koluna bağladı. Adam ayağa kalkmaya çalıştığında kolu gerildi.
Miray birkaç adım uzaklaştı.
Nefesi düzensizdi. Yangın söndürücüyü tutan elleri titriyordu.
Yine de kontrol paneline ulaşıp son düğmeye bastı.
Dış kapı tamamen kapandı.
Sekiz adam, iki ayrı yükleme bölümünde kilitli kalmıştı.
Miray kulaklığındaki küçük mikrofona dokundu.
"Dışarısı tamam."
Ada'nın sesi birkaç saniye sonra geldi.
"Dört dakika erken."
Miray duvara yaslanıp nefesini toparlamaya çalıştı.
"Şikâyet mi ediyorsun?"
"Hayır," dedi Ada. Sesindeki soğukluğun altında küçük bir memnuniyet vardı. "İyi iş."
Miray'ın dudakları istemsizce kıpırdadı.
Sonra yönetim odasına giden servis geçidine yöneldi.
READER NOTES
Comments