Bölüm 4 - Part 3
İkizler, akşamüstü Miray'ı evinin önünde bıraktılar.
Ada direksiyondaydı. Ege ön koltukta, Miray ise arka koltukta oturuyordu. Yol boyunca fazla konuşmamışlardı. Ada birkaç kez Rüzgâr'ın konumunu kontrol etmiş, mavi noktanın hâlâ aynı yerde durduğunu görünce ona mesaj göndermişti.
Mesajlar iletiliyor fakat okunmuyordu.
Araç Miray'ın evinin önünde durduğunda Ege hemen indi. Arka kapıyı açmak için aracın etrafından dolaştı.
Miray kapıyı kendi açmıştı.
"Bunu yapmana gerek yok," dedi.
"Biliyorum."
Miray arabadan indikten sonra çantasını omzuna geçirdi. Ege birkaç saniye ne söyleyeceğini düşündü.
"Bugün için özür dilerim."
Miray kaşlarını çattı.
"Sen ne yaptın ki?"
"Yata gelmeni ben istedim."
"İyi ki istemişsin."
Ege şaşırdı.
"Gerçekten mi?"
"Evet. Korkmuş olmam bütün günün kötü olduğu anlamına gelmiyor."
Bakışları aracın içindeki Ada'ya kaydı.
"Ayrıca Ada'nın özür dilemesine gerek yok."
Ege sesini alçalttı.
"Bunu söylemen, özür dilememesi gerektiği anlamına gelmiyor."
Miray'ın dudaklarında yorgun bir gülümseme oluştu.
"O, bir dahaki sefere söyleyeceğini söyledi. Sanırım şimdilik bununla yetinmem gerekiyor."
Ege başını salladı.
"Evet. Ada'yla ilerleme santimetreyle ölçülür."
Miray apartmanın kapısına doğru bir adım attı. Sonra durdu.
"Rüzgâr'dan haber alırsanız bana da söyler misiniz?"
"Söylerim."
"Bir şeye ihtiyacınız olursa da."
Ege'nin yüzündeki gülümseme bu kez daha küçüktü.
"Olur."
Miray ona baktı.
"Bugün güzeldi."
Ege, denizde yaşananlardan sonra bu cümleyi beklemiyordu.
"Güzeldi," dedi.
Miray apartmana girdikten sonra Ege birkaç saniye kapının kapanmasını izledi. Ardından araca döndü.
Ada, o yerine oturmadan hareket etti.
Ege emniyet kemerini takarken kardeşine baktı.
"Özür dilemeliydin."
Ada gözlerini yoldan ayırmadı.
"Miray gerek olmadığını söyledi."
"Miray, insanların rahatsız olmaması için kendi rahatsızlığını küçülten biri."
"Bunu birkaç günde mi çözdün?"
Ege koltuğunda doğruldu.
"Gözüm var."
Ada direksiyonu çevirdi.
"Özür dileyecek bir şey yapmadım. Tekne sabitti, deniz derindi ve ne yaptığımı biliyordum."
"Miray bilmiyordu ama!"
"Bir dahaki sefere söyleyeceğimi söyledim."
"Bu özür değil."
"Özür istemedi!"
"Her insan isteyemez."
Ada kısa bir nefes verdi.
"Bunu eve gidince konuşsak?"
"Hayır. Şimdi konuşalım."
Ada kardeşine kısa bir bakış attı.
"Senin Miray'ın adına konuşmaya başlaman ne kadar sürdü? İki gün mü?"
Ege'nin çenesi gerildi.
"Onun adına konuşmuyorum."
"Ne hissettiğine, neden söylediğine ve aslında ne istediğine karar veriyorsun."
"Çünkü sen hiçbirini umursamıyorsun."
Ada frene beklenenden biraz daha sert bastı. Önlerindeki trafik yavaşlamıştı. Araç durduğunda kardeşine döndü.
"Bunu tekrar söylesene."
Ege bakışlarını kaçırmadı.
"Dedim ki, umursamıyorsun."
Trafik hareketlenince Ada yeniden yola döndü.
Yolun kalanında konuşmadılar.
Eve ulaştıklarında güneş alçalmıştı. Sokakların arasına uzanan gölgeler büyümüş, havadaki sıcaklık hafiflemişti.
Ada aracı garaja bırakıp anahtarları girişteki sehpaya bıraktı. Çantasını vestiyere asarak salona yöneldi.
Ege arkasından geldi.
"Öylece gidemezsin."
Ada yürümeyi sürdürdü.
"Gittim bile."
"Daha konuşacaklarımız var."
Ada kırmızı koltuğuna oturup saçlarını çözmeye başladı.
"Konuş."
Ege karşısındaki siyah pufa oturmadı. Salonun ortasında, ayakta kaldı.
"Miray'ı bilerek korkuttun."
Ada ellerini saçlarının arasından geçirdi.
"Bilerek korkutmadım."
"Ona söylemeden gözünün önünde denize atladın."
"Onu düşünmedim yahu."
"Bu ne biçim bir cevap? Bu daha iyi bir cevap bile değil."
Ada başını kaldırdı.
"Her yaptığım şeyde Miray'ın ne hissedeceğini düşünmek zorunda değilim Ege."
"Yanındaysa düşünmek zorundasın."
"Hayır."
Ege'nin sesi yükseldi.
"Evet."
Ada gözlüğünü çıkarıp masaya bıraktı.
"Onu grubun merkezine yerleştirmeyi bırak."
Ege birkaç saniye sustu.
"Bütün mesele bu mu?"
"Bütün mesele ne?"
"Kıskanıyorsun."
Ada'nın yüzündeki ifade bir anda değişti. Öfkeden çok, hakarete uğramış gibi görünüyordu.
"Miray'ı mı?"
"Beni."
Ada kısa ve inançsız bir kahkaha attı.
"Lütfen kendini bu kadar önemli görme."
"Bir insan seni tanımasa da ne hissettiğini anlayabilir."
"Sen insanları anlamıyorsun, Ege. İnsanlarda görmek istediğin şeyleri görüyorsun."
Ege'nin yüzü sertleşti.
"Sizin derdiniz ne? Bunu bugün ikinci kez duyuyorum."
"Öyle mi? Belki de dinlemen gerekiyordur."
"Miray'dan hoşlanmam seni neden bu kadar rahatsız ediyor?"
Ada kollarını göğsünde birleştirdi.
"Miray'dan hoşlanman beni rahatsız etmiyor."
"Yalan söylüyorsun."
"Miray'ı iki gün içinde hayatımızın her yerine yerleştirmen rahatsız ediyor."
Ege iki elini yana açtı.
"Ne yaptım? Eve çağırdım. Yata götürdüm. Koltuk aldım."
"Evet."
"Bunların hangisi korkunç?"
"Tek tek hiçbiri."
"Ama?"
Ada ayağa kalktı.
"Onu ilk gördüğün andan beri hiçbir şeyi tartmıyorsun. Kimliklerimizi bulmuş olmasını, aylarca bizi izlemesini ve hâlâ bize söylemediği şeyler bulunmasını umursamıyorsun."
"Umursuyorum."
"Hayır. Çünkü güzel buluyorsun. Çünkü sana gülümsüyor. Çünkü sen de onun kadar duygusalsın ve bunu bir tür... kader sanıyorsun."
Ege bir adım geri çekilmiş gibi oldu.
"Kader ne ya? Kader dediğimi duydun mu?"
"Yüzün söylüyor, merak etme."
Ege alaycı bir nefes verdi.
"Yüzüm çok konuşuyor, değil mi?"
"Miray yanındayken bağırıyor hatta."
Ege birkaç saniye sustu. Ardından daha sakin konuştu.
"Onu tanımak istememin nesi yanlış?"
"Yanlış değil."
"O zaman sorun ne?"
Ada'nın sesi de alçaldı.
"Onu tanımadan güvenmen."
"Güvenmiyorum."
"Bugün Rüzgâr onu gönderme ihtimalinden söz ettiğinde sinirlendin."
Ege'nin kaşları çatıldı.
"Bunu nereden biliyorsun?"
"Yüzünden."
"Konuşmamızı dinlemiyordun."
"Dinlememe gerek yoktu."
Ada, sarı koltuğa baktı.
"Miray iyi biri olabilir. Hatta büyük ihtimalle öyle. Fakat iyi insanlar da hata yapar. Korkar. Yanlış kişiye güvenir. Konuşmaması gereken yerde konuşur. Sahada donar. Birini kurtarmaya çalışırken herkesin ölmesine neden olabilir."
Ege'nin bakışları da sarı koltuğa kaydı.
"Öğrenecek."
"Öğrenene kadar ne olacak?"
"Biz yanında olacağız."
Ada başını iki yana salladı.
"İşte bunu söylüyorum. Onun yanında olmayı, bizim için yaratacağı riski düşünmeden kabul ediyorsun."
"Bizi iki kez kurtardı."
"Üç silahlı adama elinde tahta parçasıyla saldırması doğru karar değildi. Şanslıydı."
"Ama bizi kurtardı."
"Şanslıydık."
Ege kardeşine doğru bir adım attı.
"Sen yıllardır insanlara zarar veriyorsun ama Miray korktu diye onu zayıf sayıyorsun."
Ada'nın gözleri sertleşti.
"Ben ne yapabildiğimi biliyorum Ege."
"Her zaman mı?"
"Çoğu zaman."
"Bugün ne yaptığını bildiğini söylüyorsun. Peki birkaç saniye daha suyun altında kalsaydın? Başını gövdeye vursaydın? Akıntıyı yanlış hesaplasaydın?"
Ada cevap vermedi.
Ege devam etti:
"Biz senin böyle şeyler yapmana alıştık diye bu doğru olmuyor."
"Şimdi de Miray gibi mi düşünmeye başladın?"
"Belki Miray'ın bazı konularda haklı olabileceğini kabul ediyorum."
Ada'nın yüzünde kısa bir acı belirdi. Öyle hızlı geçti ki Ege görüp görmediğinden emin olamadı.
"Günlerdir Miray diyorsun," dedi Ada. "Miray ne hisseder, Miray ne ister, Miray'a ne öğretiriz, Miray nerede oturur... Rüzgâr'ın babasının bir çete lideri olabileceğini öğrendik. Rüzgâr tek başına bir depoya girdi ve saatlerdir telefonuna bakmıyor. Sen ise Miray'ın benden özür bekleyip beklemediğini düşünüyorsun."
Ege'nin öfkesi bir anda yön değiştirdi.
"Rüzgâr'ı umursamadığımı mı düşünüyorsun?"
"Son iki gündür onu görmüyorsun bile."
"Rüzgâr'ın ne yaptığını biliyorum."
"Hayır. Hiçbirimiz bilmiyoruz."
Ada masanın üzerindeki telefonunu aldı. Ekranı açtı.
"Konumu üç saattir aynı yerde. Mesajlarıma cevap vermedi. İçeri girmeyeceğini söyleyip telefonunu arabada bıraktı."
Ege telefonuna baktı. Rüzgâr'dan yeni bir mesaj yoktu.
"Gidip bulalım."
Ada alaycı bir gülümseme verdi, "Şimdi mi aklına geldi?"
Ege'nin başı hızla kalktı.
"Ada. Bunu yapma."
"Neyi?"
"Miray'a kızdığın için Rüzgâr'ı kullanma."
Ada'nın elleri iki yanında sıkıldı.
"Ben Miray'a kızgın değilim."
"Peki bana neden kızgınsın?"
Ada'nın cevabı hemen gelmedi.
Salondaki sessizlik uzadı. Dışarıdan geçen bir aracın sesi duyuldu, ardından yeniden kayboldu.
Ada sonunda gözlerini kardeşinden kaçırdı.
"Çünkü her şeyi değiştirmeye başladın."
Ege'nin yüzündeki öfke biraz azaldı.
"Ne değişti ki?"
"Bilmiyorum."
"Biliyorsun."
Ada sarı koltuğa baktı.
"Bu oda yıllardır aynıydı. Rüzgâr'ın yeri, senin yerin, benim yerim... Ne zaman kimin ne söyleyeceğini, kimin hangi durumda ne yapacağını biliyordum. Sonra Miray geldi."
"Bir koltuk daha koyduk diye bütün düzenin yıkılmadı."
"Mesele koltuk değil."
"Peki ne?"
Ada, kardeşine baktı.
"Senin birini içeri aldığında kapıyı tamamen açman."
Ege sessiz kaldı.
Ada devam etti:
"Sen insanları yarım sevemiyorsun. Birine değer vermeye başladığında onu hayatının ortasına koyuyorsun. Sonra o insan giderse bütün parçalarını biz topluyoruz."
Ege'nin yüzündeki sertlik bütünüyle kaybolmadı fakat geri çekildi.
"Miray'ın gideceğine neden bu kadar eminsin?"
"Çünkü insanlar gider."
Bu kez Ada'nın sesinde öfke yoktu.
Sözcükler, uzun zamandır içinde tuttuğu daha eski bir yerden gelmişti.
Ege kardeşine birkaç saniye baktı.
Ada gözlerini ondan ayırdı.
"Miray'ın kötü biri olduğunu söylemiyorum," dedi. "Onu tanımadığımı söylüyorum. Sen de tanımıyorsun. Ama onun için şimdiden kavga etmeye başladın."
"Seninle onun için kavga etmiyorum."
"Ne için ediyorsun?"
Ege cevap vermeden önce düşündü.
"Beni kaybedeceğini sanmana kızıyorum."
Ada'nın bakışları yeniden ona döndü.
"Öyle bir şey söylemedim."
"Ben de senden daha iyi anlaşabileceğim birini bulduğumu söylemedim."
Ada'nın yüzünde küçük bir kıpırtı oldu.
Ege devam etti:
"Miray'dan hoşlanabilirim. Onu daha fazla tanımak isteyebilirim. Bu, senden veya Rüzgâr'dan vazgeçeceğim anlamına gelmiyor."
"Aynı şey olmayacak."
"Olmasına gerek yok."
"Sen bunu şimdi söylüyorsun."
"Çünkü doğru."
Ada'nın gözleri dolmadı. Hiçbir zaman dolmazdı. O ağlayamazdı. Bunun yerine yüzü biraz daha sertleşti.
"Miray korktu diye bütün gün beni suçladın."
"Çünkü korkusunu küçümsedin."
"Ben kimsenin korkusundan sorumlu değilim."
"Yanlış. Yanımızdaki insanların korkularından sorumluyuz."
Ada başını iki yana salladı.
"Bu düşünceyle sahada yaşayamazsın."
"Belki bu düşünce olmadan yaşamanın anlamı yoktur."
İkisi de sustu.
Ege sonunda siyah pufa oturdu. Ellerini yüzüne götürüp birkaç saniye gözlerini kapattı.
"Onu senden daha fazla önemsemiyorum," dedi daha sakin bir sesle. "Kimseyi senden daha fazla önemsemiyorum."
Ada cevap vermedi.
Ege ellerini indirdi.
"Ama Miray'ı da önemsemekten vazgeçmeyeceğim."
Ada kırmızı koltuğuna yeniden oturdu.
"Bunu senden istemedim."
"İstedin."
"Yalnızca dikkatli olmanı istedim."
"Bunu bana böyle söyleyebilirdin."
Ada başını koltuğun arkasına yasladı.
"Bazen her şeyi doğru söylemiyorum."
Ege'nin dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Bunu kayda almam gerekirdi."
Ada gözlerini kapattı.
"Şu an şaka yaparsan seni gerçekten öldürürüm."
Ege bir süre kardeşine baktı. Aralarındaki tartışma bitmemişti. Miray'a güvenme meselesi, Rüzgâr'ın kaybolması ve Ada'nın duyduğu korku hâlâ aynı odadaydı. Yalnızca seslerini biraz kısmışlardı.
Ege telefonunu çıkardı.
"Rüzgâr'ı arıyorum."
Ada gözlerini açmadan konuştu.
"Yedi kez aradım."
"Sekizincide açabilir."
Arama doğrudan sesli mesaja düştü.
Ege ekranı kapattı.
"Konuma gidelim."
Ada doğruldu.
"Silahları alalım."
"Polise haber verelim mi?"
"Önce Kenan'a."
Ada ayağa kalkmak üzereydi ki dış kapının kilidinden ses geldi.
İkisi de aynı anda sustu.
Kapı açıldı.
Antreden ağır ve düzensiz ayak sesleri duyuldu. Bir şey duvara çarptı, ardından metal anahtarlar yere düştü.
Ege ile Ada birbirlerine baktı.
Ada koltuğundan ilk kalkan oldu. Ege onun hemen arkasından salondan çıktı.
Rüzgâr antrede, bir elini duvara yaslamış duruyordu.
Saçlarının arasına çamur bulaşmıştı. Ceketinin sağ kolu omuz kısmından yırtılmış, tişörtünün üzerinde koyu lekeler oluşmuştu. Pantolonunun dizlerinden biri parçalanmıştı. Sağ elinin parmaklarında kurumuş kan vardı.
Nefesi düzensizdi.
Fakat ayaktaydı.
Ege birkaç adımda yanına ulaştı.
"Ne oldu?"
Rüzgâr başını kaldırdı.
Bakışları önce Ege'ye, ardından Ada'ya gitti. Yüzündeki yorgunluğun altında, uzun zamandır görmedikleri o tanıdık ifade vardı.
Çocukluklarından beri Rüzgâr ne zaman tek başına yapmaması gereken bir şey yapsa, bir çeteyi öfkelendirse veya çıkışını hesaplamadığı bir yere girse aynı ifadeyle karşılarına gelirdi.
Ada'nın elleri iki yanında sıkıldı.
Rüzgâr birkaç kez nefes almaya çalıştı. Sonra duvardan destek alarak doğruldu.
"Gençler," dedi.
Ege ile Ada hiçbir şey söylemedi.
Rüzgâr'ın dudaklarında yorgun, neredeyse görünmez bir gülümseme oluştu.
"Başım belada."
READER NOTES
Comments