Contents
BIRTH OF THE BUTTERFLYBölüm 2 - Part 3

This chapter is not available in English yet, so it is shown in the original Turkish.

Bölüm 2 - Part 3

İkizlerin evine döndüklerinde Rüzgâr salonun içinde dolaşmaya başladı.

Ege ve Ada karşılıklı koltuklara oturmuştu. Masanın üzerinde Miray'ın fotoğrafı, Ada'nın bilgisayarı ve açık şirket kayıtları duruyordu.

"Babam o adamlarla neden görüşür?" diye sordu Rüzgâr.

Soruyu onlara değil, odanın kendisine yöneltiyordu.

Ege sakin bir sesle konuştu.

"İş için olabilir."

"Bir kaçakçılık yöneticisiyle mi?"

"Bilmiyoruz."

Rüzgâr durdu.

"Miray biliyor gibi konuşuyor."

Ada ekranı açtı.

"Miray bildiği şeylerle çıkardığı sonuçları birbirinden ayırdı. Fotoğraf gerçek olabilir. Para bağlantısı gerçek olabilir. Liderlik kısmı hâlâ yorum."

Rüzgâr ona baktı.

"Onu savunuyor musun?"

"Hayır. Mantıklı konuşuyorum."

Ada şirket kayıtlarından birini açtı.

"Demir Kozmetik ile Arven arasındaki bağ eski bir depo anlaşmasına dayanıyor. Fakat sözleşmenin devamı sistemde yok. Babana ait şirket, Arven'e piyasanın çok üzerinde bir danışmanlık ücreti ödemiş."

"Ne kadar?"

Ada rakamı gösterdi.

Ege hafifçe ıslık çaldı.

Rüzgâr ekrana yaklaştı.

"Tarih?"

Ada söyledi.

Rüzgâr'ın yüzü sertleşti.

"O tarihte babam bize yurt dışında olduğunu söylemişti."

"Nerede?"

"Almanya'da."

Ada başka bir pencere açtı.

"Pasaport kaydını bulamam. Ama şirketin toplantı takvimine erişebilirim."

"Yap."

"Bu biraz zaman alır."

"Yap."

Ada kardeşine baktı. Ege başıyla devam etmesini işaret etti.

Yaklaşık kırk dakika boyunca yalnızca klavye sesleri duyuldu.

Ada şirketin dışarıya açık kayıtlarından, eski duyurulardan ve silinmiş takvim önbelleklerinden parçalar topladı. Ersin'in Almanya'da olduğunu söylediği hafta, şirketin resmî toplantı programında adı görünmüyordu.

Ancak fotoğrafın çekildiği otelin özel etkinlik kayıtlarında Demir Kozmetik adına ayrılmış bir toplantı odası vardı.

Rüzgâr bu bilgiyi gördüğünde koltuğa oturdu.

Öfkesi kaybolmadı.

Yalnızca yön değiştirdi.

"Bize yalan söylemiş."

Ege karşısına geçti.

"Bir iş seyahati hakkında yalan söylemesi onu mafya yapmaz."

"Biliyorum."

"Bunu gerçekten biliyor musun?"

Rüzgâr başını kaldırdı.

"Ne söylememi istiyorsun? Her şey normalmiş gibi davranmamı mı?"

"Hayır. Yalnızca şu anda bildiğimizden fazlasını bildiğimizi sanma."

Rüzgâr yüzünü ellerinin arasına aldı.

Uzun süre konuşmadı.

Sonunda sesi daha alçak çıktı.

"Yıllardır suçluların evlerine girdim. Adamlarını kandırdım. Masalarına oturup hikâyelerini dinledim. Bir insanın yalan söylediğini yüzünden anlayabileceğimi düşündüm."

Ege yanına oturdu.

"Belki baban yalan söylemiyordur."

Rüzgâr acı bir gülümsemeyle ona baktı.

"Az önce yalan söylediğini kanıtladık."

"Her yalan aynı şey değildir."

Ada bilgisayarın kapağını kapattı.

"Bu gece karar vermeyeceğiz."

Rüzgâr ona döndü.

"Ne yapacağız?"

"Önce evine gidip babanın çalışma alanına bakacaksın. Acele etmeyeceksin. Telefon, SIM kart, açıklanamayan belge veya ikinci bir bilgisayar arayacaksın."

"Babam beni yakalarsa?"

"Bir şey aradığını belli etmeyeceksin."

Ege sözünü sürdürdü.

"Ben ve Ada da şirket tarafını araştıracağız. Miray'ın verdiği bilgileri bağımsız olarak doğrulayacağız."

Rüzgâr başını salladı.

"Bu gece eve gitmeyeceğim."

Ada'nın bakışları yumuşadı.

"Annen merak etmez mi?"

"Bir mesaj atarım."

"Ne diyeceksin?"

Rüzgâr bir süre düşündü.

"Ege yine başını belaya soktu derim."

Ege itiraz etti.

"Neden ben?"

"İnanılır olması gerekiyor."

Ege bunu düşündü.

"Doğru."

Sessizlik yeniden odaya yerleşti.

Rüzgâr ellerini birbirine kenetledi.

"Ya Miray haklıysa?"

Bu kez hiçbiri hemen cevap vermedi.

Rüzgâr, önündeki fotoğrafa baktı.

"Babam gerçekten Hayalet'in başındaysa ne yapacağım?"

Ada'nın sesi sakindi.

"Önce gerçeği öğreneceksin."

"Sonra?"

"Sonrasını o zaman düşünürüz."

Rüzgâr başını iki yana salladı.

"Söylemesi kolay."

"Kolay olduğunu söylemedim."

Rüzgâr gözlerini kapattı.

Bir süre sonra, neredeyse duyulmayacak bir sesle konuştu.

"Bu gece sizinle kalabilir miyim?"

Ege'nin cevabı gecikmedi.

"Bunu sormana gerek yok."

29 Haziran 2017

"Uyanın."

Kimse cevap vermedi.

Rüzgâr Ada'nın odasının kapısını biraz daha açtı.

"Uyanın. Çok işimiz var."

Ada yorganı başına çekti.

"Git."

"Sabah oldu."

"Benim için olmadı."

Rüzgâr elindeki bahçe hortumunu yatağın üzerine bıraktı.

Ada'nın gözleri anında açıldı.

Önce hortuma, ardından Rüzgâr'a baktı.

"Bunu nereden buldun?"

"Bahçeden."

"Neden odama getirdin?"

"Motivasyon."

Ada doğrulup sırtını yatağın başlığına yasladı.

"Bir damla su sıkarsan seni hortumla boğarım."

Rüzgâr hortumun ucunu ona çevirdi.

"Bugün Miray'a gidiyoruz."

Ada'nın uykulu ifadesi dağıldı.

"Dün gittik."

"Bugün yeniden gideceğiz."

"Neden?"

Kapının arkasında sessizce yaklaşan Ege, elindeki su dolu kovayı kaldırdı. Ada onu fark etti ancak bakışlarıyla belli etmedi.

Rüzgâr konuşmayı sürdürdü.

"Çünkü bize verdiği şey yalnızca bir fotoğraf değildi. Arven bağlantısını bizden önce bulmuş. Ödeme kayıtlarını görmüş. Babamın yalan söylediği haftayı biliyor."

"Bu, ona güvenmemiz gerektiği anlamına gelmez."

"Güvenmeyeceğiz. Onunla çalışacağız."

Ada kaşlarını çattı.

"İkisi aynı şey."

"Değil."

"Rüzgâr, bir gecede aklını mı kaçırdın?"

"Tam tersine. İlk kez elimizde gerçekten işe yarayabilecek biri var."

Ege arkasında kovayla beklerken konuşmaya katıldı.

"Tam olarak ne teklif edeceğiz?"

Rüzgâr dönmeden cevap verdi.

"Bilgileri karşılığında ne istiyorsa."

Ege kovayı yavaşça yere bıraktı.

Ada bunu fırsat bilerek yataktan kalktı.

"Ne istiyorsa mı?"

"Makûl olduğu sürece."

"Makûl sınırını kim belirleyecek?"

"Birlikte belirleyeceğiz."

Ada kollarını göğsünde birleştirdi.

"Dün baban hakkında bir iddia ortaya attı diye bugün bütün kapıları önüne mi açacağız?"

Rüzgâr hortumu yere bıraktı.

Sesi önceki kadar sert değildi.

"Dün gece uyuyamadım."

Ege yatağın kenarına oturdu.

Rüzgâr, Ada'nın çalışma masasının önündeki sandalyeyi çekti.

"Babamın bana söylediği bütün yalanları düşündüm. Daha önce önemsemediğim şeyleri. Gece yarısı çıktığı toplantıları, başka ülkelerde olduğunu söylediği günleri, eve geldiğinde üzerindeki kokuyu, bazı insanları gördüğünde yüzünün değişmesini..."

Ada onu bölmedi.

"Belki hepsine anlam yüklüyorum," dedi Rüzgâr. "Belki Miray'ın fotoğrafı yüzünden her şeyi yanlış görüyorum. Ama bunu öğrenmeden duramam."

"Biz öğreniriz."

"Miray bizden yıllarca önde."

Ada'nın yüzünde hoşnutsuzluk vardı ancak itirazı zayıflamıştı.

Rüzgâr devam etti:

"Bu mesele artık yalnızca bir çeteyi çökertmek değil. Annemin hayatı, babamın kim olduğu ve bütün çocukluğum söz konusu. Miray'ın elinde bilgi varsa kullanacağız."

"Karşılığında?"

"Onu dinleyeceğiz."

Ege hafifçe gülümsedi.

"Ben varım."

Ada kardeşine sert bir bakış attı.

"Senin neden var olduğunu biliyoruz."

"Miray'dan hoşlanmam, söylediklerimi otomatik olarak değersiz yapmıyor."

"Değersiz yapmıyor. Şüpheli yapıyor."

Rüzgâr ayağa kalktı.

"Ada."

Ada gözlerini ona çevirdi.

Rüzgâr'ın yüzünde, yalnızca ikisinin görebildiği bir yorgunluk vardı.

"Bunu tek başıma yapamam."

Ada'nın ifadesi değişti.

Öfkesi kaybolmadı fakat geri çekildi.

"Bunu baştan söyleseydin hortumla uğraşmazdık."

Rüzgâr'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

"Benimle misin?"

Ada iç çekti.

"Miray'a güvenmiyorum."

"Biliyorum."

"Bize yaklaşmak için aylarca çalışmış. Kimliklerimizi bulmuş. Bilgileri nereden topladığını söylemiyor. Saha deneyimi yok. Ayrıca başımıza yeni sorunlar çıkarma ihtimali oldukça yüksek."

"Bunların hepsini biliyorum."

Ada birkaç saniye sustu.

"Yine de seninleyim."

Rüzgâr başını salladı.

"Sonuna kadar mı?"

Ada gözlerini devirdi.

"Şımarma."

Miray onların döneceğini biliyordu.

Daha doğrusu, dönmelerini umuyordu.

Ersin Demir'in adını söyledikten sonra gecenin büyük bölümünü araştırmalarını yeniden gözden geçirerek geçirmişti. Rüzgâr'ın kim olduğunu daha önce biliyordu fakat onun Ersin'in oğlu olduğunu, Kelebeklerin kimliklerini çıkardıktan sonra fark etmişti.

Bu bağlantı, elindeki bilgilerin anlamını değiştirmişti.

Hayalet Çete artık yalnızca izlediği suç ağlarından biri değildi. Kelebeklerin merkezine uzanan, içlerinden birinin ailesine bağlanan bir yapıydı.

Onların bunu görmezden gelmeyeceğinden emindi.

Yine de koridorda yaklaşan üç kişiyi gördüğünde kalbi hızlandı.

Ege önde yürüyordu. Miray'ı görünce kısa bir selam verdi.

Ada'nın yüzünde önceki güne göre daha kontrollü bir ifade vardı. Rüzgâr'ın bakışları ise uykusuzdu ama kararlıydı.

Miray masasındaki dosyayı kapattı.

"Günaydın."

"Konuşmamız gerekiyor," dedi Rüzgâr.

Miray boş sandalyeleri gösterdi.

"Dün de öyle demiştiniz."

Bu kez hiçbiri oturmadı.

Rüzgâr masaya yaklaştı.

"Hayalet hakkındaki bütün bilgilerine ihtiyacımız var."

Miray ona baktı.

"Dün size verebileceğimden fazlasını verdim."

"Yeterli değil."

"Biliyorum."

Rüzgâr'ın kaşları hafifçe çatıldı.

"Biliyorsan neden saklıyorsun?"

"Çünkü o bilgiler yalnızca isimlerden oluşmuyor. Kaynaklar, adresler, hesaplar ve yıllarca takip ettiğim insanlar var. Hepsini size verirsem, bütün çalışmamı teslim etmiş olurum."

Ada ilk kez konuştu.

"Biz de kimliklerimizi, bağlantılarımızı ve çalışma biçimimizi sana açmış oluruz."

Miray bakışlarını ona çevirdi.

"Ben zaten büyük kısmını biliyorum."

"Bu, durumu daha iyi yapmıyor."

Miray cevap vermedi.

Rüzgâr iki elini masanın kenarına koydu.

"Ne istiyorsun?"

Miray onun gözlerinin içine baktı.

"Ne teklif ediyorsun?"

"Hayalet'i yok etmek için gereken bilgileri bize verirsen, karşılığında senden istediğin makûl bir şeyi yapacağız."

"Makûl olup olmadığına kim karar verecek?"

Ada'nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"En azından bu konuda aynı şeyi düşündük."

Miray birkaç saniye boyunca sustu.

Bu konuşmayı zihninde defalarca yapmıştı. Fakat Kelebekler karşısındayken hazırladığı cümlelerin hiçbiri yeterince doğru görünmüyordu.

Sonunda ayağa kalktı.

"Ben sizin muhbiriniz olmayacağım."

Rüzgâr'ın yüzü sertleşti.

"O zaman anlaşamayız."

"Cümlemi bitirmedim."

Miray masanın arkasından çıktı.

"Size bilgi verip burada oturmayacağım. Hangi bilgiyi nasıl kullandığınızı bilmeden, insanların başına ne geldiğini görmeden bütün arşivimi teslim etmeyeceğim."

Ada kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bizimle operasyonlara mı gelmek istiyorsun?"

"Gerekirse."

"Daha önce silah kullandın mı?"

"Hayır."

"Dövüşebiliyor musun?"

"Hayır."

"Birini takip edildiğini fark ettirmeden izleyebilir misin?"

"Öğrenebilirim."

Ada'nın sesi küçümseyici değildi. Soruları bir güvenlik değerlendirmesi kadar soğuk ve netti.

"Öğrenene kadar birimiz seni korumak zorunda kalır. Bu da hepimizi tehlikeye atar."

Miray başını salladı.

"Bunun farkındayım."

"Sanmıyorum."

Miray, Ada'nın bakışlarından kaçmadı.

"Dün üç silahlı adamın arkasına geçerken de korktum. Atölyenin yakınında sizi beklerken de. Korkmadığımı söylemiyorum."

"Cesaret tek başına yeterli değil."

"Bilgi de tek başına yeterli değil. Bunu yıllardır öğreniyorum."

Rüzgâr araya girdi.

"Tam olarak ne istiyorsun?"

Miray nefes aldı.

"Hayalet Çete çökene kadar yürüttüğünüz araştırmanın parçası olacağım. Elimdeki bütün dosyaları açacağım ama kararların dışında bırakılmayacağım. Hangi operasyonun neden yapıldığını bileceğim. Kaynaklarımın güvenliği konusunda söz sahibi olacağım."

Rüzgâr onu dikkatle dinliyordu.

"Başka?"

Miray'ın sesi biraz yumuşadı.

"Benim ailemi de araştıracaksınız."

Odadaki hava değişti.

Ege'nin bakışları Miray'ın yüzüne yerleşti.

Miray devam etti:

"Yıllardır tek başıma ilerliyorum. Dosyaları, kayıp kayıtlarını, şirketleri ve çeteleri araştırdım. Onlara yaklaşmak için yapabileceğim her şeyi yaptım. Ama artık ulaşabileceğim yerin sonuna geldim."

Parmaklarını birbirine kenetledi.

"Hayalet Çete hakkında bildiklerimi size vereceğim. Siz de kendi bağlantılarınızı, sahadaki gücünüzü ve polis içindeki imkânlarınızı ailemi bulmak için kullanacaksınız."

Ada'nın bakışları sertleşti.

"Polis bağlantımız olduğunu nereden biliyorsun?"

Miray cevap vermeden önce kısa bir tereddüt yaşadı.

"Operasyonlardan sonra suçlular aynı ekip tarafından teslim alınıyor. Dosyalardaki eksikler aynı yöntemle kapatılıyor. Bir bağlantınız olduğu açıktı."

"Kim olduğunu biliyor musun?"

"Hayır."

Ada birkaç saniye boyunca onu inceledi.

Yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyordu.

"Bize bütün arşivini açacaksın," dedi Rüzgâr.

"Hayalet'le ilgili olan kısmını."

"Kaynaklarını saklamayacaksın."

"Hayatlarını tehlikeye atacaksa saklarım."

"Bu şekilde çalışamayız."

"Kaynaklarımı size teslim edersem bir daha kimse benimle konuşmaz."

Rüzgâr cevap vermeden önce düşündü.

"Bilginin doğrulanabilmesi için gereken her şeyi paylaşacaksın. İsim vermen gerekmiyorsa vermeyeceksin."

Miray başını salladı.

"Kabul."

"Operasyonlara katılma konusuna gelince," dedi Ada, "her operasyona gelmeyeceksin. Ne zaman sahaya çıkabileceğine birlikte karar vereceğiz."

Miray hemen itiraz etti.

"Beni burada tutup yalnızca dosya hazırlatacaksanız anlaşmanın anlamı yok."

"Seni öldürtmemek için söylüyorum."

"Bunu ben de istemiyorum."

Ada'nın yüzünde ilk kez çok küçük bir memnuniyet oluştu.

"En azından bir konuda anlaştık."

Ege, Miray'a baktı.

"Bir süre eğitim alırsın. Takipten kurtulma, temel savunma, silah güvenliği..."

Ada kardeşine döndü.

"Silah eğitimi vermiyoruz."

"Güvenlik dedim."

"Sen de vermiyorsun."

"Ben oldukça iyi nişancıyım."

"Silahlardan korkuyorsun."

"Bu ikisi birbirini dışlamıyor."

Rüzgâr elini kaldırdı.

"Konudan uzaklaşmayın."

Bakışlarını yeniden Miray'a çevirdi.

"Hayalet Çete çökene kadar bizimle çalışacaksın. Bilgilerini paylaşacak, kararların içinde olacaksın. Sahaya ancak hazır olduğunda çıkacaksın."

Miray'ın dudakları aralandı ama Rüzgâr sözünü sürdürdü.

"Karşılığında aileni araştıracağız. Bulabileceğimiz bütün bağlantıları kullanacağız. Fakat sana onları kesin olarak bulacağımıza dair söz veremem."

Miray'ın yüzünde kısa bir gölge geçti.

"Biliyorum."

"Bir şey daha var," dedi Ada.

Miray ona döndü.

"Bizimle ilgili öğrendiğin hiçbir bilgiyi dışarıya çıkarmayacaksın. Notlarında isimlerimiz, adreslerimiz veya ailelerimiz varsa hepsini güvenli bir yerde tutacaksın. Bir şey olursa nerede olduklarını bize söyleyeceksin."

Miray bir süre düşündü.

"Kabul."

Ada bakışlarını Rüzgâr'a çevirdi.

"Bunun deneme süresi olmalı."

Rüzgâr kaşlarını çattı.

"Kelebekler üyeliği için insan kaynakları süreci mi başlatıyorsun?"

"Evet. İlk performans değerlendirmesinde ölmezse devam eder."

Ege güldü.

Miray da istemsizce gülümsedi.

Rüzgâr'ın yüzündeki gerginlik birkaç saniyeliğine gevşedi.

Ardından üçüne birden baktı.

"Ege?"

Ege'nin cevabı hazırdı.

"Ben kabul ediyorum."

Ada gözlerini devirdi.

"Şaşırtıcı."

Ege bu kez ciddiyetle konuştu.

"Miray bize ulaşmak için aylarca çalışmış. Dün iki kez yardım etti. Elindeki bilgilerin gerçek olduğunu da kısmen doğruladık. Ona körü körüne güvenelim demiyorum ama bu işi onsuz çözmeye çalışmak aptallık olur."

Rüzgâr başını Ada'ya çevirdi.

Ada'nın yüzünde hâlâ tereddüt vardı.

Miray'ın onları bulabilmiş olması onu rahatsız ediyordu. Ege'nin ona karşı duyduğu ilgiyi de fark ediyordu. Fakat bunların hiçbiri kararını tek başına belirlememeliydi.

Asıl mesele şuydu:

Miray hem büyük bir risk hem de sahip oldukları en güçlü ihtimaldi.

Ada sonunda konuştu.

"Kabul ediyorum."

Miray'ın omuzları belli belirsiz gevşedi.

"Ama," diye devam etti Ada, "sana güvenmiyorum."

"Bunu fark ettim."

"Güven kazanılır."

Miray başını salladı.

"Benim de size tamamen güvendiğim söylenemez."

Ada'nın dudaklarının kenarında çok hafif bir gülümseme belirdi.

"Belki anlaşabiliriz."

Rüzgâr elini Miray'a uzattı.

Miray birkaç saniye boyunca o ele baktı.

Bu, yalnızca bir anlaşma değildi.

Yıllardır uzaktan takip ettiği insanların dünyasına açılan kapıydı. Aynı zamanda geri dönmesi zor bir çizginin diğer tarafıydı. Elini uzattığı anda yalnızca bilgi vermeyi değil, onların aldığı risklere ortak olmayı da kabul edecekti.

Fakat ailesine giden yol yıllardır kapalıydı.

Önünde ilk kez gerçek bir geçit açılmıştı.

Rüzgâr'ın elini tuttu.

Ege'nin yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi. Ada ise ikisinin ellerine, ardından Miray'ın gözlerine baktı.

Rüzgâr elini çekti.

Miray masasının kenarına yaslandı. Dün gece hazırladığı bütün dosyaları, isimleri ve bağlantıları düşündü.

Artık oyun yalnızca onun kurallarıyla oynanmayacaktı.

Ama ilk kez tek başına da olmayacaktı.

Dudaklarında küçük, kontrollü bir gülümseme oluştu.

"O zaman," dedi. "Aranıza hoş geldim."

End of chapter

Bölüm 2 - Part 3

İkizlerin evine döndüklerinde Rüzgâr salonun içinde dolaşmaya başladı.

Ege ve Ada karşılıklı koltuklara oturmuştu. Masanın üzerinde Miray'ın fotoğrafı, Ada'nın bilgisayarı ve açık şirket kayıtları duruyordu.

"Babam o adamlarla neden görüşür?" diye sordu Rüzgâr.

Soruyu onlara değil, odanın kendisine yöneltiyordu.

Ege sakin bir sesle konuştu.

"İş için olabilir."

"Bir kaçakçılık yöneticisiyle mi?"

"Bilmiyoruz."

Rüzgâr durdu.

"Miray biliyor gibi konuşuyor."

Ada ekranı açtı.

"Miray bildiği şeylerle çıkardığı sonuçları birbirinden ayırdı. Fotoğraf gerçek olabilir. Para bağlantısı gerçek olabilir. Liderlik kısmı hâlâ yorum."

Rüzgâr ona baktı.

"Onu savunuyor musun?"

"Hayır. Mantıklı konuşuyorum."

Ada şirket kayıtlarından birini açtı.

"Demir Kozmetik ile Arven arasındaki bağ eski bir depo anlaşmasına dayanıyor. Fakat sözleşmenin devamı sistemde yok. Babana ait şirket, Arven'e piyasanın çok üzerinde bir danışmanlık ücreti ödemiş."

"Ne kadar?"

Ada rakamı gösterdi.

Ege hafifçe ıslık çaldı.

Rüzgâr ekrana yaklaştı.

"Tarih?"

Ada söyledi.

Rüzgâr'ın yüzü sertleşti.

"O tarihte babam bize yurt dışında olduğunu söylemişti."

"Nerede?"

"Almanya'da."

Ada başka bir pencere açtı.

"Pasaport kaydını bulamam. Ama şirketin toplantı takvimine erişebilirim."

"Yap."

"Bu biraz zaman alır."

"Yap."

Ada kardeşine baktı. Ege başıyla devam etmesini işaret etti.

Yaklaşık kırk dakika boyunca yalnızca klavye sesleri duyuldu.

Ada şirketin dışarıya açık kayıtlarından, eski duyurulardan ve silinmiş takvim önbelleklerinden parçalar topladı. Ersin'in Almanya'da olduğunu söylediği hafta, şirketin resmî toplantı programında adı görünmüyordu.

Ancak fotoğrafın çekildiği otelin özel etkinlik kayıtlarında Demir Kozmetik adına ayrılmış bir toplantı odası vardı.

Rüzgâr bu bilgiyi gördüğünde koltuğa oturdu.

Öfkesi kaybolmadı.

Yalnızca yön değiştirdi.

"Bize yalan söylemiş."

Ege karşısına geçti.

"Bir iş seyahati hakkında yalan söylemesi onu mafya yapmaz."

"Biliyorum."

"Bunu gerçekten biliyor musun?"

Rüzgâr başını kaldırdı.

"Ne söylememi istiyorsun? Her şey normalmiş gibi davranmamı mı?"

"Hayır. Yalnızca şu anda bildiğimizden fazlasını bildiğimizi sanma."

Rüzgâr yüzünü ellerinin arasına aldı.

Uzun süre konuşmadı.

Sonunda sesi daha alçak çıktı.

"Yıllardır suçluların evlerine girdim. Adamlarını kandırdım. Masalarına oturup hikâyelerini dinledim. Bir insanın yalan söylediğini yüzünden anlayabileceğimi düşündüm."

Ege yanına oturdu.

"Belki baban yalan söylemiyordur."

Rüzgâr acı bir gülümsemeyle ona baktı.

"Az önce yalan söylediğini kanıtladık."

"Her yalan aynı şey değildir."

Ada bilgisayarın kapağını kapattı.

"Bu gece karar vermeyeceğiz."

Rüzgâr ona döndü.

"Ne yapacağız?"

"Önce evine gidip babanın çalışma alanına bakacaksın. Acele etmeyeceksin. Telefon, SIM kart, açıklanamayan belge veya ikinci bir bilgisayar arayacaksın."

"Babam beni yakalarsa?"

"Bir şey aradığını belli etmeyeceksin."

Ege sözünü sürdürdü.

"Ben ve Ada da şirket tarafını araştıracağız. Miray'ın verdiği bilgileri bağımsız olarak doğrulayacağız."

Rüzgâr başını salladı.

"Bu gece eve gitmeyeceğim."

Ada'nın bakışları yumuşadı.

"Annen merak etmez mi?"

"Bir mesaj atarım."

"Ne diyeceksin?"

Rüzgâr bir süre düşündü.

"Ege yine başını belaya soktu derim."

Ege itiraz etti.

"Neden ben?"

"İnanılır olması gerekiyor."

Ege bunu düşündü.

"Doğru."

Sessizlik yeniden odaya yerleşti.

Rüzgâr ellerini birbirine kenetledi.

"Ya Miray haklıysa?"

Bu kez hiçbiri hemen cevap vermedi.

Rüzgâr, önündeki fotoğrafa baktı.

"Babam gerçekten Hayalet'in başındaysa ne yapacağım?"

Ada'nın sesi sakindi.

"Önce gerçeği öğreneceksin."

"Sonra?"

"Sonrasını o zaman düşünürüz."

Rüzgâr başını iki yana salladı.

"Söylemesi kolay."

"Kolay olduğunu söylemedim."

Rüzgâr gözlerini kapattı.

Bir süre sonra, neredeyse duyulmayacak bir sesle konuştu.

"Bu gece sizinle kalabilir miyim?"

Ege'nin cevabı gecikmedi.

"Bunu sormana gerek yok."

29 Haziran 2017

"Uyanın."

Kimse cevap vermedi.

Rüzgâr Ada'nın odasının kapısını biraz daha açtı.

"Uyanın. Çok işimiz var."

Ada yorganı başına çekti.

"Git."

"Sabah oldu."

"Benim için olmadı."

Rüzgâr elindeki bahçe hortumunu yatağın üzerine bıraktı.

Ada'nın gözleri anında açıldı.

Önce hortuma, ardından Rüzgâr'a baktı.

"Bunu nereden buldun?"

"Bahçeden."

"Neden odama getirdin?"

"Motivasyon."

Ada doğrulup sırtını yatağın başlığına yasladı.

"Bir damla su sıkarsan seni hortumla boğarım."

Rüzgâr hortumun ucunu ona çevirdi.

"Bugün Miray'a gidiyoruz."

Ada'nın uykulu ifadesi dağıldı.

"Dün gittik."

"Bugün yeniden gideceğiz."

"Neden?"

Kapının arkasında sessizce yaklaşan Ege, elindeki su dolu kovayı kaldırdı. Ada onu fark etti ancak bakışlarıyla belli etmedi.

Rüzgâr konuşmayı sürdürdü.

"Çünkü bize verdiği şey yalnızca bir fotoğraf değildi. Arven bağlantısını bizden önce bulmuş. Ödeme kayıtlarını görmüş. Babamın yalan söylediği haftayı biliyor."

"Bu, ona güvenmemiz gerektiği anlamına gelmez."

"Güvenmeyeceğiz. Onunla çalışacağız."

Ada kaşlarını çattı.

"İkisi aynı şey."

"Değil."

"Rüzgâr, bir gecede aklını mı kaçırdın?"

"Tam tersine. İlk kez elimizde gerçekten işe yarayabilecek biri var."

Ege arkasında kovayla beklerken konuşmaya katıldı.

"Tam olarak ne teklif edeceğiz?"

Rüzgâr dönmeden cevap verdi.

"Bilgileri karşılığında ne istiyorsa."

Ege kovayı yavaşça yere bıraktı.

Ada bunu fırsat bilerek yataktan kalktı.

"Ne istiyorsa mı?"

"Makûl olduğu sürece."

"Makûl sınırını kim belirleyecek?"

"Birlikte belirleyeceğiz."

Ada kollarını göğsünde birleştirdi.

"Dün baban hakkında bir iddia ortaya attı diye bugün bütün kapıları önüne mi açacağız?"

Rüzgâr hortumu yere bıraktı.

Sesi önceki kadar sert değildi.

"Dün gece uyuyamadım."

Ege yatağın kenarına oturdu.

Rüzgâr, Ada'nın çalışma masasının önündeki sandalyeyi çekti.

"Babamın bana söylediği bütün yalanları düşündüm. Daha önce önemsemediğim şeyleri. Gece yarısı çıktığı toplantıları, başka ülkelerde olduğunu söylediği günleri, eve geldiğinde üzerindeki kokuyu, bazı insanları gördüğünde yüzünün değişmesini..."

Ada onu bölmedi.

"Belki hepsine anlam yüklüyorum," dedi Rüzgâr. "Belki Miray'ın fotoğrafı yüzünden her şeyi yanlış görüyorum. Ama bunu öğrenmeden duramam."

"Biz öğreniriz."

"Miray bizden yıllarca önde."

Ada'nın yüzünde hoşnutsuzluk vardı ancak itirazı zayıflamıştı.

Rüzgâr devam etti:

"Bu mesele artık yalnızca bir çeteyi çökertmek değil. Annemin hayatı, babamın kim olduğu ve bütün çocukluğum söz konusu. Miray'ın elinde bilgi varsa kullanacağız."

"Karşılığında?"

"Onu dinleyeceğiz."

Ege hafifçe gülümsedi.

"Ben varım."

Ada kardeşine sert bir bakış attı.

"Senin neden var olduğunu biliyoruz."

"Miray'dan hoşlanmam, söylediklerimi otomatik olarak değersiz yapmıyor."

"Değersiz yapmıyor. Şüpheli yapıyor."

Rüzgâr ayağa kalktı.

"Ada."

Ada gözlerini ona çevirdi.

Rüzgâr'ın yüzünde, yalnızca ikisinin görebildiği bir yorgunluk vardı.

"Bunu tek başıma yapamam."

Ada'nın ifadesi değişti.

Öfkesi kaybolmadı fakat geri çekildi.

"Bunu baştan söyleseydin hortumla uğraşmazdık."

Rüzgâr'ın dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.

"Benimle misin?"

Ada iç çekti.

"Miray'a güvenmiyorum."

"Biliyorum."

"Bize yaklaşmak için aylarca çalışmış. Kimliklerimizi bulmuş. Bilgileri nereden topladığını söylemiyor. Saha deneyimi yok. Ayrıca başımıza yeni sorunlar çıkarma ihtimali oldukça yüksek."

"Bunların hepsini biliyorum."

Ada birkaç saniye sustu.

"Yine de seninleyim."

Rüzgâr başını salladı.

"Sonuna kadar mı?"

Ada gözlerini devirdi.

"Şımarma."

Miray onların döneceğini biliyordu.

Daha doğrusu, dönmelerini umuyordu.

Ersin Demir'in adını söyledikten sonra gecenin büyük bölümünü araştırmalarını yeniden gözden geçirerek geçirmişti. Rüzgâr'ın kim olduğunu daha önce biliyordu fakat onun Ersin'in oğlu olduğunu, Kelebeklerin kimliklerini çıkardıktan sonra fark etmişti.

Bu bağlantı, elindeki bilgilerin anlamını değiştirmişti.

Hayalet Çete artık yalnızca izlediği suç ağlarından biri değildi. Kelebeklerin merkezine uzanan, içlerinden birinin ailesine bağlanan bir yapıydı.

Onların bunu görmezden gelmeyeceğinden emindi.

Yine de koridorda yaklaşan üç kişiyi gördüğünde kalbi hızlandı.

Ege önde yürüyordu. Miray'ı görünce kısa bir selam verdi.

Ada'nın yüzünde önceki güne göre daha kontrollü bir ifade vardı. Rüzgâr'ın bakışları ise uykusuzdu ama kararlıydı.

Miray masasındaki dosyayı kapattı.

"Günaydın."

"Konuşmamız gerekiyor," dedi Rüzgâr.

Miray boş sandalyeleri gösterdi.

"Dün de öyle demiştiniz."

Bu kez hiçbiri oturmadı.

Rüzgâr masaya yaklaştı.

"Hayalet hakkındaki bütün bilgilerine ihtiyacımız var."

Miray ona baktı.

"Dün size verebileceğimden fazlasını verdim."

"Yeterli değil."

"Biliyorum."

Rüzgâr'ın kaşları hafifçe çatıldı.

"Biliyorsan neden saklıyorsun?"

"Çünkü o bilgiler yalnızca isimlerden oluşmuyor. Kaynaklar, adresler, hesaplar ve yıllarca takip ettiğim insanlar var. Hepsini size verirsem, bütün çalışmamı teslim etmiş olurum."

Ada ilk kez konuştu.

"Biz de kimliklerimizi, bağlantılarımızı ve çalışma biçimimizi sana açmış oluruz."

Miray bakışlarını ona çevirdi.

"Ben zaten büyük kısmını biliyorum."

"Bu, durumu daha iyi yapmıyor."

Miray cevap vermedi.

Rüzgâr iki elini masanın kenarına koydu.

"Ne istiyorsun?"

Miray onun gözlerinin içine baktı.

"Ne teklif ediyorsun?"

"Hayalet'i yok etmek için gereken bilgileri bize verirsen, karşılığında senden istediğin makûl bir şeyi yapacağız."

"Makûl olup olmadığına kim karar verecek?"

Ada'nın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

"En azından bu konuda aynı şeyi düşündük."

Miray birkaç saniye boyunca sustu.

Bu konuşmayı zihninde defalarca yapmıştı. Fakat Kelebekler karşısındayken hazırladığı cümlelerin hiçbiri yeterince doğru görünmüyordu.

Sonunda ayağa kalktı.

"Ben sizin muhbiriniz olmayacağım."

Rüzgâr'ın yüzü sertleşti.

"O zaman anlaşamayız."

"Cümlemi bitirmedim."

Miray masanın arkasından çıktı.

"Size bilgi verip burada oturmayacağım. Hangi bilgiyi nasıl kullandığınızı bilmeden, insanların başına ne geldiğini görmeden bütün arşivimi teslim etmeyeceğim."

Ada kollarını göğsünde birleştirdi.

"Bizimle operasyonlara mı gelmek istiyorsun?"

"Gerekirse."

"Daha önce silah kullandın mı?"

"Hayır."

"Dövüşebiliyor musun?"

"Hayır."

"Birini takip edildiğini fark ettirmeden izleyebilir misin?"

"Öğrenebilirim."

Ada'nın sesi küçümseyici değildi. Soruları bir güvenlik değerlendirmesi kadar soğuk ve netti.

"Öğrenene kadar birimiz seni korumak zorunda kalır. Bu da hepimizi tehlikeye atar."

Miray başını salladı.

"Bunun farkındayım."

"Sanmıyorum."

Miray, Ada'nın bakışlarından kaçmadı.

"Dün üç silahlı adamın arkasına geçerken de korktum. Atölyenin yakınında sizi beklerken de. Korkmadığımı söylemiyorum."

"Cesaret tek başına yeterli değil."

"Bilgi de tek başına yeterli değil. Bunu yıllardır öğreniyorum."

Rüzgâr araya girdi.

"Tam olarak ne istiyorsun?"

Miray nefes aldı.

"Hayalet Çete çökene kadar yürüttüğünüz araştırmanın parçası olacağım. Elimdeki bütün dosyaları açacağım ama kararların dışında bırakılmayacağım. Hangi operasyonun neden yapıldığını bileceğim. Kaynaklarımın güvenliği konusunda söz sahibi olacağım."

Rüzgâr onu dikkatle dinliyordu.

"Başka?"

Miray'ın sesi biraz yumuşadı.

"Benim ailemi de araştıracaksınız."

Odadaki hava değişti.

Ege'nin bakışları Miray'ın yüzüne yerleşti.

Miray devam etti:

"Yıllardır tek başıma ilerliyorum. Dosyaları, kayıp kayıtlarını, şirketleri ve çeteleri araştırdım. Onlara yaklaşmak için yapabileceğim her şeyi yaptım. Ama artık ulaşabileceğim yerin sonuna geldim."

Parmaklarını birbirine kenetledi.

"Hayalet Çete hakkında bildiklerimi size vereceğim. Siz de kendi bağlantılarınızı, sahadaki gücünüzü ve polis içindeki imkânlarınızı ailemi bulmak için kullanacaksınız."

Ada'nın bakışları sertleşti.

"Polis bağlantımız olduğunu nereden biliyorsun?"

Miray cevap vermeden önce kısa bir tereddüt yaşadı.

"Operasyonlardan sonra suçlular aynı ekip tarafından teslim alınıyor. Dosyalardaki eksikler aynı yöntemle kapatılıyor. Bir bağlantınız olduğu açıktı."

"Kim olduğunu biliyor musun?"

"Hayır."

Ada birkaç saniye boyunca onu inceledi.

Yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyordu.

"Bize bütün arşivini açacaksın," dedi Rüzgâr.

"Hayalet'le ilgili olan kısmını."

"Kaynaklarını saklamayacaksın."

"Hayatlarını tehlikeye atacaksa saklarım."

"Bu şekilde çalışamayız."

"Kaynaklarımı size teslim edersem bir daha kimse benimle konuşmaz."

Rüzgâr cevap vermeden önce düşündü.

"Bilginin doğrulanabilmesi için gereken her şeyi paylaşacaksın. İsim vermen gerekmiyorsa vermeyeceksin."

Miray başını salladı.

"Kabul."

"Operasyonlara katılma konusuna gelince," dedi Ada, "her operasyona gelmeyeceksin. Ne zaman sahaya çıkabileceğine birlikte karar vereceğiz."

Miray hemen itiraz etti.

"Beni burada tutup yalnızca dosya hazırlatacaksanız anlaşmanın anlamı yok."

"Seni öldürtmemek için söylüyorum."

"Bunu ben de istemiyorum."

Ada'nın yüzünde ilk kez çok küçük bir memnuniyet oluştu.

"En azından bir konuda anlaştık."

Ege, Miray'a baktı.

"Bir süre eğitim alırsın. Takipten kurtulma, temel savunma, silah güvenliği..."

Ada kardeşine döndü.

"Silah eğitimi vermiyoruz."

"Güvenlik dedim."

"Sen de vermiyorsun."

"Ben oldukça iyi nişancıyım."

"Silahlardan korkuyorsun."

"Bu ikisi birbirini dışlamıyor."

Rüzgâr elini kaldırdı.

"Konudan uzaklaşmayın."

Bakışlarını yeniden Miray'a çevirdi.

"Hayalet Çete çökene kadar bizimle çalışacaksın. Bilgilerini paylaşacak, kararların içinde olacaksın. Sahaya ancak hazır olduğunda çıkacaksın."

Miray'ın dudakları aralandı ama Rüzgâr sözünü sürdürdü.

"Karşılığında aileni araştıracağız. Bulabileceğimiz bütün bağlantıları kullanacağız. Fakat sana onları kesin olarak bulacağımıza dair söz veremem."

Miray'ın yüzünde kısa bir gölge geçti.

"Biliyorum."

"Bir şey daha var," dedi Ada.

Miray ona döndü.

"Bizimle ilgili öğrendiğin hiçbir bilgiyi dışarıya çıkarmayacaksın. Notlarında isimlerimiz, adreslerimiz veya ailelerimiz varsa hepsini güvenli bir yerde tutacaksın. Bir şey olursa nerede olduklarını bize söyleyeceksin."

Miray bir süre düşündü.

"Kabul."

Ada bakışlarını Rüzgâr'a çevirdi.

"Bunun deneme süresi olmalı."

Rüzgâr kaşlarını çattı.

"Kelebekler üyeliği için insan kaynakları süreci mi başlatıyorsun?"

"Evet. İlk performans değerlendirmesinde ölmezse devam eder."

Ege güldü.

Miray da istemsizce gülümsedi.

Rüzgâr'ın yüzündeki gerginlik birkaç saniyeliğine gevşedi.

Ardından üçüne birden baktı.

"Ege?"

Ege'nin cevabı hazırdı.

"Ben kabul ediyorum."

Ada gözlerini devirdi.

"Şaşırtıcı."

Ege bu kez ciddiyetle konuştu.

"Miray bize ulaşmak için aylarca çalışmış. Dün iki kez yardım etti. Elindeki bilgilerin gerçek olduğunu da kısmen doğruladık. Ona körü körüne güvenelim demiyorum ama bu işi onsuz çözmeye çalışmak aptallık olur."

Rüzgâr başını Ada'ya çevirdi.

Ada'nın yüzünde hâlâ tereddüt vardı.

Miray'ın onları bulabilmiş olması onu rahatsız ediyordu. Ege'nin ona karşı duyduğu ilgiyi de fark ediyordu. Fakat bunların hiçbiri kararını tek başına belirlememeliydi.

Asıl mesele şuydu:

Miray hem büyük bir risk hem de sahip oldukları en güçlü ihtimaldi.

Ada sonunda konuştu.

"Kabul ediyorum."

Miray'ın omuzları belli belirsiz gevşedi.

"Ama," diye devam etti Ada, "sana güvenmiyorum."

"Bunu fark ettim."

"Güven kazanılır."

Miray başını salladı.

"Benim de size tamamen güvendiğim söylenemez."

Ada'nın dudaklarının kenarında çok hafif bir gülümseme belirdi.

"Belki anlaşabiliriz."

Rüzgâr elini Miray'a uzattı.

Miray birkaç saniye boyunca o ele baktı.

Bu, yalnızca bir anlaşma değildi.

Yıllardır uzaktan takip ettiği insanların dünyasına açılan kapıydı. Aynı zamanda geri dönmesi zor bir çizginin diğer tarafıydı. Elini uzattığı anda yalnızca bilgi vermeyi değil, onların aldığı risklere ortak olmayı da kabul edecekti.

Fakat ailesine giden yol yıllardır kapalıydı.

Önünde ilk kez gerçek bir geçit açılmıştı.

Rüzgâr'ın elini tuttu.

Ege'nin yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi. Ada ise ikisinin ellerine, ardından Miray'ın gözlerine baktı.

Rüzgâr elini çekti.

Miray masasının kenarına yaslandı. Dün gece hazırladığı bütün dosyaları, isimleri ve bağlantıları düşündü.

Artık oyun yalnızca onun kurallarıyla oynanmayacaktı.

Ama ilk kez tek başına da olmayacaktı.

Dudaklarında küçük, kontrollü bir gülümseme oluştu.

"O zaman," dedi. "Aranıza hoş geldim."

End of chapter

Page 1 of 66Swipe sideways to turn the pages

READER NOTES

Comments

No reader notes on this chapter yet. Leave the first mark.